Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

“YARALI YURT YARALI ZAMAN”

Günceler tanıklıklardır; yaşanan günlerin kaydedilmesi, kişisel ve toplumsal tarihe iz düşürmenin etkili bir yoludur. Şairlerin günceleri, onların yaşam izlerini sürmek; duygu, düşünce ve düşlerini anlamak, şiir yaratım sürecine tanık olmak isteyenler için anahtar rol üstlenirler.
İzmir Urla’da 1900’de doğan Yunanlı şair Yorgo Seferis’in günceleri, bir şairin iç dünyasına derinden nüfuz etmenin, yaşadıklarına gün gün tanık olmanın yoğun duygularını yaşatıyor insana. Daha 14 yaşındayken, doğduğu topraklardan zorunlu nedenlerle ayrılıp ailesiyle birlikte Atina’ya göç eden şairin, uzun yıllar sonra yeniden aynı topraklara ayak bastığında yaşadığı o sarsıcı ve içtenlikli duyguları, doruğa yükselen özlemleri ve geçmişin anılarını anlattığı sayfalar bir büyü gibi sarıyor yüreğimizi.
Bu kitapta, 25 yaşından itibaren günce yazan Seferis’in 1945-1951 günleri yer alıyor. Savaş sonrası güncelerinde Seferis, Atina’da yıkıntılar arasından yükselen yaşamı şairce sezişlerle dillendiriyor. Dostları, ed…

Rakı Ansiklopedisi

kahramansızlar bildirisi III

Biz kahramansızlar olarak diyoruz ki; ey kendi despotluklarında boğulacak olanlar!
Ey yangından mal kaçırır gibi kanun çıkartanlar! Ey zulmü kendilerine nam yapanlar!
O kadar tedirginiz ki, toplaşıp kötü ortak şiirler yazmak üzereyiz sizin yüzünüzden. Buna hakkınız var mı?
Kıstırılmış av hayvanı gibiyiz.
Sizin her türden silahlarınız var, tüm saçmalıkları mantıklı hale getiren “açıklamalarınız” var, bazen ideolojik bazen de ideolojik olmayan eylemleriniz var.
Her şey sizin için: Newroz bile!

4+4+4 değil 0 istiyoruz. Zorunlu eğitime hayır! (Ünlemlerden sıkıldık ama olsun, başka türlüsü güç.)
Kadınlar sadece evlenmek ve çocuk doğurmak için varlar, size göre.
Ey gafiller! Korkmayın bu kadar kadınlardan. Korkmayın yahu! Aybaşlarında boğulacaksınız bir gün. Korkmayın!
İnsandan, hayvandan ve bitkiden yana olmayan tüm gülünç ideolojiler… Yok olacaksınız!

k ah r

Işık Su Gibidir

Stefan Zweig’ın Montaigne’nin ölümünden dört yüz yıl kadar sonra kaleme aldığı Montaigne hakkındaki denemesi Can Yayınları tarafından basıldı. Bu kitabı okuduktan sonra Montaigne’nin yıllar önce bir lise ödevi olarak okuduğum ve açıkçası sıkıcı bulduğum denemelerini yeniden okuma ihtiyacı duydum. Zweig’ın deyimiyle kitle çılgınlığının doruğa vardığı bir zamanda Montaigne tarafından kaleme alınmış “Denemeler”i okudukça, Montaigne’nin içinde yaşadığı dünya ile mücadele ediş tarzı ve duruşu, değişik zamanlarda yaptığım okumalarla bazı noktalarda buluştu ve düşüncelerim bir hat üzerinde ilerlemeye başladı. Beni bu hat üzerinde yürümeye sevk eden soruyu Zweig, Montaigne hakkındaki denemesinde soruyordu: Hayatın soylu değerlerinin, barışın, bağımsızlığımızın, doğuştan sahip bulunduğumuz hakların, hayatımızı daha güzel, daha soylu ve anlamlı kılan her şeyin bir avuç bağnazın ve ideoloğun çılgınlığına kurban edildiği böyle zamanlarda, içinde yaşadığı zamanın etkisiyle insanlığını yitirmek ist…

2012 dünya şiir günü bildirisi

ŞİİR ÇAĞININ YANKISIDIR
Şiir, çağının seslerinin yankısını taşır: Kahkahalar, çığlıklar, ıslıklar… Aşk şarkılarına marşlar karışır, ağıtlara çocuk sesleri. Çok sesli bir korodur şiir, bir orkestra.
Şairler hükümdarlara övgüler yazsalar da bu sesleri şiirin orkestrasına ekleyemezler. Bir yıl geçmeden yıpranır gider o övgülerin kumaşı.
Eskimeyen, yaşamaya övgüdür, adalete, aşka.
Bir de diktatörlere yazılmış alaylar eskimez, bin yıllarca.
Şairler söz ustasıdır. Anadildir ustalığın nedeni. Vay şairlere ana dilini yasaklayana. Vay insanlara şiiri yasaklayanlara! Her dilde aşağılanmalı insanın düş gördüğü dilde yazmasını, şarkı söylemesini engelleyenler. Onlar için sövgüler bile armağan sayılmalı. Adları silinmeli tarihten. Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Şair bu sesleri işler olan gücüyle. Aşk şarkıları, yaşama övgüleri duyulsun ister şiirinde. Hıçkırıklar aşktan kopsun, bir ağlayış olacaksa çocuğun ilk ağlayışı olsun.
Ve kadınlar, sesleri yüzyıllardır savaşları lanetlemekten yorgun, ağıtlar…

