Ana içeriğe atla

Kederli Bir İroni: Sinek Isırıklarının Müellifi


Ben, hiç olmasam keman olurdum!”
Barış Bıçakçı’nın bir şiirinden…


Henüz hiç söyleşi yapmamış olsa da, kendisinden “ilk kez mülakat veren, fotoğraf çektiren, 'usul usul edebiyat' yaptığı söylenen ama muhtemelen en büyük numarası ortalıkta görünmemek olan bir yazar…” olarak bahsedebilecek denli ince bir ironiye sahip olan bir müellifin yayımlanan son romanını birkaç cümleyle özetleme gayreti, “spoiler” vermek olmayacaktır. Çünkü Barış Bıçakçı’nın bu romanında da (roman olarak adlandırılmamış olsa da, bu anlatıya roman dememize engel teşkil eden bir şey yok) olağanüstü olaylar, garip tesadüfler, büyük laflar, gizemli karakterler, fantastik kurgular yok. Yeni bir şey yok; evet! Barış Bıçakçı belki de kendisinden çok fazla iz taşıyan Cemil karakteri aracılığıyla, yine içimizin ulaşamadığımız ama hep gözümüzün önünde olan yerlerine işaret ediyor bir kez daha. Hepsi bu ya da daha ne olsun ki!

Barış Bıçakçı, Semih Gümüş’ün deyişiyle “sıradan şeyler yazan sıradışı bir yazar”. Sıradışılığı, sıradan gibi görünen şeyleri anlatışında yatıyor. Üslubunda. Öyle ya, bu gök kubbenin altında anlatılmamış bir şey var mı? Kutsal denilen metinlerden, Gılgamış’tan, Homeros’tan bu yana yaşadıklarımız temelde aynı; fasit bir daire içinde debelenip duruyoruz. Anlam yokluğuyla malul bir dünyada, kendini sürekli bir anlamsızlıkla tekrarlayan bir işleyişte yazmanın anlamı nedir? Sinek Isırıklarının Müellifi Cemil de bu soruyu soruyor kendine ve alçak gönüllü bir cevap alıyor kendinden: “Yazmak bir bakıma anlatılmaya değmez olanı anlatmaktır. Böylelikle anlamsız olanı anlamlı kılmaya cüret etmektir.”

“Eryemen”

Ankara’nın Etimesgut ilçesine bağlı olan Eryaman semti, özellikle her gün kent merkezine gitmek zorunda olanlarca, uzaklığı ve toplu taşımanın yetersizliği nedeniyle “Eryemen” olarak da bilinir. Barış Bıçakçının gedikli karakterlerinden olan Ankara bu kez daha da spesifik bir şekilde, Eryaman odağında yer alıyor anlatıda. Ankara kent merkezinin hayli dışında kalan ve kitabın kapağını da süsleyen Eryaman, ilk kuruluşundan tutun, “ehlileştirilmiş” Susuz Gölüyle (Göksu Park), mevsimlere göre değişen çiçek kokularıyla ve ulaşım çilesiyle yer alıyor kitapta. Birinci etapta yürüyüşler yapan Cemil’le birlikte arşınlıyoruz biz de sokaklarını Eryaman’ın.

Daha önce, Meltem Sakızı (Aramızdaki En Kısa Mesafe) öyküsünü Tatil Kitabı adlı ilk filminde kullanan Seyfi Teoman (toprağı bol olsun), geçen yıl bizim Jules ve Jim’imiz olan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”i de filme çekmişti. Sinek Isırıklarının Müellifi de film olacaksa, sessiz bir film olmalı. Susuz Gölünün etrafı boş olmalı ve boşlukla baş edebilmek için sessizce rakı içebilmeli “ayyaşlar.” Kurbağalar ve kirpiler ölmemeli; en azından filmde:

Başlangıçta birinci etap vardı, ikinci etap vardı ve kurbağalar vardı. Çok fazla kurbağa. Gece yürürken sağdan soldan kurbağalar sıçrıyordu. Sonra çok fazla kurbağa ölüsü oldu. Otomobillerin altında kalıyorlardı ve anlıyorlardı kâğıttan kurbağa nasıl olur. Otomobiller iyice arttı, otoparklar doldu, kurbağalar tamamen ortadan kayboldu. Bir süre kirpiler dolaştı geceleri. Geceleri yollarda, parklarda dolaştılar. Sessizce dolaşıyorlardı, düşünceli, dalgın. Karşılarına insan çıkınca “Hih!” diyerek minik ayaklarının üzerinde azıcık sıçrıyorlardı. Çok yavaştılar, içe kapanıktılar, onlar da otomobillerin altında kaldılar.

Hayatı Şölene Çevirenler

Kitabın bir bölümünde Cemil için hayatı bir şölene çeviren yazarlar, filmler, kitaplar, öyküler, müzikler sıralanıyor. Yalnızca bahsedilen bölümde değil, kitabın bütününde bir saygı duruşu olarak yorumlanabilecek şekilde anılıyor hayatı şölene çevirenler. Rene Char, Lale Müldür, Yusuf Atılgan, Faulkner, Sabahattin Kudret Aksal, Nabokov, Salinger, Joyce, Furuğ Ferruhzad ve daha birçok isim ve tabi ki Barış Bıçakçı’nın daha önce de selam çaktığı ve çok sevdiği Oktay Rifat. Bunlar kitapta anılan tanıdıklarımızdan bazıları. Belki başka bir anlatıda bizi rahatsız edebilecek nicelikte olan bu anmalar bize anlatının içindeki yazar Cemil ve elbette bu anlatının yazarı olan Barış Bıçakçı hakkında epeyce fikir vermiş oluyor. İz sürmek isteyen okurlar için bir kılavuz. Ben kendi listemi yaptım ve tek tek bakıyorum bu şölendeki mezelerin tadına. Yavaşça, acele etmeden!

“Evrenin muazzam boşluğu madde, anti-madde ve keder ile doludur.”

Bazı kitapları okurken gerçekten güler ya da ağlarsınız. Ancak her ikisini aynı anda yaşatan kitaplar sizi yüzleştirir: kendinizle ve her şeyle. Barış Bıçakçı’nın yazdıklarını okurken gülerek ağlayabilir ya da ağlayarak gülebilirsiniz. Bu sizde bir keder duygusuna neden olur. Her şeyin neden başka türlü değil de böyle olduğu sorusu tatlı tatlı acı verir. Ben, bu kitabın anahtar sözcüğünün keder olduğunu düşünüyorum. Yazının başlığının nedeni bu. Yazar, sıkça kullanmış bu sözcüğü, keder sözcüğüne sığınmış gibi adeta. Ancak kederin bir ağlaklığa dönüşmesini engelleyen ironi hiç eksik değil: “…bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs’at O. Bener okurudur.”

Cemil “Edebiyat okurları aslında okudukları her kitapta insanı muayene ve ameliyat eder. Bu yolla edindikleri bilgi, görgü yaşayarak elde edilemeyecek kadar büyüktür ve insana dair her şeyi anlarlar, sahiden anlarlar.” diyor. Ancak bu fazlasıyla anlama hali Dostoyevski’nin dediği gibi bir hastalık hali olarak yüklenebiliyor insanın sırtına. Olsun. Biz, şimdiden bir sonraki Barış Bıçakçı anlatısını sessizce beklemeye başladık.

Not: İz sürmekten keyif alan tilki okurlar için: Cemil ile Nazlı'nın Gençlik Parkı gezmesini okumak için Herkes Herkesle Dostmuş Gibi'ye göz atabilirsiniz.


Onur Çalı


Yorumlar

  1. Kitabı okudum. Hatta yazarın Bizim Büyük Çareziliğimiz kitabını da okudum. İkisinde de bu önemsiz olanı anlatma üzerinden yürüyen, farklı bir edebiyat keyfi hissettim. Karakterler hala yanıbaşımda gibi.
    Sizin yazınız da kitabın verdiği o tuhaf tanıdıklık hissini çok güzel anlatmış. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Geçen notlarımı karıştırırken rastladım. "Herkes Herkesle Dostmuş Gibi..."de Cemil ile Nazlı'ya rastladım. Meraklısı için, sayfa 62-66. Sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …