Ana içeriğe atla

kızıl düş

Levent Karacaoğlu’nun fotoğrafından esinlenerek yazılmıştır.

"Ne keşfederim ey Tanrım Cervantes öldükten sonra?"
(Hüsnü Arkan, Hiçe Doğru kitabındaki Nevzuhûr Edebiyye şiirinden)


O gün La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote’nin serüvenlerini on üçüncü kez okumuştum ve planladığım gibi 19 Ocak’ta saldırıya hazırdım. Bazilikaya saldıracaktım. Her şey hazırdı; su tabancam, hasır şapkam ve kiraladığım bisiklet. Bazilikaya hava kararır kararmaz saldırmayı düşünüyordum. Önce Akropol’e çıkıp, bir hacının kutsal saydığı yerleri tavaf etmesi gibi, benim için büyülü bir yer olan kaleyi gezdim. Kestel barajının azalan sularına baktım, Bakırçay ovasını seyrederek planımın ayrıntılarını gözden geçirdim ve bisikletimle hedefe doğru yola koyuldum.

***

Don Quijote’nin, ona hem sadık bir silahtar hem de iyi bir yoldaş olan Sancho Panza’sı vardı. Oysa benim yanımda kimse yoktu, bir dost bile bırakmamıştım çevremde. O yüzden de tek başıma indim dar sokakları, artık Kızıl Avlunun tam karşısındaydım. Tabancamı çıkarıp suyunu kontrol ettim, taarruzum sırasında kafamdan düşmesinden diye hasır şapkamı sağlamlaştırdım ve pedala bastım. 18. vitese takmış son hızla hedefime, yani İncil’de adı geçen kutsal mekana doğru ilerliyordum ki karşıma bir kedi çıktı. Ah zavallı ben, kediden o kadar korkarım ki! Kediyi görür görmez rotamı değiştirdim ama ne olduğunu anlayamadan her yer karardı. Gözlerimi ovuşturup hedefime baktım, birbiri içine geçmiş gibiydi. Bir kez daha ovuşturdum gözlerimi, iç içe geçmiş halka gibiydi Bazilika, paniğe kapıldım. Şimdi hangisine saldırmalıyım diye düşünürken karanlık tamamen hakim oldu.

***

Kulağımda ve yüzümde bir ıslaklık hissettim. Öyle bir sıçradım ki klarnet kafamı delecekti neredeyse. Meğer kedinin dili sandığım, klarnetçinin tükürüğüymüş. “Ağbi, özel bi isteğin var mı, çalalım yakışıklı abim,” dedi klarnetçi. Darbukacı çocuk da yanında sırıtıyordu. Karşımda oturan kısa saçlı, sakallı, aydınlık yüzlü genç adamı göstererek “Çok kıyak arkadaşın var ağbi,” dedi. Adama dikkatlice bakınca bunun yetim İsa olduğunu anladım, başımdan aşağı kaynar sular dökülür gibi oldu, sırtım terledi ve böyle zamanlarda hep olduğu gibi kaşınmaya başladım. Önümde duran şarap testine uzanıp kafama diktim, hayatımda içtiğim en güzel şaraptı. Etiketine baktım; 5 litrelik damacananın üstünde Urartu yazıyordu. Bu ya bir kamera şakasıydı ya da rüyaydı. İsa’nın kafasındaki dikenlere ve başından aşağı süzülen kanlara bakılırsa gerçekti ama yine de emin olamıyordum.

Tam bu sırada klarnetçi Üç Kemerin Dibeği’ni çalmaya başladı. İsa, “Çok yalnızım be hacı,” dedi, “hem de çok!”

“Anlıyorum” anlamında başımı eğdim.

***

Bazilika bana hala iç içe geçmiş olarak görünüyor(du).


Ahmet Hamdi Erkan

Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …