Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

orhan baba blues

Arabeski aşağılamamakla birlikte başım pek hoş değildir o tür müzikle-çeşitli nedenlerle. Ama dinleriz de. Ama zaten Orhan Baba, kendisinin de söylediği gibi, serbest müzik yapmaktadır. İyidir, candır.

Fatih Akın'ın güzelim belgeselinden..


Bu da Dublörün Dilemması'ndan:
Boğaziçi köprüsünden kopan taksi Etiler'e doğru yol alırken, radyoda Orhan Gencebay'ın Hayat Kavgası şarkısı çalmaya başladı. İbrahim Kurbanların evinin önüne geldiğimizde şarkı henüz bitmemişti. Şoföre parayı saydım, fakat arabadan inmedik. Şoför, soru soran gözlerle suratımıza bakıyordu. İşaret parmağımı dudaklarıma götürerek, "Hışşşş," dedim. Şarkı bitti. Biz taksinin arka kapılarını aynı anda açıp dışarı çıkarken, İbrahim Kurban başını içeri uzatarak durumu şoföre açıkladı: "Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan." (Sayfa 37)


Hür… Hep O Uzak Çocuk…

“Edemediğimiz/ve edebileceğimiz/tüm intiharlar/ateşten gözleriyle bakıyorlar/yolun üstündeki/bir semender gibi.”

Ahmet Oktay

İlkin, “kıymeti bilinmemiş” yazarlar arasında rastladım ismine. Ardından, ona “sayıklama cüreti olan yazar” dendiğini okudum. Ve sonra Mehmet Günsür’ün kitabı “İçeriye Bakan Kim?”de yeniden karşılaştık Hür Yumer’le.
Günsür’ün içeriye bakanın kim olduğunu söylemeye dilinin varmadığı o güzelim öykü kitabında bir hayalet gibi dolaşır Hür Yumer. “Stinea’da, bir resmin içinde kaybolup giderken” adlı öykü ona adanmış gibidir: “Kadın, bir resmin içinde yitip giden ressam ve çırağını anlatan hikâyeyi yüksek sesle okurken, sessizce ağlamaya başladı adam. (Daha önce okumuş muydu?) Bu hikâyeleri çeviren insanla, bir yılbaşı gecesi sabahı, adadaki pikniği hatırladığı için ağlıyor olabilirdi, yani bileklerini kesmekle yetinmeyip bir de…balkondan aşağı atlayan o aynı uzak çocuğu…”
“Bir resmin içinde yitip giden ressam ve çırağını anlatan hikâye”, Yumer’in dilimize kazandırdığı, M…

"Hikaye bitti, anlatacak başka bir şey olmayacak"

J. Saramago iki yıl önce ölmüştü. Öldükten sonra kitap yazılamayacağı, yazılabilse bile, en azından bizim yaşadığımız bu saçma dünyada yayımlanamayacağı bilgisiyle emin olarak diyebiliriz ki Kabil, Jose'nin yayımlanan son kitabı. Saramago'nun tüm yazdıklarını henüz okumadım. Bunda tembelliğimin yanısıra hazcılığımdan kaynaklanan garip bir takıntının da etkisi var. Şöyle ki; çok sevdiğim yazarların, şairlerin yazdıklarını okumayı geciktiriyorum, hele ki J. Saramago gibi biyolojik yaşamı sona ermiş olanların yazdıklarını.
Kırmızı Kedi basmış Kabil'i. Kırmızı Kedi'nin özenli baskıları takdire şayan. Ancak -belki çevirmen olmamın da etkisiyle- kafama ilk takılan şey bu güzel çevirinin hangi dilden yapılmış olduğudur. Orjinal dilinden mi yoksa İngilizce'den mi? Bu da belirtilseydi çok güzel olurdu. Kapak rengi muhteşem ve baskıdaki benim fark edebildiğim birkaç basım hatası haricinde mükemmel baskı. Elbette çeviri için hakkaniyetle birşey söylemek için metnin orjinalini …

Körfez

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde
Mehtap, iri güller ve senin en güzel aksin
Velhâsıl o rüya duruyor yerli yerinde

Yahya Kemal Beyatlı













Körfezdeki dalgın suya bir bak; göreceksin
Nato'nun kablosu durmakta derinde.

Can Yücel








BORÇ

Çökmüşüz akşam kaldırımına
Burdan Nuhsuz gemilerle gebe sardunyalara gideriz artık Birimiz mehtabı avucundan döküyor Işıklar bu yüzden ipek ibrişim
Kan tutuyor, ben geçmişe bakamıyorum Sabah beri Virankapı eşiğindeyim Bunca zaman neredeydin diye sorarsa anam Derim ki ameleydik, ameleydi, ameleyim
Benim bir adamım var, İzmir’de, Yazıcı Halim Halkeder durur mülkünü, hikmetini Kazma tutan, kürek tutan Eline tüküreyim.
Hüsnü Arkan