Ana içeriğe atla

geleceği unut!


15 Şubat 2009 tarihinde Kadıköy’de dağıtılan bildiridir:

Geleceği unut. Beklediğin, umut ettiğin, büyük güneşli günü unut. Bütün evrenin merkezinde oturan egonu çöpe at. Cenneti, cehennemi ve emirler yağdıran allahını unut. Ölümsüz ruhunu unut, bedeninle ölüp gidecek bir gün çünkü o. Kutsal saydığın şeylerin neden kutsal sayılmaya başladığını hatırlamazsın bile, unut bütün ahlaksal zırvaları. Ahlakı unut.

Seni çöpe atan sonra da o çöpe bir yudum ekmek atan sahibine beslediğin minneti unut, suratına tükürebilirsin o ekmeği. Utanma! Sana ekmek veren kişinin elini öpmeyi öğrettiler ya, utanma sakın, kusabilirsin de hepsini. “Ekonomik özgürlük” emek tutsaklığıdır. Uzmanlaşma ve işbölümüne dayalı uygar dünya yapabileceklerimizi çoğaltmış gibi görünse de yapamayacaklarımızı çoğalttı. Bilgisayarların para transferlerinde kullanılması ve paranın artık bitlerle taşınıyor olması; kredi kartlarının çoğalmasını ve bununla birlikte borçlanmanın ulaşabileceği en yüksek seviyelere ulaşmasını sağladı. Bu durum geleceği olmayan bizlere gelecek için bir var yarattı. Borçlandığımız bankalar, bağlı olduğumuz kurumların borçlandığı diğer kurumlar bizi gelecek için satın aldılar. Gelecek on yıllar içinde onlar için çalışacağız. İşte krizin anlamı budur. Burada böylece bağırıp gideceksin: “Yaşasın emekçiler, yaşasın üreten eller.” Vicdanın bir nebze rahatlamış olacak ve döneceğin yer yine o çöplük. Bulunduğun, şu anda üzerinde ağladığın köprüyü parçala. Yakışıklı ve güzel suratlarıyla ebleh ebleh sırıtan ve sana düşmanlarının kim olduğunu söyleyen haber spikerlerinin kaderini değiştir, kırmızı düğmeye bas kapansın, silinsin dünyadan ve at pencereden aşağıya televizyonunu. Şehri nasıl kullanacağımızı belirleyen yolları unut. Bütün yolları değiştirelim, arabaları unut; pedallara davran, bacaklarının varlığını hatırla ki bizi sürekli aynı çemberin içinde hızlıca dolaştıramasınlar bir daha ve döndürüp dolaştırıp alışveriş merkezlerinin önüne atmasınlar bedenlerimizi.

Bayrakları, sınırları, bütün kurumları yak. Bedenin ve bütün yalnızlığınla diğer bedenlerin içinde dolanıyorsun ama hiç birine dokunmuyorsun bile, köstebek gibi geziyorsun sokakta. Eşcinsel, kadın, erkek, Kürt, Yahudi, Ermeni derken aslında kim olduğunu biliyor musun? Bilebilir misin? Ne yapabileceğini biliyor musun ya da aslında ne yaptığını? Üreten ellerinin neyi ürettiğini biliyor musun? “Devlet olmazsa herkes birbirini öldürür” derken devletin öldürdüğü bedenleri sayabiliyor musun? Kendi iradeni teslim ettiğin kişileri tanıyor musun? Can sıkıntısıyla geçirdiğin bütün ömrünü hatırla. Hapishanenin parmaklıklarını görüyorsun bütün geçmişinde. Bütün geçmişinde acı var. Sanma ki bu acı seni öbür dünyada mutlu kılacak. Bu acı sadece seni daha güçsüz kılacak ve bu güçsüzlük seni yiyip bitirecek.

İletişimin olmadığı, kuru, gri bir coğrafyada, belirli ağaçlar içerisinde, dış etkenler tarafından sürükleniyorsun. Bu ağ içerisinde sürüklenme kurumların içerisinden dışarıya çıkamıyor çünkü bu ağın kendisi dev bir kurum. Sürekli tekrarlanan sürüklenme; ne yapacağını bilemeyen, kendi gücünden, duygularının nedenlerinden habersiz, gücünü iktidarla karıştıran, iktidarsızlaşmayı güçsüzlükle karıştıran, arzularını istekleriyle karıştıran, sevmeyi sikmekle karıştıran insanları içinde barındırıyor. Farkında mısın sadece biyolojik bir pil işlevi görüyorsun. Arzular piyasaya çıkıyor, sesler susuyor, uzaktan da anlaşabilir bir hale geliyoruz. Sana her baktığımda kendimi görüyorum. Herkesin yüzünde kendimi görüyorum. Birey ölüyor, ben ölüyorum, sen ölüyorsun; her şey ötekileşiyor ve ben artık aynaya baktığımda seni görüyorum. Sürekli sesler duyuyorum, birbirinin aynı tonlamalarla krizden ve savaştan bahsediyorlar. Obama’dan ve Bush’tan. Bit virüs gibi çoğalan gündemler trafiği arttırmak bir yana spekülasyonları olanaklı kılarak pasif, bağımlı, salak vatandaşlar olmamıza neden oluyorlar.

Yine de yılmayacaksın biliyorum.

Yılma koş geleceğe, seni orada bekleyen koca bir hiç var.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …