Ana içeriğe atla

iranlı sara periler diyarında


Kendisininki gibi nice seslerin, nice dertlerin olduğu bir topluluğa ilk kez katılıyordu yerinden yurdundan uzakta Sara. Hiç ummamıştı böyle bir toplulukla karşılaşacağını, kendisi gibi nice sığınmacı, mülteci kadınla birlikte olacağını. Oğluyla katılmıştı etkinliğe. O da ilköğretim birinci sınıfa kayıt yaptırmış bu yıl, “Biraz zorlanıyoruz ama başaracağız değil mi oğlum?” diyerek başını okşuyor çocuğun. İran’dan oğluyla birlikte kaçmışlar (neden kaçtıklarını söylemek istemiyor). Türkiye’ye gelişleri neredeyse bir yıl olacakmış. Birilerinin yardımıyla önce Van’a ardından Ankara sonra da Aksaray’a gelmişler. İranlı aileler ve Aksaray halkı yardım ediyormuş Sara ve çocuğuna.

Hayran kalıyor Kapadokya’nın güzelliğine ve şaşkın bakıyor mülteci kadınların çokluğuna. Herkesin bir hikâyesi, toprağını terk etmesine yetecek kadar sebebi var. “Daha ne kadar büyük acı olabilir ki” diye mırıldanıyor. Sürmeli gözleri doluyor, sıkıyor kendini, “bugün gözyaşı günü değil, benim günüm dercesine” gülümsüyor. Yaşaran gözlerini siliyor ojeli parmaklarıyla.

Rüzgârlı Kapadokya’da, elinde oğlu Üç Hisar’a doğru tozlara karışarak ilerliyor. Soğuk taşların arasından yukarı çıkıyor, basamakların ardından gökyüzü görünüyor. İlerliyor, gökyüzü kayboluyor, soğuk taşlar arasından tekrar ilerliyor basamaklar basamaklar...Tepeye vardığında tüm gökyüzü onun olacak. Etrafına bakıyor, peribacalarına, rüzgâra, kayalıklara oyulmuş evlere…Pencereler görünüyor, yukarıya gökyüzüne bakıyor, gökyüzü uzak hâlâ. Fakat yeryüzü de bir o kadar uzak görünüyor. “Hayalim acılarımızı da böyle aşağılarda bırakmak, mutlu olmak dahası yardım etmek bizim gibi nice insanlara” diyor umutla...

Ardından dönüş yolculuğu...Otobüste cümbüş var, arkadan keman sesi geliyor. Kadınlar koro halinde şarkı söylüyor. Önce beni yabancı karşılıyorlar ama ardından kolumdan tutup koroya dahil ediyorlar. Şarkı sözlerini bilmesem de müziğin ritmiyle onlara eşlik ediyorum. “Seneye yine görüşelim” diyorlar. İranlı Sara, “bizi ziyarete gel” diye fısıldıyor.Tekrar görüşmek üzere ayrılıyoruz. Ben Ankara’ya O Aksaray’a doğru yola çıkıyoruz. Yolda Sara’yı düşünüyorum. Bugün uzun zamandır olmadığı kadar mutluydu. Şimdi evine gidecek, yoksul kimsesiz evine, soğuk odayı ısıtacak, ardından bir çorba içirecek oğluna. Belki Aksaraylı komşusu bir tabak yemek getirecek. Bir bardak çay içip uyuyacaklar. Pazar’a ders günü, bildikleriyle çalıştırmalı oğlunu, komşunun kızı da yardım eder.Günler günleri yumak yumak dertler dertleri kovalar bekleme gününe kadar…


Nurcan Tüfekçi


Not: Türkiye, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ni coğrafi çekince koyarak imzalamıştır. Bu çekinceye göre, Türkiye Avrupa'dan gelip iltica talep edenlere "mülteci" statüsünü tanırken; Doğu'dan gelip iltica talep eden kişilere "sığınmacı" statüsüne göre davranmaktadır.

Buna göre Doğu'dan gelen sığınmacılara mültecilik verilmemekte ancak bu kişilere, üçüncü bir ülke tarafından mülteci olarak kabul edilene kadar, Türkiye'de kalma hakkı verilebilmektedir. Sanıyoruz ki Sara da bu kişilerden biri.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …