Ana içeriğe atla

yastıklı hüzün

Sevdiceğim evimize kalmaya geliyordu. Aman Allah’ım bu nasıl bir şeref. Aynı çatı altında uyuyacaktık.
Saat 02:27: Ve o an geldi. Yatma vakti. O yamuk çekyatta yatmasına gönlüm razı değildi ama nasıl derdim ki, gel benim yatağımda yat, diye. Daha yeni tanıştık sevdiceğimle. E, eve mi attın tanışır tanışmaz demeden önce bi açıklamama izin verin. Sevdiceğim aslında ev arkadaşımın sevgilisinin arkadaşı. Ben onun sadece arkadaşının sevgilisinin ev arkadaşıyım. Yahninin suyunun suyunun suyundan yahninin özüne giden bir yol var mıdır bilmiyorum. Tek bildiğim şey birazdan sevdiceğime vereceğim yastık kılıfını sabah saçının kokusu sinmiş olarak alacağım.
Saat 03:30: Acaba uykuya dalmış mıdır? Resmen duvarın arkasında o vardı. Kulağımı duvara dayadım. Aman Allah’ım o da ne? Nefes alış sesi yoktu veriş sesi de yoktu. Sonra soluk sesinin duvardan geçmeyebileceği aklıma geldi. Derin bir oh çektim. Ancak horladığı takdirde gelebilirdi. Demek ki sevdiceğim horlamıyordu bir derin oh daha çektim.
Saat 05:20: Artık saçının kokusu sinmiştir heralde. Ya sinmediyse? Hemen kulağımı duvara dayadım. Sağa sola dönme sesi var mı diye. Hani dönerse saçı iyice yastığa sürtülür hatta belki birkaç tel yastıkta kalır. Ayrıca bu ses duvardan geçer. Çünkü çekyat son derece uyduruk. Gıcırdaması için osurman bile yeterli affedersin.
Saat 08:10: Ulan 3 saat oldu, hala hareket yok. Aman Allah’ım yastığı verdiğim gibi mi alacağım diye endişelenirken ansızın bir şeyin farkına vardım. Lan sevdiceğim ne kadar uslu yatıyor. Bu ilerde bana ne tepik atar ne yorganı üstümden çeker. Kedi yavrusu gibi durur yatakta diye düşündüm ve derin bir oh çektim.
Saat 09:30: Lan duvarın dibinde bu saatte ne yapıyorum ben Allah aşkına. Uyku da ne biçim bastırdı. Aman Allah’ım yoksa ben aşık değil miyim? Nasıl olur da gözüme uyku girer? Derken zihnimde Mecnun-Kerem-Ferhat üçlüsü canlandı. Ardından bunları osura osura uyurken düşündüm. Hiç de mantıksız gelmedi. Derin bir oh çektim. Gönül rahatlığıyla uykuya daldım.
Saat 15:40: Eyvaaaah! Ulan saat kaç olmuş. Bir koşu salona gittim. Aman Allah’ım gitmiş. Evde kimse yok. Beni uyandırmaya kıyamamış diye düşünüp derin bir oh çekecektim ki içimden bir ses “seni kim ipler aq!” dedi. Sesin sahibi her kimse ağır konuştu ama haklıydı. Sonra yastığı fark ettim. Atıldım yastığın üstüne. Derin derin içime çektim. Aman Allah’ım bu ne zikim bir koku? Burnumun direği kırıldı. Lan sevdiceğimin saçı böyle mi kokuyor? Adeta yıkıldım. Sonra koştum odama başka bir yastık kılıfı kokladım. O da ne? Aynı koku. Nemden midir küften midir bu kılıflar nasıl bu hale gelmiş anlamadım. Demek ki bu kötü koku sevdiceğimin saçlarına ait değil. Derin bir oh çekmiştim ki..has ssiktir! Ne oh çekmesi lan. Kıza ne biçim yastık kılıfı vermişim. Adeta yıkıldım. Bu sefer kesin yıkıldım. Artık ben onun arkadaşının sevgilisinin pasaklı ev arkadaşıyım. Derin bir ah çektim!

Samet Bektaş


Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …