Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aynı Köyün Çocuklarıyız Biz

Küçük yerlerde, köy ya da kasabalarda büyüyenler, uzun süre yaşayanlar bilirler (Ya da daha iyi bilirler diyelim): Komşuluk hukuku vardır. Farklı düşünceler, inançlar çeliştiğinde kalp kırmamak için, sinirlerin gerildiği bir yerde,aynı yerin çocuğuyuz biz akrabalığıgelir, kapatır çatlakları. Uzlaşmak, susmak birbirini anlamak için engeldir belki. Belki. Ama büyük çatışmaları da önler. Buna mim koyalım. Bir Salı Sinemasından daha çok güzel bir filimle ayrıldım bu hafta. Tabi yine ağzıma kadar yemeğe ve dostluğa doyarak. Filmden çıkıp sis basmış Ankara’nın, şehrimin içinde yürürken nedensiz –ve aslında bol nedenli– bir şey sardı içimi. Mutluluk denir sanırım buna. Sanat eserleri karamsar tablolar çizebilir –çizmelidir de hatta– ancak ben şahsen içinde bir umudu, çıkışı da barındıranları daha çok seviyorum. Can Baba demişti ya, ona benzer bir şey: “Şiir bir umutsuzluktur. Elbette bir umutsuzluktur. Niçin mi? Umutsuz olmayan adamlar şiir yazamaz. Umutsuz olmayan adamlar resim yapamaz, mima…

Anne, korkuyorum.

“Sol eli başımın altında olsun,
Sağı da beni kucaklasın.” Neşideler Neşidesi
Korkuyoruz. En başta daha, annemizin döl yatağına düşmekten korkuyoruz (spermleri hep, sanki yarışıyorlarmış gibi gösterirler, yalan). Sonra da dışarı çıkmaktan korkuyoruz. Doğmaktan. Sonra hep korkuyoruz, hep. Korkuyorum anne. Anne senden korkuyorum ki en başta zaten ben. Reha Erdem’inKorkuyorum Anne(2004) filmini izledim geçenlerde, bir kez daha. Reha Erdem, çok sevdiğim bir yönetmen. Tüm filmleri içerisinde daha az sevdiğim Kosmos filmi oldu. Nedeni de şu: Kosmos’a kadar insanı sinirlerine, kemiklerine, en ince ruh durumlarına kadar mercek altına almış -ama bunu suçlamadan, aşağılamadan yapmış- bir yönetmenin insanı biraz “açıklan(a)mayan” ile anlatması, biraz metafiziğe yaslanması. Buydu beni rahatsız eden Kosmos’da. Belki de (yine) yanılıyorumdur. (Bu arada yönetmenin bu yıl gösterileceği söylenen iki filmi de yok hala ortalıkta. Bekliyoruz.) Korkuyorum Anne, insanın korkuları üstünden insanın ne olduğu sorusuna…

Yeni Bir Ev

“Kalbiniz için aynaya bakın” Gazete haberi

Sokakta sarı apartmanı arıyordu, yeni işine gidecekti. Yeni mahalle, yeni sokak, yeni ev, yeni patron.
Kısmet yüzüme gülse de ev çok kalabalık olmasa, işim çabucak bitse...
Tıklım tıkış evleri, altlarını temizleyebilmek için çekmesi, itmesi gerekenleri hatırladı. Görüntüyü silmek ister gibi başını sağa sola çevirdi. Kimbilir beni ne bekliyor, diyerek yokuşu tırmandı.
Saksıdaki anahtarı aldı, içeri girdi, ayakkabılarını çıkarıp bakınmaya başladı. Nerdeyse kendi evi kadar misafir odası. Tek kişilik koltuklar, arkaları yüksek ve süslü, kocaman işlemeli masa ve sandalyeleri, altın varaklı örtüler, şarabi kadife perde, taşlarla süslenmiş tül. Kocaman ışıl ışıl avize tavandan sarkıyor. İpek iran halıları, kristal vazo ve biblolar. Az eşya olmasına mı sevinsin, bu pahalı şeyleri nasıl temizleyeceğine mi üzülsün bilemedi. Dilek dilerken dikkatli olacaksın kızım, eksik söylemeyeceksin, derdi ninem, haklıymış.
Ne kadar parlaktı her şey ancak duvarlar süssüz…

İnsanlık Hâli

Alt katta bildik dijital müzik çalmaya başladı. Orda oturan, saatini 6.25’e kuruyor. Ya saati beş dakika ileri ya da otobüse, servis aracına filan yetişmek için ince ayar bir kalkış saati hesaplamış olmalı. İki yıldır bu evdeyim, hiç yüzünü görmedim.
Biraz dalmışım, sabahın ilk otobüsü camları sarsarak geçti. İnleyen bir motor sesi ile asfalt yolda lastiklerin çıkardığı uğultu önce yaklaştı sonra hızla uzaklaştı. Arkadan tek tük başka arabalar.
Bugün işyerinde önemli bir toplantı var. Artık sağır sultan duydu: Ekonomik kriz kapıda. Büyük patron da geliyor. Yeni bütçe görüşülecek. Tahmini gelir gider rakamlarını çıkardık, üst yönetim de nerelerden ne kadar kısılacağını söyledi. Gerisi hesap kitap işi. En az on kişiye yol verilecek, ücretler kısılacak.
Uyku ile uyanıklık arasında bir türlü kendine gelemeyen bilincim beni kaldırmaya çalışırken, bir başka yanım düşlerle rahatlatıyor: “Kalkmışım da, tıraş olmuşum da, giyinmiş, kapıdan çıkıyormuşum da…”
Gözümü aralıyorum, hâlâ yataktayım… Sonra…

Krem Karamel

Ben bunları yazarken ya da siz okuduğunuz esnada bile bir kadın öldürülüyor, eski kocası/sevgilisi tarafından bıçaklanıyor, dövülüyor, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Kara ve kuru gerçek bu. İstatistiklerimiz var bunlarla ilgili. Çarpıcı üstelik: her gün şu kadar kadın… diye başlayan. *** (Eskiden adı bile yoktu ama bakanlığı vardı kadının. Artık o da yok.)

*** (Bülent Somay’ın Bir Şeyler Eksik/Aşk, Cinsellik ve Hayat Hakkında Bilmek İstemediğimiz Şeyler kitabını okuyorum. Ayrıca yazarım belki ama hakikaten de bilmezden gelmek istediğimiz bildiklerimizi yazarla birlikte düşündürten bir kitap. Tavsiye edilir kesinlikle. Oyunu izlememle kesişmesi büyük şans!)
*** Krem Karamel’e gelelim. Oyunla ilgili bilgileri, aldığı ödülleri öğrenebilir, hatta kısa bir tanıtım videosunu buradan izleyebilirsiniz.
Metin, reji, ışık her şey çok iyi hakikaten ama oyunculardan bahsetmeden geçmek olmaz. Süperman rolünde, oyunun sonuna doğru adı olmayan kadına yardımcı olan Ali Yoğurtçuoğlu ve kadın rol…

küf, pas ve vicdan üzerine

Vicdan nedir? Düşünelim. (Es!) HaftasonuKüf'ü izledim. Ödüllü bir film. Gugıllayınca çıkıyor hangi ödülleri aldığı vs. Film bir ilk film, Ali Aydın'ın. Geçenlerde bir yazıda,sanat üretenle tüketenlerin buluşması işlevsel mi acaba?diye sormuştum kendi kendime (bkz:gez-göz-kule). Yanıtlıyorum: değil! Ya da çoğu zaman değil. Ben söyleşi okumayı, izlemeyi çok severim normalde ama sorulan sorular kadar verilen cevaplar da çok önemli. İzlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz sanat eserinin üreticisi (kendisine sanatçı deniyor) eseri hakkında bilmediğimiz (ya da bilmek istemediğimiz) şeyleri ortaya dökünce bizim algımıza, keyfimize de sınır koymuş oluyor bir anlamda. Örneğin ben,filmde neden bu kadar çok sigara içiliyor'un açıklamasını merak etmiyordum çünkü günlük hayatta da sigara içiliyor. Garip bir durum değil. Ama bununaçıklamasıbizim filmden aldığımız keyfi ipotek altına alıyor. Gerek yok. *** Küf, politik bir film değil deniyor. Politik film olması için ne olması gereklidir? Bir fi…