Ana içeriğe atla

Toplum Böceği


Hepimiz içimizde büyüyen boşluğu doldurmanın yollarını ararız. Yaş aldıkça, öğrendikçe, kirlendikçe derinleşen, oyuk halini alan o boşluk, hafızayı zorlayıp çocukluğun güzel anılarını çağırdıkça doluyor. Ancak, yola çıkınca yoldaki tozları da yükleniriz. Erkenden hayata karışmak, bilginin, tecrübenin geçip giden zamana yetişememesi, hep bir eksik kalarak, istemediğimiz işlerde çalışarak, duygularımızın törpülenmesi hiç de adil değil! Hem çok renkliliğe-sesliliğe izin vermeyen bir yaşam dayatması altında insan ne kadar kendisi olabilir? Kazanılan unvan, alınan sorumluluk, güç ve itibar sağlarken, kaybedilenlerin peşine düşmekte geç kalabiliriz. Çünkü, mutsuzluk insanı mutlaka kendine çevirir. İnsan hırsla uzandığı ne varsa kendini ezerek oraya varmıştır. Ona ulaşır, ancak sahip olamaz. Hep daha iyisine ulaşma gayretinden, kazandığının kıymetini bilmez. Bir işi, eşyayı, kişiyi değerli ya da değersiz kılan ona karşı aldığımız tutum değil midir? Sistem dediğimiz şey, böyle böyle insanı mahkûm etmez mi?

Kerem Işık, Toplum Böceği kitabının ilk öyküsü İş Mi Bu ŞiBuMi ile Travian’ın ünlü romanı Şibumi’ye gönderme yaparak, şirket-sermaye-birey üçgeni içinde bireyin kayboluş ve yok oluşuna, mekanik bir şekilde işleyen şirket prensiplerine teslim olmanın akıl almaz yönlerine ışık tutuyor. Bu şekilciliği ele alırken yüzeyselleşen, tüketimin etkisinde şuurunu kaybedenlere açık bir gönderme aynı zamanda. İş Mi Bu ŞiBuMi öyküsü ile Rus edebiyatçı Yevgeni Zamyatin 1920 yılında ilk anti-ütopyalardan biri olan BİZ romanıyla akrabalık kurmamız olası. Zamyatin’in Biz romanında(1) karakterlerinin isimleri yoktur. Herkes bir harf ve sayıyla ifade edilir. Çünkü aslolan matematiktir. Kadınlar sesli, erkekler sessiz harflerle çağırılırlar. Roman, D-503 kodlu başkarakterin günlüğü üzerinden aktarılır. D-503 “ENTEGRAL” adı verilen uzay aracının inşasından sorumlu bir matematikçidir. Romanın ilk bölümlerinde bu karakterin ağzından “Tekdevlet” geçmişteki vahşi dönemle uzun uzun karşılaştırılarak övgülerle betimlenir. İş Mi Bu ŞiBuMi ve Biz romanının kesiştiği en önemli nokta çalışanların isimsizleştirilerek kişiliksizleştirme eğilimleri. İş Mi Bu ŞiBuMi şirketin çalışanlarını Alfa Bir, Kalipso, Roket gibi mekanik ve mitolojik isimlerle öncelikle, yaşanılan zamandan koparılmışlığını simgeliyor adeta. İnsani değerleri hızla yok olan şirket çalışanları eleştirmeyen, sadece emirleri yerine getiren robot-insan olma yolunu başarıyla tamamlamaktadır. Kerem Işık ‘modern köleliğin’ ulaşabileceği son noktayı bilim kurgu anlatısı içinde, ironiyi ve kara mizahı vurgulayarak anlatıyor.


İş Mi Bu ŞiBuMi, iş yaşamı değerlendirmesini; zamanla yarışmayı, zaman kavramını yok sayarak İş Mi Bu ŞiBuMi. Disiplin, kurallar ve prensipler inisiyatifle aşılmıyorsa bu katı gerçekliğin aldığı yolda bir sızıntı ve sıkıntı varlık gösterir. Çalışma yaşamında insan, zamanı doğru şekilde kullanmayı, doğru bilgilere ulaşmayı, kaliteli bir yaşamı amaçlarken özdenetim mekanizması, doğrunun içindeki yanlışlara odaklanıyor. Kurum kültürüne o kadar kolay adapte oluyor, bir kartvizite o kadar çok ihtiyaç duyuyor ki kendinden vazgeçtiğini çok sonra fark edebiliyor. Zamanın bir yerinde kırılma noktası yaşadığında ancak kendine dair değerleri özlüyor.

Kişileri işletmenin işleyeni haline getiren mekanik isimlerle başka bir dünya algısı yaratılıyor. Çalışanların birbiriyle iletişimini de kısıtlayan iletişim teknikleri gelişmiş, fax çekmek ‘façe’ şeklinde kodlanıyor örneğin. Şirket önüne geçen her şeyi yok ederek ilerleyen devasa bir hortumdan farksız. Bununla birlikte şirket içinde herkes çok mutlu ‘görünüyor.’ Kahkahalar, şakalaşmalar, alkışlar zamanı bölen bir unsur olarak dikkat çekiyor. Öyle ki; şirketin ‘kaynak’ olarak kullandığı çalışanlar, işlerini bilgisayar oyunu oynar gibi yapıyorlar. Gerçeklikten tamamen bağımsız değil

Bir ergenlik dönemi tragedyası öyküsü daha çocukken yetişkinliğin altın kurallarıyla(?) çevrilmenin, uyanıkken kâbus görmek kadar sarsıcılığına vurgu yapıyor. “Yetişkinler her yerdedir”(sf.40) cümlesi büyümenin insanları mutsuzlaştırması: bu mutsuz kişilerin yetinmeyip çocuk dünyasına müdahalesini işaret ediyor. Çünkü aslında yetişkinler oyun oynuyor: Çocuk olamama oyunu. Zalimce, kurgulanmış, planlanmış ve mükemmeli arayan… Çocukluğun alametifarikasını yeniden keşfetmeyi öngören, eğitim sistemini eleştirerek ters köşe eden bir öykü. Çünkü yetişkinlik olağan bir süreç iken, çocuk kalmak zor iş. Kısıtlamalar, koşullar, stratejiler yetişkin dünyasına ait izler. Büyükleri taklit etmek abartılı bir kurgu gibi görünse de yaşantımızın çok da uzağında değil!

Bir velinin güncesi öyküsü uzun cümlelerle, dil oyunlarıyla aynı zamanda yapıbozumculuğa gönderme yapıyor. Birbirine eklenen devrik cümlelerle, kısaltmalarla, iğneleyici bir üslup kullanılarak yazılmış. Kolormatik Tanrı şiirselliği esas alan öykülere gönderme gibi dursa da, yazar önceki öykülerinden farklı olarak şiirsel üslubu deniyor. Afakanus, ikilemelerle yer yer tekerlemeler içeren yine şiirselliğe gönderme yapan bir kısa öykü. Deneysellik ve hızlı ritmiyle dikkat çekiyor.

Kerem Işık, öykü karakterlerini dünyayı farklı algılayan absürd kişiler olarak seçmiş. Dünyayı büyük bir sıkıntıdan kurtarmak da, sebepsizce birinin peşine düşmek de karakterlerin ‘normal’ hali. Kurtulmaya çalıştıkları, tutundukları, boşluktan çıkarttıklarını düşündüklerinde kendilerini hiç de hayal etmedikleri bir noktada buluyorlar. “Ah, katıksız gerçeklikteki şaşırtıcı yücelik!”(sf. 72) Gerçeği alaysamalı ele alan öyküleriyle kontrollü olmak yüzünden hayatın dışında kalan işgücü insanlarının, çözümsüz durumları anlatılıyor Toplum Böceğinde. Çünkü, her biri kendi eksikliğine odaklanmış bir biçimde, çevrelerini değiştirmeye çalışıyor, iş hayatına gömülüyor, olmadık serüvenlerin peşine düşüyorlar. Yadırgatan, gülümseten, farklı biçimler üzerinde düşündüren Toplum Böceği, benlik arayışını merkezine alan bir kitap. Her şeyin kontrol altına alınmak istendiği, ama alınamadığı, hatta kontrolden çıktığı halde ‘yaşamı sahiplenme’ hissi uyandırıyor. İlginç olan, bu hız çağında geleneksel olanı yorumlayış tarzımız. Kişi daha kendi evrenini tanıyamadan toplumun yönlendirmesine maruz kalıyor. Kerem Işık da, “Beni ben yapan özellikler için yalnızca ailemi suçlamanın haksızlık olduğunun farkındayım.”(sf.85) derken, aileyi kuşatan manevi kurallar bütününe, yargılara, insanı toplumun böceğine dönüştüren yolu ‘nasıl yaşamamalıyız’ı göstererek hayata geçiriyor belki de.


Petek Sinem Dulun


Kitap-lık dergisinin 159. sayısında (Nisan 2012) yayımlanmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …