Ana içeriğe atla

Tel Dolap


Biri bana “yemek yapmayı biliyor musun?” diye sorsa “derdimi anlatacak kadar” derim. Yemek yapmak yabancı dil konuşmak gibidir çünkü. Akıcı konuşursan eğer, kimse anlamasa bile zevkle dinler seni. Yemeğin görseli iyi olduktan sonra içeriğine pek bakan olmaz kısacası. Ancak konuşurken kekelemeye başlarsan eğer ne kadar önemli şeyler anlatsan da dinlettiremezsin kimseye kendini. Aslolan sağlam bir içeriğe sahip akıcı bir konuşma yapmaktır. Bunu başarabilmek için dile her yönüyle hakim olmak, tüm lehçelerini bilmek gerekir.
Benim derdimi anlatacak kadar yemek yapabiliyorum demem de bundandır. Her türlü yemeği hakkını vererek yapamam. Özellikle kış hazırlıkları konusunda henüz “beginner” seviyesindeyim diyebilirim. Malumunuz olduğu üzere deneyim gerektiren bir alandır kışlık gıdalar, pratik yapmak şarttır. Hatta kıra döke öğrenilir. Hasarı en az seviyeye indirmek içinse yapılabilecek en akıllıca şey iyi bir sözlük kullanmaktır. Kış hazırlıkları miktarca fazla gıdadan yapıldığı için herhangi bir başarısızlık durumunda çöpe gidecek para ve zaman da fazla olur pek tabii. Bu yüzden alelade bir sözlükle yola çıkmak yapılabilecek en büyük hatadır.
Hazırlıklara başlarken ilk aklımıza gelen şeyse annemizi arayıp ondan almaktır tarifi. Ne yazık ki annelerimizin yıllar boyunca edindikleri tecrübeler hep “göz kararı”dır. Bizim kuşağın sahip olduğu laboratuvar benzeri mutfaklara sahip olmadıkları için turşuya koyacakları tuz miktarını mutfak tartısıyla değil avuç hesabı ölçmüşlerdir. Ne kadar tuz koyayım diye sorsanız, at göz kararı 2-3 avuç işte deyiverir size.
Dedim ya en güzeli bir sözlük edinmektir diye. Benim de yaz geliyor yine, kışlık neler yapsam acaba diye düşündüğüm bir dönemde bir arkadaşımdan bir e-mail aldım. İyi olacak hastanın doktor ayağına  gelirmiş derler ya, benim ayağıma da kendiliğinden geliverdi doktor. Bir kitap tavsiyesinde bulunuyordu arkadaşım: Tel Dolap (Semanur Sevim, Ayizi Yayınevi). İnternetten ufak bir araştırma yaptıktan sonra hiç ikiletmeden aldım kitabı. Fiyatı da nelere vermiyoruz ki bu parayı dedirtecek kadar uygundu.
Kitap birkaç gün içerisinde elime geçti. Akşamı bekleyemeden  servisle eve dönerken hatmediverdim kitabı. Her ne kadar yazarı Semanur Sevim bu bir yemek tarifleri kitabı değil dese de, 60 küsur kışlık tarif var Tel Dolap’ta. Tarifler “reçeller ve marmelatlar”, “salamura ve turşular”, “konserveler ve kompostolar, “kuru erzaklar”, “dondurulmuş gıdalar” ve “özel lezzetler” olarak kategorilendirilmiş. Her tarifin yanında bir de boş sayfa bırakılmış ki siz kendi deneyimlerinizi, ya da başkaca yerlerden aldığınız tariflerinizi not edin. Her kategorinin başında bu tür gıdaları hazırlarken dikkat edilmesi gereken püf noktaları maddelenmiş. En güzel yanı ise tariflerin çok farklı kişilere ait olması. Her tarifin altında tarifin kime ait olduğu yazıyor.
Bence kitabın tek eksik yönü bu gıdaların hangi mevsimde hazırlanması gerektiğinin belirtilmemesi. Benim kış hazırlıkları konusunda yaşadığım en büyük sıkıntılardan biri neyi ne zaman hazırlamam gerektiğini kestirememek. Hele de her türlü sebze meyveyi her mevsim bulmamızın mümkün olduğu günümüzde meyve sebzenin en lezzetli olduğu zamanı bilmek için bir rehber şart.
Ben bu yıl kış hazırlıklarımı tamamen bu kitaba bağlı kalarak yapmayı planlıyorum. Henüz hiç denemediğim birkaç tarifi de gözüme kestirdim hatta.
Afiyetle kalın…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

Kış Uykusu: Vicdanın Mülkiyet ile İmtihanı

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Kış Uykusu, Türkiye’de son yıllarda tartışılan o denli çok başlığı içinde barındırıyor ki eminim bu film üzerine sayfalarca yazılacak ve tartışılacaktır. Film, ironik bir şekilde Aydın ismiyle sembolize edilen, Türkiye’de aydın kimliğinin kendi halkına olan yabancılığı meselesinden, onun tam karşısında konumlandırılan ve polis olmak isteyen çocukla simgelenen başka bir kimliğin sınıfsal kökenlerine ve kültürel kodlarına kadar pek çok politik imada bulunuyor. Aydın karakteri bir bakıma Onur Ünlü’nün filmi Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde karikatürleştirilen anayasa profesörüne benziyor.
Politik göndermelerinin yanı sıra, ikili ilişkilerde, mevzi kazanmak adına girdiğimiz ego savaşlarında, en yakınlarımızın en iyi bildiğimiz yaralarına ne denli acımasızca bıçak sapladığımıza dair pek çok “insanca” tarafımıza da büyük bir ustalıkla değiniyor.
Ayrıca filmin uzun süresine rağmen, ilgiyi sürekli canlı tutan bir anlatımı, görüntü kalitesi ve üst…