Ana içeriğe atla

ölüm ölüm dedikleri...

  
Güzel dostum,

Bizi öldürecekler.

Nerden başlasam anlatmaya. O kadar anlatmak istediğim şey var ki sana, anlatamamaktan korkup susabilirim her an. Yan yana olsak susarak da anlatırdım sana derdimi gerçi ama uzaktasın.
Mesela biz niye uzaktayız birbirimizden?

Bizi öldürecekler; eminim sen de farkındasın. Bizi belki de annemizin içindeyken başladılar öldürmeye. Bize isim koymayı düşündükleri, bize mavi ya da pembe kıyafetler biçmeye başladıkları an boğazımızı sıkmaya başladılar.

Sonra okula gittik. Şimdi burda derin saptamalar yapacak, ondan bundan alıntı yapacak değilim. Zaten okulun iyi bi yer olduğunu düşünen varsa, ne diyeyim, okul işe yaramış demek ki onun üzerinde.

Okullarda neler öğrettiler bize? Hiç. Onca yılımızı öldürdüler. Bu bizi öldürme planlarının en önemli aşamasıydı zaten. Okullarda geçen yıllarımız arttıkça yaşama coşkumuz da azaldı. Ters orantı. Bak bunu öğrenmişim.

  
Bizi öldürecekler. Öldürüyorlar. Kredi kartıyla, banka faiziyle, bordroyla, sigortayla, televizyonla, internetle, facebook’la, twitter’la öldürüyorlar bizi. Gülme smiley’si yapıyoruz sürekli. Beğeniyoruz birbirimizi. Çok anarşistiz, çok radikaliz. Her şeyi çok iyi biliyoruz. Karşı çıkıyoruz karşı çıkılması gereken şeylere. Çok akıllıyız. Yakışıklıyız, güzeliz. Yurtdışındayız, geziyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Etiketliyoruz birbirimizi, iyidir.

Güzel dostum. Sen de fark ediyorsun değil mi, konuşmak-dinlemek (diyalog da diyorlar, iletişim de diyorlar) ne kadar zor. Neredeyse imkansız. Boşa konuştuğunu fark ettiğin çok oluyor değil mi senin de? Pat diye susasım geliyor benim cümlelerin ortasında. Cümlelerin ortasına leşlerimizi serip üstümüze basıyorlar bizim. Herkes anlatmak istiyor. Sadece anlatmak. Belki biz de öyleyiz. (Belki mi?)

Konuşturarak öldürüyorlar bizi. Her konuşma muharebe gibi. Silahlarımızı kuşanıyoruz. Bakalım hangimiz daha iyi biliyor, daha tecrübeli, kim kimi bastıracak?

Bizi rakamlarla öldürüyorlar. Hafta sonlarıyla öldürüyorlar bizi. Zamanı bölerek bize kesik atıyorlar. Her tarafımızdan ince ince kan sızıyor. Kimse görmüyor, biz bile görmüyoruz. Ne güzel.

Bizi kitap ekleriyle öldürüyorlar.

Bizi “yaşlanınca tek başına kalırsın”larla, “vatan sağolsun”larla, bizi araba taksitleriyle, ev kredileriyle öldürüyorlar.

Bizi genellemelerle öldürüyorlar. Ön yargılarla, peşin hükümlerle. Söylentilerle. Her insan, her insanın her bir anı farklı bir kategoriyken, bizi kategorileştirerek öldürüyorlar. “Kadınlar şöyledir, erkekler böyledir”lerle öldürüyorlar bizi.

Bizi “güzellik”le öldürüyorlar. Kadınlar için çok üzülüyorum. Güzellik takıntısına kurban gidiyorlar. Neler çekiyorlar. Erkeklere daha çok üzülüyorum. O kadar çaresizler ve korkuyorlar ki, erkeklikleriyle ilgili kaygıları o kadar çok ki şiddet uygulamayı kendilerine hak görüyorlar. Hem kadınlar hem erkekler için üzülüyorum. En çok kendim için üzülüyorum.

Bizi açlık grevleriyle, füzelerle, kurşunlarla öldürüyorlar. İnsansız savaş araçlarıyla öldürüyorlar (ironi gibi ama değil!). Bizi medyayla, gazetelerle, televizyonla öldürüyorlar.

Bizi kitaplarla öldürüyorlar.

Bizi “tıp bilimiyle”, ilimle, doktorlarla, reçeteler ve ilaçlarla öldürecekler.

Bizi temsili demokrasiyle öldürecekler. Oy kullanarak, dernek kurarak. Güzellikle ve kendi irademizle. Salağız biz!

Devlet dairelerinde müdürlerle diğerlerinin tuvaletleri bile ayrı. Dışarda, kafe-barlarda bile “erkekler” ile “kadınlar”ın tuvaletleri ayrı. Hem de nasıl cinsiyetçi simgelerle. Bizim kafamızı kanalizasyona sokarak öldürecekler.

Bizi alkolle öldürecekler.

Hava durumlarıyla, gezi planları ve emeklilik hayalleriyle öldürecekler.

Bizi tavsiyelerle öldürecekler. Öğütlerle öğütecekler bizi.

Dostum, biz belki de öldük. Belki dün, belki de geçen hafta.

  
Onur Çalı


Yorumlar

  1. Bunların dile gelmesini sevdim... Kendi var oluşunu hissetmek için kendinle başbaşa kalmaya, duyguları canlandırmaya gereksinim var, bu ölümcül bombardımandan uzaklaşarak... Belki de bir yolu var, kimbilir?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …