Ana içeriğe atla

Sıradanın Sıradışılığı



Karel Çapek
Karel Çapek yirminci yüzyılın önemli polisiye, bilimkurgu, fantastik, hatta masal yazarlarından. 1890 Avusturya-Macaristan (günümüz Çek Cumhuriyeti) doğumlu yazar, robot terimini yaygınlaştırmasıyla da biliniyor. Bilimkurgu yazınına keskin özellikler kazandıran, teknik dili daha yoğun kullanan Çapek’in Türkçedeki ilk kitabı, yükselen Nazizm’in gölgesinde yazılmış ‘Semenderlerle Savaş’1 romanı. Burada ana öğe olan kara mizah, ‘Sıradan Bir Cinayet’2 adlı öykü kitabında da metnin önemli bileşenlerinden.

Kitaba adını veren öyküdeki detay anlatılardan birinde şu görüş savunuluyor: Gizemli olan suç değil, başlı başına insanın kendisi. Ne zaman kanuna karşı bir vaka (kaybolma, kaçırılma, cinayet, gasp…) ortaya çıksa, bu insanlık halleri kanun kapsamında incelenir. Ve “kanun ve düzende zerre kadar gizem yoktur.”3 Buna göre insanın sırlı hallerini açığa kavuşturmak, kimi zaman umulmadık biçimde basit düşünmeyi gerektiriyor. Kitaptaki hemen her öyküde cinayet ve diğer suçların nedenlerinin hiç karmaşık olmadığı, hatta bu nedenlerin sayısının bir elin parmaklarını geçmediği söyleniyor.

Anlatım tekniği, olay örgüsünün doğrusal olmayan sıçramaları ve öykü atmosferi ustaca kurulmuş. Kimi zaman hakikate öyle bir açıdan ve öyle çok yaklaşılıyor ki oldukça ciddi görünen vakalar birden gülünçleşiyor. Böylece kendiliğinden doğan ironi, Çapek metninin olmazsa olmazı haline geliyor. Kitabın ilk öyküsü ‘Ayak İzleri’ iyi kurulmuş atmosferi ve ironisiyle okurun kitaptan alacağı hazzın ilk ipuçlarını daha baştan veriyor. Bu öyküde, tertemiz karın üzerinde, sokak ortasında birden kesilen ayak izlerinin gizemini açığa çıkarmaya çalışan öykü kişisi, polis çağırıyor. Böylece gizemin “kanun ve düzende yerinin olmadığı” fikri, gülünesi diyaloglarla destekleniyor. İç içe olduğu sanılan kanun ve suç kavramları, suçun saklanabilirliği ile ayrışıyor. Kanun, ancak suç açığa çıktığında var, o zaman da gizem yok.

Okur, öğretilmiş hakikate bu denli yaklaşmış ve onun gülünçlüğüne dalmışken, cinayet nesnesi maktulün üzerine eğilmiş halde buluyor kendini: “Yığınla ceset gördüm; ama tek başına yapayalnız bir ölü görmedim hiç. Yanında diz çökerek yüzüne bakıp saçına dokunmadım. (…) O yüz otuz cesedin her biri şunu söylemek için çabalardı adeta: ‘Teğmenim, beni öldürdüler! Ama bakın ellerime, bunlar bir insanın elleri.’”4 Sıradan bir cinayette, aslında her türden ölümde sıradışı olan şey ölmüşlüğün kendisi. Ansızın kesilmiş bir yaşamışlık ve donakalan bir gelecek, ölüden başka tanığı olmayan ölüm anı ve sözcüklerce adlandırılmamış yaşamdışı olguların bir bedende toplanması… Başına toplanmış kalabalığı çarpan bu dehşet, kitapta çarpıcı olduğu kadar yalın bir cümleyle verilmiş: “...yüzü o kara kan gölüne gömülü vaziyetteyken gördüğü ilgiyi hayatı boyunca görmemişti.”5


Kitabın bütününde, özellikle ‘Medyum’ ve ‘Kesin Kanıt’ adlı öykülerde, insana dair sırların bildik kural, öğreti ve yöntemlerle çözülemeyeceği, her gizemin kaynağının belki insan sayısı kadar çok olduğu seziliyor. Bununla birlikte insanı suça iten nedenlerse sayılı. İnsanın gizemine dalmak için belki de kanun geri planda kalmalı, kurallara o kadar da kulak asılmamalı. ‘Rekor’ adlı öyküdeyse bir adam, altı kiloluk bir taşı on dokuz metre uzaktaki bir çiftçiye atarak çiftçinin omzunun çıkmasına ve birtakım kemiklerinin kırılmasına neden oluyor. Ancak polis memuru ile yargıç, söz konusu yaralama vakasının suç teşkil etmesinden çok, bir rekor olması ile ilgileniyor.

‘Selvin Davası’ adlı öykü ise “rastgelelik” ve “tesadüf” üzerine eğiliniyor. Zihnin sıradışı işleyişi, pek de zekâ gerektirmeyecek şekilde kişiyi dosdoğru hedefe/çözüme yönlendirebiliyor. Vaka çözen polislere yakıştırılan üstün özellikler ince bir ironiyle tiye alınıyor. Böylece suç sebebine ulaşmanın zekâdan çok, rastlantısal bulguların değerlendirilmesiyle mümkün olacağının altı çiziliyor.

Öykü türünün en önemli bileşeni atmosfer, Çapek öykülerinde oldukça kuvvetli. Kimi zaman okur tek bir cümleyle kurgu dünyasına dalıyor. Öykü kişileri kısa bir diyalogla bile ustaca karakterize ediliyor, klişe tiplere yer yok. Yaşadığı çağın ötesinde bir yazar olarak Çapek, hâlâ aynı güncellikte okunabilir.

 
 Pelin Buzluk
 
 
1- Semenderlerle Savaş, Çapek K., Everest Yayınları, 2008.
2- Sıradan Bir Cinayet, Çapek K., Okuyan Us Yayınları, 2010.
3- a.g.e. ‘Ayak İzleri’ adlı öykü, s.12.
4- a.g.e. ‘Sıradan Bir Cinayet’ adlı öykü, s.24.
5- a.g.e. 'Sıradan Bir Cinayet' adlı öykü, s. 23.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …