Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İlk Göz Ağrısı (26) : Furkan Çolak ve “Yıldızsız, Katran Karası”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı


Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Bu bandrol tutkusu bana biraz tuhaf gel…

Dünlük 72: “Hem Tanrı'ya hem de paraya kulluk edemezsiniz”

12.Şubat.18 Geçtiğimiz günlerde twitter’da şöyle yazdı Handan İnci hoca: “Oğuz Atay'ın romanlarına sonradan eklenen önsözler kaldırılmalı artık. Metin, okurla başbaşa bırakılmalı. Tanpınar'ın romanlarına eklenenler de tabii. Bunlar tarihsel işlevlerini tamamlamıştır.”
Tanpınar’ı bilmem ama, sözgelimi Tutunamayanlar’ın başındaki iki önsöz kaldırılabilir bana kalırsa. Hatta roman, iki cilt olarak basılsa daha güzel olmaz mı? Malumunuz tuğla gibi Tutunamayanlar, tutmak ve taşımak da zor oluyor. (E kardeşim, e-kitap okusana diyebilirsiniz, ben de “eyvallah, almayayım ben” derim.) Son zamanlarda bırakın önsözü, kitap arkasına yayınevlerinin koydukları abartılı açıklamaları da okumuyorum. Metnin kendisi lazım bize azizim, metnin bizatihi kendisi: Gölge etmesinler, yeter. • • • Manisa’nın Alaşehir ilçesinin harcının kardeş sevgisiyle karılmış olduğunu biliyor muydunuz? Alaşehir, o zamanki adıyla Philadelphia, Pergamon kralı II. Eumenes tarafından kurulmuştur. II. Eumenes, kendisinden sonra…

2018 Dünya Öykü Günü Bildirisi

İnsan zekâsı pek çok buluşu gerçekleştirdi şimdiye kadar. Zekânın bile yapayını buldu, geliştirdi. Ama yapay olarak ürettiği şeylerden hiçbirine kendisinde bulunan en önemli özelliği, duyguyu katamadı. İnsandan insana duygu aktarımını sağlayan tek şey, dün de sanattı, bugün de sanat. Sanatın ise hemen her türünde ama az ama çok öykü var. Tiyatro, sinema, opera, bale hep bir öyküye dayanır. Bir bestede, bir resimde öykü olmadığını kim söyleyebilir? Hele edebiyat... Her türüyle öyküye dayar sırtını. Şiir bir öyküyü fısıldar ya da sezdirirken deneme öyküden yola çıkar ya da öyküye varır. Yine de olay anlatımının bağımsızlık bayrağını dalgalandıran, öykü türünün ta kendisidir. İster uzun ister kısa, iyi yazılmış, güzel anlatılmış her öykü, okuru içinde bulunduğu ruh durumundan çıkarır, hiç hesapta olmayan bambaşka bir sevince, eleme, hüzne, acıya, kedere, mutluluğa bırakıverir. Bence üç kaynağı var bu gücün. Yaşamın kendisi, her özelliğiyle insan ve bütün zenginliğiyle dil... Yaşam durmaksı…

"Mihman" : Bir Harf Farkla

Mihman’da Akif Kurtuluş, Kürt meselesi etrafında toplumun farklı kesiminden insanların yollarını inandırıcı bir olay örgüsü ve sürükleyici bir kurgu içinde kesiştirerek, muhtemel ve deneyimlenmesi mümkün insanlık halleri koyuyor okurun önüne. Romanın özetini vermek henüz okumamış olanların okuma keyfini kaçırabilir. Çünkü okur, yazarın satır aralarına yerleştirdiği ipuçlarını sonraki sayfalarda çözerek ilerliyor; bu da olaylar ve kişiler arasında sıkı nedensellik bağı kurarak okuyanın ilgisini sonuna kadar canlı tutuyor.
Mihman’ın anlatısı, iki ana karakterin yanı sıra on üç tamamlayıcı karakterin iç monologlarından oluşuyor; ayrıca bir anlatıcı yok. Bunların hepsine karakter diyebiliriz sanıyorum, çünkü başarıyla verilen içsel çatışmaları, hataları, zaafları, kullandıkları söylem ve davranışları ile her biri okurun zihninde somut bireylere dönüşüyor. Karakterlerin tamamı yaşadıkları tarihsel kesitte rastlayacağımız, ait oldukları toplumsal kesim ya da grubun değerleri ve “jargon”u ile…

AHMET Abim YORULMAZ

O yıllarda barış, dostluk kavramları dile düşmemişti daha. Ulus, dil, din ayrımı olmadan sadece insan olduğumuz için birbirimizi sevmemiz gerektiğinden söz eden yoktu. Belki vardı da biz sesini duyamıyorduk. O yıllarda Ayvalık’ta Türk ve Yunan toplumlarının ortak acılarını dile getiren, çevirileri, romanları ile birbirimize ne de çok benzediğimizi bize hissettiren bir yazar vardı. Geylan Kitabevi’nin sahibi Ahmet Yorulmaz. Ayvalık’ın tek pasajındaki yeri, bizler için “Ahmet Abi’nin kitapçı dükkânı”ydı, yabancılar ve turistlerse Geylan Kitabevi diye bilirdi. Uzun yıllar başımı kaldırıp bakmadığım için adını çok sonra fark ettim. Kırtasiye malzemesi de satmasına karşın gerçek bir kitabeviydi. Hani şu kapısından girer girmez kitap kokusu duyduklarımızdan. İstediğin kitaba dokun, sayfalarını çevir, oku. Ahmet Abi’ye konusunu, yazarını, aklına geleni sor. Siyah çerçeveli gözlükleri, yüzünde ciddi ifadesi ile sana uygun olanı önerecektir. Eminsin bundan. Bir çocuğa, gence bundan büyük iyili…

Dünlük 71: “Sizinkisi de gülmek mi a teresler”

5.Şubat.18 Salâh Bey Sözlüğü’nü, bildiğiniz üzre, bir önceki Dünlük’te sonlandırmıştık. Nedir, Akif Kurtuluş’un ikinci romanı Ukde’de iki gözüm Salâh Bey’e rastlamak sevindirdi: “Öfkemle baş etmek adına değil, neler yaşadığımı daha sonraları göreyim diye ben de bir yerlere bir şeyler kaydetmek istiyordum. Karar yazmaktan başka yazıyla ilgim olmamıştı. Birçok genç kızın tersine hiç günlük tutmamıştım. Ataç'ın Günlükleri bir fikir verebilir düşüncesiyle Nuri'nin kütüphanesinden alıp şöyle bir bakmış, hiç tat almamıştım. Kuşları Örtünmek, o günlerde bir kitapçının raflarında öylesine gezinirken gözüme çarpmıştı. Yazarının adı da bana çok yabancıydı. Daha ilk sayfalarında bir cümle hemen beni içine aldı. ‘Gerçekler tarihlere ya geçmiyor ya da çok başka kılıklarda geçiyor,’ gibi bir şeydi. Biraz daha karıştırmaya devam ettim. ‘İnsanları ürküten, bir şeyin yapılması değil, anlatılmasıdır.’ Dedim Cavidan, aradığın tam da bu işte! Sonraki yıllarda başucu kitabı yaptım. Günlüklerde ismi…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…