Ana içeriğe atla

“YARALI YURT YARALI ZAMAN”




Günceler tanıklıklardır; yaşanan günlerin kaydedilmesi, kişisel ve toplumsal tarihe iz düşürmenin etkili bir yoludur. Şairlerin günceleri, onların yaşam izlerini sürmek; duygu, düşünce ve düşlerini anlamak, şiir yaratım sürecine tanık olmak isteyenler için anahtar rol üstlenirler.

İzmir Urla’da 1900’de doğan Yunanlı şair Yorgo Seferis’in günceleri, bir şairin iç dünyasına derinden nüfuz etmenin, yaşadıklarına gün gün tanık olmanın yoğun duygularını yaşatıyor insana. Daha 14 yaşındayken, doğduğu topraklardan zorunlu nedenlerle ayrılıp ailesiyle birlikte Atina’ya göç eden şairin, uzun yıllar sonra yeniden aynı topraklara ayak bastığında yaşadığı o sarsıcı ve içtenlikli duyguları, doruğa yükselen özlemleri ve geçmişin anılarını anlattığı sayfalar bir büyü gibi sarıyor yüreğimizi.

Bu kitapta, 25 yaşından itibaren günce yazan Seferis’in 1945-1951 günleri yer alıyor. Savaş sonrası güncelerinde Seferis, Atina’da yıkıntılar arasından yükselen yaşamı şairce sezişlerle dillendiriyor. Dostları, edebiyat çevresi, dışişleri bakanlığındaki görevi, Yunanlı büyük şair Kavafis’e dair kapsamlı çalışmasının safhaları, yaşadıklarından izlenimler, anılar, hayaller ve rüyalar defterlerde yerlerini alıyor gün gün. Şairin yaşamıyla ilgili pek çok ayrıntı, şiirine açılan kanalları temsil ediyor bir bakıma. Her gün İlyada okuyor Seferis, başka kitaplar da. Okuduklarının bıraktığı izlenimleri not alırken, şiir dizeleri de yazıyor güncelerine. Şiir yazma, yaratma süreçlerine yakından tanık oluyoruz okurken; onun çalışma odasındaymış gibi duyumsuyoruz kendimizi. Şiir yazmanın yanı sıra şiirlerini düzeltme çalışmalarını izliyor; şairin haiku’lara yoğun ilgisini ve bazı şiirlerini kurarken onlardan nasıl esinlendiğini keşfediyoruz. Güncelerinde Seferis’in ünlü eseri Ardıç Kuşu’nun doğuşuna ve yılların gün gün akışına tanık oluyoruz. Şiir dizelerinin mitoloji ve tarihle harmanlanmasından doğan o gizemli yaşantı, saklı bir dil gibi doluyor ruhumuza.

Geçirdiği zorlu ameliyat, 47 yaşındaki Seferis’in yaşamında bir kırılma noktası daha yaratıyor; şair her şeye karşın hastane izlenimlerini gerçekçi bir bakışla, cesaretle aktarıyor güncelere. İyileştikten sonra dışişlerindeki görevi için Ankara’ya atanıyor; bozkırın hüznünü bir Ege çocuğu olarak derinden duyumsayan Seferis, önce Park Otel’de, sonra kiraladığı evde yaşıyor eşiyle birlikte. Kedi tutkusu burada da sürüyor. Ankara’nın kendine özgü atmosferini bir yabancı gözüyle anlatıyor ve sık sık gittiği İstanbul’da kültürel geçmişinden kalan izlerin ardına düşüyor Seferis. Geçmiş zaman kalıntılarından, yıkık mekânlar ve eski taşlardan kendine özgü bir düşsel-şiirsel dünya kuruyor; Ayasofya, Kariye, Fener’de, mozaikler, kubbeler, resimlerle…

Yıllar geçiyor ve 1951 günlerinde Seferis’in gezileri önemli bir yer tutuyor. Şairle birlikte Anadolu içlerinde yol alıyoruz; Konya, Kütahya, Bursa, Eskişehir, Gediz, Uşak, Denizli, Pamukkale, sonra Muğla, Gökova, Marmaris, Milas, Bodrum, Kos Adası, Söke, Efes, Selçuk, Kuşadası, Aydın ve İzmir… Şairin doğduğu, çocukluğunu yaşadığı kıyılardayız; İskele, Urla’da… Unutulmaya terk edilmiş ev, kaybolmuş komşu bahçeler, eski sarnıç, iskelenin çevresinde geçmiş zaman parçaları… Dalgaların dans ettiği sahil… Şair yitik bir zamanın ardındadır şimdi; görünmez bağların sarmalında… “Bağlanmışım bir kez bu kıyının ipliğiyle, öbür ucundan birinin amansızca sarıp durduğu. Yine de, rüzgâr, renkler, gökyüzü hep üstün; bozulmadan duruyorlar.” diyor içtenlikle. Ayrıldıktan 37 yıl sonra doğduğu kıyılarda soluk almak şair için dramatik bir yaşantıdır; çocukluk zamanına özgü mekânlar bir düş bulutunun ardından bakar ona. Şair Ege’de ay ışığında yazar dizelerini; mitosların rüzgârları yankılanır antik kentlerin üzerinde. Dili çözülemeyen eski taşların içindedir aradığı şiirin özü.

Seferis’in, güncelerini şair duyarlılığıyla, incelikleri gören gözlerle yazmış olduğu dikkati çekiyor. Onun satırlarında insanların, kentlerin, kasabaların kaderini okuyor; doğanın, denizin, kayalara vuran dalgaların sesini duyuyor, karşı adalarda göz kırpan ışıkları görüyoruz. Ege ve Anadolu’da 2876 km’lik gezginlik yaşantısının şaire kazandırdığı, zamanın ve sanatın sonsuzluğunu kavramış olmanın bilgeliğidir aslında.

1963 yılında Nobel edebiyat ödülünü alan Seferis için evi vatanın kendisi gibiydi. “Yaralı gövde, yaralı yurt/Yaralı zaman” dizeleriyle o yıllardan seslenen ve usta yazar Ferit Edgü’ye de “yaralı zaman” nitelemesiyle esin veren Seferis, Urla’da restore edilmiş evini görebilseydi belki içindeki derin sızının ve hüznün biraz olsun azaldığını hissederdi; kim bilir?..


HÜLYA SOYŞEKERCİ


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …