Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Evlilik aşkı...

Aşk insanın birbirini vazgeçilmez tutkusuyla istemesidir. Aşk, yasa dışıdır, gizlidir. Şiir de aşk gibi, meşru şiir yaşamaz.
Mutluluğun şiiri olmaz. Mutluluğun aşkı da olmaz. Olsa da adını başka türlü koyalım, mutluluk diyelim, karı-kocalık diyelim, dostluk diyelim. Ama aşk demeyelim.
Evlenince aşk mutlaka biter. Çünkü aşk, yanlı, ilkel bir duygudur. Sanki aşkta bir savaş hali vardır. Masallara bakın, ‘Gerdeğe girdiler ve evlendiler’ denir ve biter. Biter, çünkü aşkın anlatılacak şeyi kalmaz artık. Toplumun önüne biz beraberiz diye çıkmak, ister evlilik olsun, ister beraber yaşamak olsun, hiç fark etmez, aşk ölür.
Bir de aşkta rekabet vardır. Çoğunca rekabetten doğar aşk. Her an elinden kaçırabilecek gibiysen ona tutkun büyür. O sadece seninse, onun için de, senin için de, özellikle erkek için, aşk yavanlaşır. Evlilik ise toplumsal, kutsal bir kurumdur. Ve her kutsal kurumda olduğu gibi yalanları çok fazla. Başka dengeler yoksa, aşk bitince cinsellik de kalmaz…Bazen aşkın yansımaları kal…

Pan ve Panik

yarısı aşk/aşk yarısı” Ray


Kimi kentlerin sessiz bilgeleri vardır. Sessizliğin bozulduğu, kirlendiği zamanlarda bile onlar bu duruşlarını korurlar.
Sessizlik sesin kaynağıdır. Ses ancak sessizliğin olduğu yerden çıkar.
Antalya’nın sessiz bilgelerindendir Süleyman Dingil. Bunu kızılçamlar, sedirler, meşeler, köknarlar, kayınlar ve ardıçlar bilir. Toroslar, torosların sevdalısı yabani çilekler, deliceler, kocayemişler bilir. Çünkü Süleyman Dingil’in bir tanışıklığı vardır; doğanın bu nazlı çiçekleri, güngörmüş ağaçları ve dağlarıyla. Hem de ilkçağdan bu yana…
Süleyman Bey (1937) Anadolu insanıdır. Avusturya ve Almanya’da staj yapmış bir orman mühendisidir.
Orman işçiliği üzerine araştırmalar da yapan Süleyman Dingil’in tayini istemediği halde Erzurum’a çıkınca çok sevdiği ormancılık mesleğini bırakıp ikinci mesleği olan rehberliğe başlamıştır. Bu iki mesleği kapsayan altı kitap yayımlamıştır. Her biri birbirinden önemli olduğuna inandığım bu kitaplardan sonuncusu “Pan ve Panik”tir.
***
Pan ve…

şiir abim

Tel Dolap

Biri bana “yemek yapmayı biliyor musun?” diye sorsa “derdimi anlatacak kadar” derim. Yemek yapmak yabancı dil konuşmak gibidir çünkü. Akıcı konuşursan eğer, kimse anlamasa bile zevkle dinler seni. Yemeğin görseli iyi olduktan sonra içeriğine pek bakan olmaz kısacası. Ancak konuşurken kekelemeye başlarsan eğer ne kadar önemli şeyler anlatsan da dinlettiremezsin kimseye kendini. Aslolan sağlam bir içeriğe sahip akıcı bir konuşma yapmaktır. Bunu başarabilmek için dile her yönüyle hakim olmak, tüm lehçelerini bilmek gerekir. Benim derdimi anlatacak kadar yemek yapabiliyorum demem de bundandır. Her türlü yemeği hakkını vererek yapamam. Özellikle kış hazırlıkları konusunda henüz “beginner” seviyesindeyim diyebilirim. Malumunuz olduğu üzere deneyim gerektiren bir alandır kışlık gıdalar, pratik yapmak şarttır. Hatta kıra döke öğrenilir. Hasarı en az seviyeye indirmek içinse yapılabilecek en akıllıca şey iyi bir sözlük kullanmaktır. Kış hazırlıkları miktarca fazla gıdadan yapıldığı için herhang…

Behçet Çelik'le Söyleşi

Behçet Çelik, 4 Nisan 2012 tarihinde Türk Hukuk Kurumunun davetlisi olarak Ankara'ya gelmiş; güzel bir söyleşi gerçekleşmişti. Ses kayıtlarını büyük emek vererek deşifre eden Necla Antep Aytuna'nın katkılarıyla söyleşiyi size sunuyoruz. Söyleşi, orjinal olarak yüzyüze sohbet şeklinde gerçeklemişti ve sorular-yanıtlar o bağlamda daha da anlamlıydı ancak yazılı şekli de Behçet Çelik öykücülüğüne dair önemli noktalar içerdiği için önemli. Bu şekliyle de yayımlanmasına razı olan Behçet Çelik'e, Türk Hukuk Kurumu'na, söyleşiyi gerçekleştiren Berna Özpınar'a, deşifreyi yapan Necla Antep Aytuna'ya, ses kaydını yapan Murat Darılmaz'a ve o gün orada bulunan herkese sonsuz teşekkürler...


BERNA ÖZPINAR: Sayın Behçet Çelik’e davetimizi kabul ettiği, aramızda olduğu için öncelikle çok teşekkür ediyorum. Burada bulunan konuklarımız, okurlarınız, kitaplarınızın kapağında yazan özgeçmişinizi zaten biliyorlar, bu sebeple de sorular kitaptan değil! Bu söyleşiye hazırlanırken …

Sıradanın Sıradışılığı

Karel Çapek yirminci yüzyılın önemli polisiye, bilimkurgu, fantastik, hatta masal yazarlarından. 1890 Avusturya-Macaristan (günümüz Çek Cumhuriyeti) doğumlu yazar, robot terimini yaygınlaştırmasıyla da biliniyor. Bilimkurgu yazınına keskin özellikler kazandıran, teknik dili daha yoğun kullanan Çapek’in Türkçedeki ilk kitabı, yükselen Nazizm’in gölgesinde yazılmış ‘Semenderlerle Savaş’1 romanı. Burada ana öğe olan kara mizah, ‘Sıradan Bir Cinayet’2 adlı öykü kitabında da metnin önemli bileşenlerinden.
Kitaba adını veren öyküdeki detay anlatılardan birinde şu görüş savunuluyor: Gizemli olan suç değil, başlı başına insanın kendisi. Ne zaman kanuna karşı bir vaka (kaybolma, kaçırılma, cinayet, gasp…) ortaya çıksa, bu insanlık halleri kanun kapsamında incelenir. Ve “kanun ve düzende zerre kadar gizem yoktur.”3 Buna göre insanın sırlı hallerini açığa kavuşturmak, kimi zaman umulmadık biçimde basit düşünmeyi gerektiriyor. Kitaptaki hemen her öyküde cinayet ve diğer suçların nedenlerinin hiç k…

Kimse Var mı, Beni Duyar mı?

Ayizi Yayınevi, Türkiye’nin ilk feminist yayınevi. Her ne kadar ismi konusunda ilginç eleştiriler (!) almış olsa da, bugüne kadar geniş bir yelpazede (edebiyat, kuram, anı, yemek kitabı, vs.) bastıkları 16 kitapla belirli bir düzeyin üstüne çıkmış ve iki yaşını tamamlamış bir butik yayınevi denilebilir Ayizi için.
Melike Uzun’un, yayınevinin sacayaklarından Aksu Bora ile yaptığı söyleşide yayıneviyle ilgili daha öz-kapsamlı bilgiye ulaşabilirsiniz. Aksu Hoca, bu söyleşide, kendilerine koydukları tek ölçütün feminist bir yayınevi olmaları olduğunu belirtiyor. Gerçekten de, yayımladıkları Tel Dolap adındaki “yemek kitabı” bile klasik anlamda bir yemek tarifi kitabı değil.
Ayizi’nin yayımladığı ilk kitap bir öykü kitabıydı: Filedelfiya Hikayeleri. Dikkat çekici bir ilk kitap olan Filedelfiya Hikayeleri hakkında da yazmıştım. Bu yazının konusu ise bir tez çalışmasının kitap haline getirilmesiyle oluşan Kimse Duymaz.
Çalışmada, daha iyi bir hayat umuduyla Türkiye’ye gelmiş bulunan göçmen kad…

Bağbozumu Şarkıları

Şiir iyiliktir.
İyilik dediğimiz sahici olandır. Sahici olansa; yaşamımızdaki eksiklerimizi kabullenip, fazlalıklarımızı kabullendirmeden yürüdüğümüz yoldur. Yol’un önü eşik sonuysa kirpiktir. Eşik iyilik kapısı, kirpikse kapıyı açtığında karşına çıkan mahcubiyettir. Mahcubiyet; dünyayı korumak için kirpiklerini onun üzerine örtmekten başka bir şey yapamamanın acısı olabilir mi? Olabilir, çünkü dünya her geçen gün biraz daha kirleniyor. Oysa şiir iyiliktir ve kiri kaldırmaz. *** Kirpik ve eşik, köklerimizin insani yanlarını Yunus inceliğinde modern bir dünyanın içine sokar. Modern dediğimiz dünya her ne kadar eril olsa da bu iki sahici sözcük bu dünyada geçirilen zamana dişil bir ad verir: “ömür hanım”. Ne güzel değil mi? Hem alımlı hem de anaç (üretken). *** Şiir iyilik olduğu kadar kalbin yalın halidir. Gezegenimizde kadri bilinmemiş şaşırtıcı sözleri boşluktan alır ve size doğru üfler. Söz, varsın düşünceyi tembel kılsın ama şiire arıdır. Bağbozumu şarkılarını dinlerken (isterseniz okurken) yaln…