Gölgede Kalanlar: Sessiz Bir Yardım Çığlığı

Hayatta gölgede kalmış ne kadar da çok şey var… 

“Gölgede Kalanlar” fark edilmeyen, isimsiz yaşantıların derin çalkantıları. Hayatın içinde kaybolup gidenlerin sessiz yardım çığlığı. Onlar aslında her yerdeler. Bitişiğimizdeki kapının arkasında, her gün önünden geçtiğimiz dükkânda, otobüs durağında, sokakta… Hiç bilmeden, durup düşünmeden geçip gidiyoruz önlerinden. Oysa hepsi birer öykü taşıyor içinde. Suzan Bilgen Özgün de bu kapıyı aralıyor ve onların gölgede kalmış hayatlarına dokunuyor. Onların ağzından kendi dünyalarını, umutlarını, hayal kırıklıklarını, acılarını, sevinçlerini, utançlarını, sırlarını anlatıyor. Dert ortağı ediyor bizi düşlerine. Üstelik bunu öyle yalın bir dille, öyle özenli ve bir yandan da abartısız bir anlatımla yapıyor ki, bir de bakmışsınız siz farkında bile olmadan elinizden tutmuş kendi aralarına almışlar sizi…

Karakterlerin derinliği, alt öyküleri ve önemsedikleri şeyler birkaç sözcükle dillenip uzun bir romana dönüşüyor okurun aklında. Psikolojik durumla…

Istırap

— Muzdarip olan en yakınların ama dedim.
— Doğrusu “mustarip” olmalı, diye düzeltti.
— Bırak şimdi benimle söz yarıştırmayı, bir an önce çekip gitmelisin. Bir yer biliyorum, vatansız, ailesiz, imansız olanların yaşadığı… Kimsenin kimseye geçmişi ile ilgili soru sormadığı bir yer. Unut yaşadıklarını, git artık! Yapılacak şey… Dur bir dakika, gitmeden sana söyleyeceğim önemli bir şey vardı! Neyse sonradan aklıma gelir, bu arada “muzdarip” sözcüğünün doğru olduğundan eminim.
— Ben de!
— Ama ben sözcüğün kökünü biliyorum.

Aysun Kara Sezer

Reading Zindanı Balladı

O GÜZEL TRAJEDİ VE ONUN EN İYİ ESERİ
-Özdemir Asaf’ın Sözcükleriyle Oscar Wilde-


Özdemir Asaf’ın ilkini 1968’de kendisinin yayımladığı, Oscar Wilde’ın Reading Zindanı Balladı’nın çevirisi ve Wilde’ın Asaf tarafından yazılmış yaşam öyküsü, “Özdemir Asaf’ın Kaleminden Hayatı ve Reading Zindanı Balladı” adıyla geçtiğimiz Şubat ayında Kırmızı Yayınları tarafından yeniden yayımlandı.

Oscar Wilde, Özdemir Asaf’ı derinden etkileyen yazarların başındadır. 1948 yılında Ankara Piyade Okulu’ndan Erzurum Topalak Köyü’ndeki birliğine gittiği zaman, karısını ve kızını yanına aldıramayan Asaf, görevli olmadığı zamanların tamamını çeviri yaparak geçirir. İşte, Oscar Wilde’ın hapishanede geçirdiği sıkıntılı günlerinde yanına bir idam mahkumu gelmesi üzerine yazdığı Reading Zindanı Balladı’nı bu dönemde çevirmeye başlar. Ve 1968 yılında “Reading Zindanı Balladı”nı kendi matbaası olan Sanat Yayınevi’nde yayımlar. Bu yayının son paragrafını “Edebiyatımızda balad geleneği olmadığından o türün ölçü ve uyaklar…

EVDE

Günışığı. Rüzgâr tül perdeyi dalgalandırıyor, pembe bir leke geziniyor tavanda. Ampul sallanıp dönüyor. Baş ağrısı. Derinden duyulan sesler dolanıyor odada: ilkokul bahçesinden çocuk, sokaktan simitçi. Üstteki komşu kadın küçük oğlunu oyuncaklarını toplaması için tembihliyor; toplamazsa akşam eve geldiğinde onu babasına söyleyecek. Çocuk büyümüş gözlerle, bir babasının çatılmış kaşlarına, bir annesinin bugün nasılsa toplamamış olduğu oyuncaklarına bakacak.

Kımıltısızlık, kımıldama korkusudur. Doğrulup bacaklarını sarkıtıyor yataktan. Yavaşça ayağa kalkıp adımlarını sürüyerek banyoya gidiyor. Çamaşır makinesinin önüne atılmış kirliler. Yığına tekme savurma isteği. Yanıp sönen baş ağrısı, dönmesi. Zonklama.

Düşsem başımı çarpsam bayılsam kim bilecek kim arayıp soracak çocuk yapmalıydım çocuksuzluk yüzünden oluyor dokunabildiğim kanlı canlı bir varlık değiştirirdi her şeyi onun karşısında saygılı olurdu kendinden parça diye bağlanırdı ona bana

Mutfağa koridor boyunca duvar kenarından yürüyo…