Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çöp Plaza

Son yıllarda kâğıt fiyatlarındaki zam oranı azaldıysa, mutfakta, lavaboda bol kâğıt kullanabiliyorsak, çevre az da olsa plastiklerden kurtuluyorsa bunun nedeni ‘çöp plaza’da yaşayan insanların şahane emeğidir. Onları tüm şehirlerde görmemiz mümkündür. Tüm sermayesi insan gücü olan bu iş hiç de kolay değildir. Sabah erkenden kalk, akşama kadar ardında bir çekçek (tabii ki kamyoneti olanlar da var) çöp konteynırlarının yanına park et, sonra elini daldır çöpe Allah ne verdiyse… İş yokluğunda işsiz işçilerimizin mükemmel buluşudur bu (geri dönüşüm). Kişisel gelişim ve başarı hikâyelerinde yeri yoktur bu işçilerin. Zaten böyle bir beklentileri de yok. Çünkü onlar sahicidir. Bu sahicilik jargonun içinden isteseler de çıkamazlar. Geçen yıl şubat ayında Antalya Muratpaşa Belediyesi önünde bu işçiler ‘Ekmeğimizden Elinizi Çekin’ diye pankart açıp belediye binasına doğru gül atmışlardı. Antalya Belediyesi çöp toplama işini üstlenip geri dönüşüm işçilerinin çalışma düzenine baskı yapınca onlar da bö…

Soluk Bir Anı

Behçet Çelik “benim yazarlarım”dandır. İnsan bir yazarı bu derece mülkiyetleştirip kendine ayırdığında, haddini aşma cüretini bulabiliyor kendinde.
Ben de bunu yapacağım: Soluk Bir An’ın malzemesinden/konusundan çok güzel bir öykü çıkardı. 
Hem de Behçet Çelik’in tüm metinlerine sızmış olan o iddiasız, mırıltı (ya da mırıldanma) haliyle. Gerçi, Soluk Bir An’da bu mırıldanma halinden yoksun değiliz. Neyse ki, değiliz.
“Aşk nedir, nasıldır, bilen var mı?”
Ara başlık, Avni Anıl’ın ünlü şarkısı. Gerçekten de, aşk denilen “şey”i çözebilmiş değiliz. Var mı yok mu o da belli değil. Büyük şair İlhan Berk’in dediği gibi“[A]şkın varlığı da çok su götürür. Gerçekte aşk yoktur: Var kılmak istiyoruz. Bu hakkımız da. Başka bir şeyimiz yok çünkü.” Öyle ya da böyle hepimizin aşık olduğumuzu düşündüğümüz vardır, ya da aşk üzerine söz etme yetkisini görür herkes kendisinde.

Soluk Bir An için kısaca “ellisine üç-beş yıl kalmış bir adamın” karısının en yakın arkadaşına aşık olmasının hikayesi diyebiliriz. …

Bir Eski Avluda Nilüfere Bakarken..

Şimdi Kitap-lık’ın tarihine bakınca… Çünkü o dergi şu anda Kınık’taki evde. Hala duruyor. Ama bu resimden görüldüğü kadarıyla yıl 2001. Sanki baharın yavaştan kendini hissettirdiği günlerdi. De ki Mart olsun. İki ayda bir çıkardı o zaman Kitap-lık. Ben, demek ki, lisenin ilk yılındayım. Dergilere, ortaokul yıllarımdan beri posta yoluyla ulaşmaya çalışırdım. Abonet vardı o zamanlar, belki hala da vardır. Postaneye gidip posta çekini yatırır, Abonet’i arardım. Sonra dergi gelirdi. Ama bu dergiyi, çok iyi hatırlıyorum, Bergama’dan babamla almıştık. İki ayda bir çıktığı için hacimli bir dergi. Necatigil’le ilgili sayfalar sarı renkteydi. El yazısıyla, eski yazıyla yazdığı şiirler vardı şairin. Yıllar sonra bir şekilde düşürdüğüm“Evler” kitabı. “de” yayınevinden ilk baskısı. Onun da sararmış durumda yaprakları. Zaman, havasızlık… sarartmış işte.
“Kitaplar seslenir, yüksekten, mağrur: - Gel bize, kurtul, gel! Almanızla bırakmanız bir olur, Böyle daha güzel."
(Evler’deki “Ölü Çizgi” şiirinde…

görüş günü

sonra sevgilim sen gittin. ben arkandan baktım
bakışlarımız çakıştı şimşekler lir çalıyordu
zamandı yıldırım geldi geçti ne oldu anlamadım
sen gittin ben baktım aklım demirden çıkıyordu.

Halim Yazıcı

20 Mart 2012, 16:35, Buca Cezaevi


Öyküde Karakter

1) GİRİŞ
Öyküyü bir dil sorunsalı olarak ele aldığımızda onun disiplini ile karşılaşırız. Her edebiyat türünün ayrı disiplini vardır. Öyküdeki kısalık, yoğunluk, kurgu yapısı, gizli ve beklenmeyen sonucu (sürpriz), mekanın kullanımında getirdiği teknik anlamdaki darlık, zamanın bir bölümünü -belki de bir anını- kullanmadaki çerçevesi öykü biçimi içerisinde yer alan öğelerdir. Her biri ayrı yazı başlığı olacak şekilde kapsamlı incelemeyi gerektirir. Öykü atmosfer yaratmayı, yaratılan atmosfer içerisine okuru çekmeyi hedefler. Bunun için mekanı, zamanı kullandığı gibi önemli öğe, insanı, kullanır. İnsanın her hali öykünün içerisine yansır. Öykünün temel öğelerinden biri karakterdir. Öykü içerisinde öykünün yükünü taşıyanıdır. Karakter olgusu, zaman zaman tiple karıştırılsa da ikisi farklı şeylerdir. Karakter baskın olandır. Öykünün girişinden sonucuna kadar her yerinde vardır. Öyküde birkaç karakter bir arada yer alabilir. Bu, öykünün yoğunluğu, dokusu (örgüsü) ile ilgili bir durumdur. …

Kundera: Roman Sanatı ve Ölümsüzlük

Ölümsüzlük, Milan Kundera’nın “Gülüşün ve Unutuşun Kitabı” ve “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” ile birlikte tasarladığı üçlemeyi tamamlayan romanı. Bir söyleşisinde sanatsal açıdan hiçbir romanında Ölümsüzlük'teki kadar ileri gitmediğini söylüyor ve ekliyor: “Daha sonra gelecek her roman, aynı biçimin gereksiz bir tekrarı olacak gibi geliyordu bana.

Kitapta romanın yapısal ve dramatik kurgusu, karakterlerin yaratılma yöntemi, yazarın anlatım özellikleri alışılmışın dışında. Farklı yaklaşımını hangi temellere dayandırdığını “Roman Sanatı” kitabındaki makalelerinde anlatıyor. Ölümsüzlük romanında ise Kundera yazar olarak romanın içine giriyor, roman karakterlerinden Prof. Avenarius ile roman konusunu tartışıyor: Roman anlatılamaz, filme ya da televizyon dramasına da uyarlanamaz çünkü, “Mademki bir romanda asıl öz, ancak roman tarafından anlatılabilen şeydir, o zaman her uyarlamadan (veya anlatmadan) geriye ancak esas olmayan şeyler kalır.” (Ölümsüzlük, s. 245)
Genel olarak üzerinde …

Hüsnü Arkan Söyleşisi

1980 dönemi mimarlarından Kenan Evren gibi isimlerin yargılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
12 Eylülcülerin yargılanması simgesel bir anlam taşıyor. 70’li yıllarda beş bine yakın gencin ölmüş olması bu darbenin önemli bir gerekçesi olarak sunuldu. Ancak darbeyi yapanların bu gerekçelendirmede samimi olduklarına inanmak pek mümkün görünmüyor. Kenan Evren, sonradan, darbe koşullarının olgunlaşması için beklediklerini itiraf eden biridir. Demek ki, bekledikleri bu süre içinde, gençlerin ölümüne göz yumdular ve en iyi ihtimalle görevlerini bilerek ve isteyerek ihmal ettiler. Bu durumda, darbenin asıl nedeninin bu olduğuna inanmak zorlaşıyor. Beş bin gencin öldürülmüş olması, olsa olsa bir bahanedir.
O zaman, darbenin asıl nedenleri üstünde düşünmek gerekiyor. Naçizane fikrim, bu işin, Türkiye’nin ekonomik zemininden koparılamayacağıdır. Siyasi olayları kendiliğinden, bağımsız göstergeler olarak ele almamak lazım. Bunlar birçok etkene bağlıdırlar. En önemlisi de, ekonomik etkenlere bağl…