Ana içeriğe atla

Aşkhâlim diye bir caz şarkısı…


“Şiir öldü (mü?)!”

“Şiir hayattan koptu, hayat şiirin dışında kaldı.”

“Kimse şiir okumuyor!” gibi tartışmaların ortasında iyi şiirler yazılmaya devam ediyor. Hayat öyle ya da böyle akıp giderken bazı şair erkekler ve şair kadınlar sözcüklerden bir tortu bırakıyorlar hala. Bu tortulara dokunanlar, bunları okuyanlar da var hala. Bir dizeyle, bir sözcükle duralayıp hüzünlenebiliyorlar, sevinç duyabiliyorlar. Basitçe söylemiş olsak da durum bundan ibaret. Öte yandan şiir çok kollu bir ırmak gibi farklı derelere bölünüp gidiyor. Görsel-şiir, neo-epik şiir gibi “yeni” derelerle beslenen bu ırmakta kimileri Ankara metrosunda kılınan cuma namazı duyarlılıklarıyla akarlarken Halim Yazıcı gibi şairler taşlara, papalinaya, Maltepe’ye, klarnetlere, gökyüzüne, aşklara, delicelere, Ella Fitzgerald’a, Foça’ya, Mordoğan’a, vapurların dumanına; ezcümle evrene bakarak kuruyor sözünü. İyi ki kurmaya devam ediyor.

Aşk Hâlim, Halim Yazıcı’nın yayınlanan ilk kitabı O Güzel Narin Gelin’den son kitabı İpek Tin’e kadar tüm kitaplarından seçilmiş şiirlerden oluşuyor. Otuz yıla yakın bir şiir birikiminin ipuçları bir bakıma. Kitabın künyesinde yazmıyor ancak yakın zamanda yitirdiğimiz Kemal Özer’in “Halim Yazıcı’yla Bir Şiir Yolculuğu” başlıklı kısa ama özlü yazısından şiirleri seçenin şairin kendisi olduğunu anlıyoruz. Kemal Özer’in yazısının yanı sıra Halim Yazıcı’yla yapılmış bir söyleşi ve Halim Yazıcı şiiri üstüne yazılmış yazılar karşılıyor okuru. Seçme Şiirler kategorisi için oylumlu sayılabilecek kitabın başındaki bu yazılar rehber niteliği taşıyor okur için, özellikle de Halim Yazıcı şiiriyle yeni tanışan okurlar için. Belki ufak bir eksiklik, şairin niye bu şiirleri seçtiğini açıklar bir yazısı. Bir de şiirleri seçenin künyede de yer almaması.

Şiirleri okumaya geçince, dizgi ve yazım hataları dahil tüm kusurcukları unutuyoruz. Çünkü öğreniyoruz: “yağmur türküsü/yağmur altında/sırılsıklam söylenir.” “ve uzaktan eski bir aşk şarkısını fısıldar kır çiçekleri Maltepe’nin.”

Fazla alıntılı şiir yazılarından oldum olası sıkılmışımdır ama bu defa “neyzen mi tevfik mi yoksa bu kalan bende.” diye soran şairi bolca alıntılamama engel olmayacağım! Çünkü Halim Yazıcı taşkın değil doğa gibi uyumlu ve dingin bir şiir yazıyor. Yanlış anlaşılmasın; coşkusuz değil ama dingin. Mırıldanır gibi değil usul sesle haykırır gibi. Söz gelimi, “taşın geleceği ile oynayan kirli elleri” uyarıyor kadim Allianoi için. Ya da Yaralı Temmuz ve yaslı bizler için sesleniyor: “ben jazz dinliyorum/üç gündür ağlıyorum”.

“hijazz, aşk cazdır, foçablues, ella fitzgerald, jazz dinliyorum, bir çingene için blues” aşk c’azdır! diyen şairin sesine sinen şiirlerden bazıları. Caz yalnızca aşka değil, hayata ve şiire de sinmiştir Halim Yazıcı’nın şiirinde. Kitabın başında yer alan Dinçer Sezgin imzalı söyleşide şöyle açıklıyor şiirinin, hayat ve caz ile olan ilişkisini şair: “Şiirimde açan akşamsefaları, yalnızca akşamları değil, ne zaman ne yapacağı belli olmayan caz sanatçıları gibi damdan düşer üstüne dizenin. Bir bakarsınız şiirim Konak’ta, Pazar günleri kristallerini saklayan işçi kızların eteklerinin altında; krizantemlerle bahara çıkarır sizi. Bu yüzden şiir yazmak bana göre değil. Aslolan yaşamak. Bana göre olan şey yaşamak. Yaşarsam yazıyorum, yaşadığımı yazıyorum. Dokunmadığım denizin şiirini yazmak, flütünün matlığını görmeden şiirini yazmak gibi Ian Anderson’ın, nefesini kendime yalan söylemek gibi.”

Kedilerin gözlerini ve mavi kirpiklerini görebilen Halim Yazıcı’nın bir Ege/Akdeniz duyarlılığı taşıdığı doğrudur. Ama bu hiçbir zaman bir mikro milliyetçilik değildir. Mademki yaşadığını yazar şair; iliklerine sinmiş olan bu “zeytin ve incir ağaçlarının ülkesi” elbette şiirine yansıyacaktır.

Bu yüzden onun gizli melekleri zeytinliklerdir.

Ve “bu yüzden bergama’da doğar dolunay”.

“çünkü küçük bir kızın topuklarıdır akdeniz.”

***

Halim Yazıcı okumak, her şeye daha dikkatli ve özenle bakmamızı sağlıyor. Kuşlara, böceklere, ağaçlara, kaldırımlara, kedilere ve ölü kelebeklerin dansına, kar sesine artık Halim Yazıcı okumadan önceki gibi bakamayız. Dünya daha bir evimizdir artık, odamızın tavanı gökyüzüdür ve deniz bundan böyle yalnızca bencil yazlığımız olmayacaktır.

Şairlerin yıllar boyunca biriktirdiklerini "Toplu Şiirler" olarak sunmaları birçok bakımdan zarif olmuyor ama kitaplara tek tek ulaşamayan talihsiz genç okur için bir fırsat olduğu da kaçınılmaz. Halim Yazıcı’nın eminim ki yine özgün bir adla yayınlanacak toplu şiirlerini en yakın zamanda görmeyi umarak şairin “dünyanın bütün sığırcıkları”na seslenişiyle bitirelim:

çıkın yollara
yenilin bir daha

deliceler aşkına!


Şair burada dünyanın bütün sığırcıkları diyerek kime sesleniyor dersiniz?



Onur Çalı



Yorumlar

  1. Kaleminize sağlık. Selam, sevgi ve saygılarımla...
    Hülya Soyşekerci

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …