Ana içeriğe atla

Niçin Yazıyorum!


Niçin yazıyorum?

Sorulmaz ya, soran olursa diye yazıyorum.

Korktuğum için yazıyorum.

Noktalama işaretlerini ve özelikle inceltme işaretlerini (şapka) sevmediğim için yazıyorum.

Yazar olmak istemediğim ama bir yandan da bunun gerekliliklerini yerine getirdiğim için yazıyorum.

Kendini çok devrimci sanan Kemalistler ve muhafazakarlar var olduğu için yazıyorum.

Yazmak istemediğim için yazıyorum.

Tıpkı boşalmak gibi, dayanabildiğim son ana kadar dayanayım derken fıskiye fışkırır gibi yazıyorum. Zevk aldığım için yazıyorum.

Yazdıktan sonra ortaya bir şey çıktığı için yazıyorum. Çok yaşasın şeyler! İlhan Berk için yazıyorum. Harikulade.

Yazı dışında başka hiçbir şekilde, olmayan bir şeyi var kılamadığım için yazıyorum.

Hiyerarşiyi yıkmak için yazıyorum.

Unuttuğum ve hatırladığım için yazıyorum.

Eleştirmek için yazıyorum. Eleştiremediğim ama yuttuğum şeyler olduğu için yazıyorum.

Ortalıkta “neden yazıyorum?” “nasıl yazıyorum?” “yazma dersleri” gibi saçmalıklar olduğu için yazıyorum. Yazının öğretilebileceğine inananlar, yazma kursu gibi gerzeklikler olduğu için yazıyorum.

"ve" ile başlayan dizeler için yazıyorum.

Hiçbir zaman özgür olamayacağımı bildiğim halde özgür olmak istediğim için yazıyorum.

Yazdıklarım bi boka benzemediği halde yazıyorum çünkü kimsenin yazdığı bi boka benzemiyor.

Dipnotları, ara cümleleri, parantez içlerini çok sevdiğim için yazıyorum.

Yaşamak ile yazmak arasında kaldığım için yazıyorum. Belli ki yaşayamadıklarım olduğu için yazıyorum. Yaşamak istediğim için yazıyorum. Ölmemek için yazıyorum.

Yalnızlığı sevdiğim için ama yalnız kalmamak için yazıyorum.

Dünyanın yalnızlığı için yazıyorum.

Yazmasam da olurdu için yazıyorum.

Barış Bıçakçı çok yaşasın ama antik Yunanlı atalarım gibi güzellik karşısında bırak hüzün duymayı sahip olma isteğiyle dolduğum için yazıyorum.

Edebiyatı yücelttiğim için (ne kadar saçma) ve edebiyatla ödülü bir araya getirmediğim için yazıyorum.

Para için yazıyorum.

Ve fakat için, ve için ve , için yazıyorum. İki nokta için yazıyorum. Ve’den önceki virgül için yazıyorum. Tiren için yazıyorum.

Bir fesleğenim bile yok anlıyor musun? Bunun için yazıyorum.

Sevgide, cinsellikte bile hiyerarşi olduğu için ve ben bunu yıkmak istemekle birlikte buna köpek gibi dahil olduğum için yazıyorum.

Sahte ya da müstear isimler kullanarak yazdığım için ama bunun bir şeyi çözmediğini bildiğim halde gene de yazmak istediğim için yazıyorum.

Her türlü iktidara, hiyerarşiye karşı durduğum halde göbeğinde yer aldığım için yazıyorum.

Anlaşılmamak için yazıyorum.

Sikimde olmadığı için yazıyorum.

Küfür edemediğim için, konuşamadığım için yazıyorum.

Samimiyet artık namümkün olduğu için yazıyorum.

Her şeyi bir ders vermeye, programa, kariyere dönüştürenler olduğu için yazıyorum.

Estetik olan her şeye sahip olmak istediğim için yazıyorum (bunu söylemiş miydim?)

Barbar olduğum için yazıyorum. Modern olduğum için yazıyorum. Post-modern olduğum için yazıyorum. Barbar olduğum için yazıyorum.

Yazdıklarımı nasıl olsa kimse anlamaz ve fakat bir kişi olsun en azından anlasa için yazıyorum.

Gülten Akın için yazıyorum.

Bergamalı olduğum, Bergama’yı çok sevdiğim ama bunun bir fanatizm ya da kurgu olduğunu bildiğim için yazıyorum.

Hiçbir zaman hiçbir şeyin istediğim gibi olmayacağını bildiğim için yazıyorum.

Bazı kadınlar beni hiç sevmeyeceği için, bazı şairler karaktersiz olduğu için yazıyorum.

Burak Yılmaz gibi futbolcular var diye yazıyorum.

Susmak için yazıyorum.

Yanında rahatça susabildiğim insanlar var bu dünyada, heeeey! İşte bunun için yazıyorum.

Bazı insanlar kedileri ve fotoğraf çekmeyi çok sevdiği için onlara kızıyorum. Onlara kızdığım için yazıyorum.

İçemediğim zaman, içtiğim zaman yazıyorum.

Otobüs yolculuklarında önümde oturan tipler koltuklarını ağzıma dayayacak kadar yatırdıkları için yazıyorum. Onlar için çok üzüldüğüm için yazıyorum.

