Ana içeriğe atla

en el aşk



aşk olmalıyım ben aşk
ki tüm aşıklar bana aşık olsun
ve sonunda aşk edeyim gerçeğin tokadını
büyük bir aşkla suratlarına

birbirlerine değil aşka aşık olur insanlar!


ahmet h. erkan

Yorumlar

  1. Merhaba,
    Sitenize şöyle bi baktım okudum. İyi niyetle bir şeyler yapmaya, ortaya koymaya çalışıyorsunuz belli ki ancak iyi niyet yeterli olmuyor işte bazen. Vasat bir seviyede ürünler okudum ben. Hele şu son yayınladığınız "en el aşk" şiiri(!). Ya siz şiir nedir bilmiyorsunuz ya da ben. Aklınıza insanlara söyleyecek parlak bi fikir gelmiş olabilir, daha doğrusu o söylemek istedikleriniz size parkalmış gibi görünebilir, bununla yetinmeyip insanlara ulaştırmak isteyebilirsiniz de ama bunu şiir yoluyla yapmak zorunda değilsiniz. Mallerme'nin meşhur sözünü belki bilirsiniz: Şiir duygularla değil sözcüklerle yazılır. Yani her duygulandığınız da, örneğin Kenya'da ölenler için üzüldüğünüzde kağıda kaleme -ya da siz gençlerin yaptıkları gibi laptoplara- sarılıp salya sümük bir şeyler karaladığınızda bunun adı şiir olmaz. Sadece siz öyle olduğunu düşünürsünüz. Aynı şekilde aklınıza gelen bir fikri, düşünceyi şiiri kullanarak anlatmak ne kadar doğrudur, varın siz düşünün bunu. Örneğin, karşı cinsle yaşanan ilişkide, tarafların aslında birbirine değil de ikisi birlikteyken hissettiklerine, birlikte olma durumlarına aşık olduklarını düşünüyorsunuz. Bunu o alt alta koyduğunuz 5 satırı yan yana koyarak da söyleyebilirsiniz pekala. Demek ki bu şiir yazmadan da insanlara iletebileceğiniz bir düşünceymiş, değil mi? Mallerme'nin
    sözüne başka bi şairin sözüyle ekleme yapmak istiyorum: Şiir sözcükleri çiftleştirme sanatıdır.
    Genç dostum bunları dikkate alın bence.

    YanıtlaSil
  2. merhaba isimsiz,
    (isminizi yazsaydınız keşke)

    öncelikle pArşomen'i okuyup yorum yapma zahmetiniz, bu yorumunuzun da "elinize sağlık, çok güzel olmuş"tan farklı bir şey olduğu için çok teşekkür ederim.

    şairlerin şiir üzerine söylediklerinden gidiyoruz sanırım. bu doğla olarak böyle tabi. ne olup ne olmadığını bir türlü tam olarak anlayamadığımız, nasıl olması, nasıl yazılması, nasıl ve nerde yayınlanacağı, yazanına ne deneceği, şiir yazan kişini nasıl davranması gerektiği gibi hakkında bir çok soru(n) (yüzlerce soruya çıkartılabilir)ortaya atılabilecek "şey" hakkında, şairlerden (ben şiir yazan ya da şiir yazıcısı demeyi tercih ederim ama şair deiyelim hadi)kime başvurulabilir. Yazının sonuna eklediğiniz alıntı Özkan Mert'in sanırım ve yanılmıyorsam "bir dünyalının notları" adlı kitabından. Ordaki şiir üzerine aforizmalarında şöyle bir sözünü de anımsıyorum: Şair devlete yararı olmayan kişidir.
    Bir de Salah Birsel'in bir sözü var ki sanırım, şiirin ne olup olmadığı konusuna ironik bir yaklaşım sayılabilir: şiir, maydanoz değildir. sanırım bu kadar alıntı yeter.

    sayın isimsiz,
    dikkat ettiyseniz "en el aşk" başlığıyla bloga eklenen yazının başlığında, etiketinde ya da herhangi bir yerinde "şiir" ibaresini bulamazsınız. kavramlara, isimlere çok yakıldığımı düşüneceksiniz ama zaten ben kendi yazdıklarıma da hiç bir zaman şiir demedim, "şiirimsi" demeye hep özen gösterdim. "fazla alçak gönüllü olma, alçak sanırlar" sözüne hiç aldırış etmedim bugüne kadar, dikkate almadım. bu yüzden çok incindin, kırıldım zaman zaman ama sanırım bu benim karakterim ve değiştiremiyorum. bu tutumumun her şeyime yansıdığı gibi elbette yazıklarıma ve onları adlandırmama da yansıması kaçınılmaz.

    öte yandan, herhangi bir yerinde şiir ya da şiirimsi yazmasa da "en el aşk"ın bu niyetle yazılmadığını söyleyecek kadar da sahtekar değilim. eleştirilerinizde haklı olabilirsiniz. aslında söylediklerinize katılıyorum ancak siz de bilirsiniz, bir kişiyi (şairi/yazarı) değerlendirmeden önce mümkünse bütün yazdıklarını, kim olduğunu, özellikle söz konusu bir şairse hayatını, kimden etkilendiğini, nasıl yaşadığını bilmek gerekmez mi?

    şiiri sizin mi benim mi yanlış bildiğim konusuna gelince. sizin deyiminizle biz gençler, özellikle de 80 sonrası kuşağın, malunuz olduğu üzere kafası her konuda karışık, kararsız. sizin yaşınızı bilmiyorum elbette ancak siz gençler diye suçlamaya yakın bir tonda hitap ettiğinize göre yaşlanmış olmalısınız. ama genç ya da yaşlı olmak da zaten çok önemli değil. (siz bu konuda farklı düşünüyor olabilirsiniz). şiiri ne biliyorum diyebilirim ne de bilmiyorum diyebilirim. sanırım sizin için de aynı şey söz konusu.

    son olarak, eleştirileriniz ve ilginiz için gerçekten teşekkürler. bu pArşomen'in bugüne kadar aldığı en kapsamlı eleştiri çünkü.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …