Ana içeriğe atla

Eksik Yıl


Kısa öykü türünde verilmiş ürünler arasında dikkati çeken kitapta, yaşamın ayrıntılarına odaklanarak dile getirilmiş bakış açısıyla ve yer yer şiirsel duyarlılığı hissettiren lirizmle yazılmış öyküler bulunuyor. Kısa öykünün çarpıcı dilinin ve çözümlemeci yapısının iyi örneklerinden oluşan bir kitap Eksik Yıl. 
(Edebiyat Haber)

Kitaplar bitince geriye ne kalır? Duygular? Bir garip sızı kaldı Eksik Yıl’dan bana. Hiç mi gülmedim? Çok eğlendiğim “sahneler” oldu. Şeytan’la iki bira içmek çok eğlenceliydi. “temmuz’u almak satamadan götürmek” adlı öyküde karşılaştık. Yalnızlığımı paylaşmaya gelmiş. Yazar olmayı istediğimi anlamış, beni destekledi, bol olsun, iyi geldi. 
(Gaye Dinçel - Okuryatar)

Bir çocuk tanıdım bu dünyada,
bir Çalı’ya çaput bağladım,
adak adadım, bu çocuklar çoğalsın diye… 
(Başak - Yutmograf)

Eksik Yıl, özellikle “Kırmızı”, “Köpükten Aşk”, “Çay Tabağındaki Şeker Ayı”, “Şubat Kâbusu”, “Necibe’nin Kaşları Kare” öyküleriyle kadınların sorunlarına, kadın olma hallerine ilişkin söyleyecek çok söz, yazılacak çok öykü olduğunu kanıtlıyor. Bu duyarlılıkta, yazarın kadın araştırmaları konusunda yüksek lisans yapmasının payı olmalı. Kadın yazarların elinden bile bu denli incelikle çıkmayabiliyor böylesi…İncelikli, özenli, anlatmak istediğini bağırmadan, sakinliği koruyarak anlatan öyküleri barındırıyor bu kitap. Şiirin lirik, imgesel dünyasını da misafir ediyor satırlarına. Diyeceğim o ki, Eksik Yıl, edebiyatımızda son yıllarda giderek daha güzel örneklerine rastladığımız kısa öykülere yenilerini ekliyor.

Kendine özgü bir öykü dünyası kurmayı dil kaygısıyla birlikte ele alan ve meselesi olan genç yazarlardan biri de Onur Çalı. Farklı ve güçlü bir ses olduğunu 'Eksik Yıl'da hemen belli ediyor Çalı. Öyküden asla kopmayacak izlenimi uyandırdı bende, yeni çalışmalarını da merakla bekliyorum.
(
Cemil Kavukçu - Akşam Kitap Eki)


Gündelik dil kullanımlarına, özellikle konuşma dilinin akışkanlığına çoklukla yer verildiği ama esasen bunları çeşitlemek arzusunun da olduğu seziliyor. Dil oyunlarında, mesleği tercümanlık olan yazarın, yabancı sözcüklere de Türkçe anlatıda yer verdiğini “Sweet November” gibi öykü isimlerinde görüyoruz. Heyecanlı ve romantik bir dil öykülere hakim. Öykülerin birbirinden ayrılan konu, anlatım ve dil yapılarından da yazarın yenilik peşinde olduğu, gerek dilde ve gerekse şekilde arayışının ve bu arayışta kararlı olduğunu görmek mümkün.
(Berna Özpınar - BirGün Kitap Eki)


Sıradan sıradışı sayılanı kovalar, farklı yerlere temas ederken İsa’ya, Don Quijote’a, Kafka’ya selamla, yazmaya neden olan koşulların geçen zamana rağmen değişmezliği, eksik hayatlarla tarif ediliyor. Onur Çalı kısa, yoğun öykülerle görünmeyen hayatları işaret ederken, sıkıntıyı ironi yoluyla dönüştürüyor.
(Arzu Eylem - Notos Sayı 41)


Kırmızı öyküsünde çalışanın aklından geçiverenler, bir kadının gözünden (ki genelde erkek yazarlar, öykücüler en çok burada acemileşiyorlar ama bu öyküde yazar oldukça mahir) karı-koca ilişkisinin anlatıldığı Çay Tabağındaki Şeker Ayı (özellikle bu öyküde daha derine inseymiş demiştim) öyküsü, kitaplardan bile korkulduğu şimdiki dünyamıza güzel bir nazire olan Kod adı: Gök öyküsü, büyüklerin söyledikleri değil yaptıkları şeylerin çocuklar üzerinde ne denli etkili olabileceğini gösteren Şubat Kabusu, bir taziye evindeki insan halleriyle Lahmacun, Gezi olaylarından önce sanki içe doğmuş da yazılmış gibi duran Ağaçları Kurtarma Komitesi öyküsü benim aklımda en çok yer eden öyküler oldu. 

(Ebru Gedik Askan - Öylesine)

Sema ÖZBAŞ: Şeytan bizzat senin yerine bir şey yazacak olsaydı, bu öykü mü, şiir mi, roman mı olsun isterdin?

Şeytan ne yazsa kabulüm çünkü onu hiç okumuş değiliz.

(Perşembe ile Söyleşi, İzafi Dergisi 12. sayı)


Evrenin karadeliklerinin anlatılmamış hikayeler olduğunu düşünürdüm.




(Doğuş Sarpkaya ile Söyleşi, Hayat Matbuat programı, 4. Bölüm)

İlk kitabı Eksik Yıl, öykü türünün sınırsız ve bilinemez doğasını sürdürdü. Sanatın ve aşkın her türünün çocukluktan korunup gelen oyun kurma isteğiyle bir ilintisi olmalı. Onur Çalı, çoğu öyküsünde özyaşamöyküsel bir tatla, hatta kimileyin mahlasıyla bir öykü kişisi gibi yer alıyor. Köpükten Aşk ve Yapay Saksı adlı öyküler buna güzel birer örnek. Ankara’nın sokaklarında, bildik mekânlarında (Köpükten Aşk’ta mekân Tavukçu) geçen hikâyede öykü kişileriyle bile isteye özdeşlik kuran okur, farklı olabilirlikler ve duyuşlarla birtakım “hazır” yaşam deneyimleri buluyor. Bir şiiri okumaya, bir şarkıyı yeniden dinlemeye duyulan ihtiyaç gibi bu güzellikleri arıyoruz. Onur Çalı öykücülüğünün, ondan aldığımız edebi hazzın temel dayanağının bu olduğunu sanıyorum. 

15. a) Bir önceki konuğumuz olan İlhan Durusel’in sorusu: Bir öykünüzün öyküsünü anlatır mısınız?
Normalde anlatmak istemem. Ama İlhan Durusel sorduğu için anlatmaya çalışacağım: Bir gün bankada işim vardı, uğradım. Güvenlik görevlisine baktım. Baktım baktım. Telefonumu çıkarıp Bir Banka Güvenlik Görevlisinin Kendi Ağzından Hayat Hikayesidir adlı uzun öykümü yazdım.
(Hey onbeşli onbeşli öykü yolları taşlı_13, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi, Sayı 9)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

Kış Uykusu: Vicdanın Mülkiyet ile İmtihanı

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Kış Uykusu, Türkiye’de son yıllarda tartışılan o denli çok başlığı içinde barındırıyor ki eminim bu film üzerine sayfalarca yazılacak ve tartışılacaktır. Film, ironik bir şekilde Aydın ismiyle sembolize edilen, Türkiye’de aydın kimliğinin kendi halkına olan yabancılığı meselesinden, onun tam karşısında konumlandırılan ve polis olmak isteyen çocukla simgelenen başka bir kimliğin sınıfsal kökenlerine ve kültürel kodlarına kadar pek çok politik imada bulunuyor. Aydın karakteri bir bakıma Onur Ünlü’nün filmi Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde karikatürleştirilen anayasa profesörüne benziyor.
Politik göndermelerinin yanı sıra, ikili ilişkilerde, mevzi kazanmak adına girdiğimiz ego savaşlarında, en yakınlarımızın en iyi bildiğimiz yaralarına ne denli acımasızca bıçak sapladığımıza dair pek çok “insanca” tarafımıza da büyük bir ustalıkla değiniyor.
Ayrıca filmin uzun süresine rağmen, ilgiyi sürekli canlı tutan bir anlatımı, görüntü kalitesi ve üst…