Tüm edebiyat dergilerini sevdiğim için yazıyorum. (Tamam tamam sağcı-dincilerin çıkardıklarını bazen sevmiyorum.)

Yazarken politik-doğrucu olmam belki umuduyla yazıyorum.

Hiçbir zaman, hiçbir kimseye tam anlamıyla dürüst olamayacağım için yazıyorum.

“Niçin yazıyorum?” “Genç yazara öğütler” gibi salakça metinlere inanan salaklar olduğu için yazıyorum.

Hiçbir zaman aşık olamayacağım için yazıyorum.

Kimse kimseyi dinlemediği için yazıyorum.

İroni olsun diye yazıyorum.

Yazmayı beceremediğim için yazıyorum (Anladınız mı? Sanmıyorum).

Yetenek bir kurgu olduğu için yazıyorum. Kısalık yeteneğin kardeşidir, diyen Anton Ç. abi için yazıyorum.

Ne kadar boktan şiirler olduğu için yazıyorum. Şairler olduğu için yazıyorum.

Deniz olduğu, tuz olduğu için yazıyorum.

Hayatta hiçbir şey senkronize olmadığı (aşk bu yüzden olamaz) için yazıyorum.

Seviştiğim çoğu kadını sevmediğim, sevmediğim birçok kadınla seviştiğim için yazıyorum.

Anlamadığım için yazıyorum. Anladığım için yazıyorum.

Sevişmek için binbir türlü kılıf bulduğumuz için yazıyorum.

“Asi” yazarlar/şairler olduğu için yazıyorum.

İktidar var ya, işte o bizim cinsel organlarımızın tam içinde olduğu için yazıyorum.

Hepinizi sevdiğim ama daha önce hepinizden nefret ettiğim için yazıyorum.

Hepimizin amına koymak için yazıyorum. “Küfür ederken cinsiyetçi mi oluyorum acaba aq!” diye düşündüğüm için yazıyorum.

Sabah 9-akşam 6 çalıştığım için yazıyorum. Çalışan ben ile yazan ben arasında hiçbir benzerlik olmadığı için yazıyorum.

To the place where i belong to the dreams of my childhood..” cümlesi hiçbir zaman Türkçeye layıkıyla çevrilemeyeceği için yazıyorum.

Çevirmen olduğum halde (için?) çeviri, hiçbir zaman tamamıyla mümkün olamayacağı için, sözcüklerin -yazık- düştükleri bu acınası hal için yazıyorum.

Çok sıkıldığım için yazıyorum (Harbiden çok sıkılıyorum).

Bilginin iktidarını yenmek için yazıyorum (ha ha ha ha). Ama bilmek için de. Bilmemek için yazıyorum. Ama öğrenmek için de yazıyorum.

Abi demek hiyerarşiyi kabul etmek olduğu halde bazı adamlara abi demeyi çok sevdiğim için yazıyorum.

Unuttuğum için yazıyorum. Yazarsam hatırlarım umuduyla yazıyorum.

Birileri beni sevsin, takdir etsin için yazıyorum.

Kız tavlamak için yazıyorum. Hatun düşürmek için yazıyorum.

Birilerine usta diyerek onları öldürdüğümüz için yazıyorum.

Tanrıya değil ama teolojik masallara inandığım, sevdiğim için (buradaki anlatım bozukluğu için) yazıyorum.

İsa için yazıyorum.

Kutsal denilen metinlerin hepsinde kadınlar ikincil olduğu için yazıyorum. Kadınlar kelebek değil, kitap değil. Kelebek değil... diye yazıyorum (Evet, Barış Bıçakçı’yı çok sevdiğim için yazıyorum).

Bazı çok sevdiğim insanlar, beni, benim onları sevdiğim kadar sevmiyor diye yazıyorum.
Bazı sevdiğim kadınlar beni hiç sevmeyecek diye yazıyorum.

Okumada yazmada üstünlük sağlamak için uğraşanlar var diye yazıyorum.

Bir şeyi yaparken -yaptığım sırada yani- o şeyi yaptığım düşüncesinden kurtulamadığım için ve fakat kurtulmak istediğim için yazıyorum.

Bazı insanları öldürmek istediğim için yazıyorum.

Niçin mi yazıyorum?

Ben var ya, kaktüs, papatya ve kaplumbağa için yazıyorum.

Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir yazan Cemal (a kalın) abi için yazıyorum. O şiirdeki şu iki dize için yazıyorum: Sevgilim bilemem sesimi duyuyor musun/Bir gökkuşağıyla doldurmak istiyorum içini

Bergama'daki adını sürekli unuttuğum han için yazıyorum. O handaki gözleri olmayan köpek için ve meraklı gözlerle bize bakıp nargilesini fokurdatan kel dayı için yazıyorum. 

Belki de resim yapamadığım ya da klarnet çalamadığım için yazıyorum.

Niçin mi yazıyorum? Ich weiss nicht! Bilmiyorum.

Yaz hiç bitmesin için yazıyorum.


Onur Çalı

Yorumlar

  1. Ne güzel yazmışsın. En çok sevdiğim: "Unuttuğum için yazıyorum. Yazarsam hatırlarım umuduyla yazıyorum."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Yazmanın bilmem kaç kuralı" yazılarına güzel alternatif olmuş..

      Sil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …