Ana içeriğe atla

Yeni Bir Ev



“Kalbiniz için aynaya bakın”
Gazete haberi


Sokakta sarı apartmanı arıyordu, yeni işine gidecekti. Yeni mahalle, yeni sokak, yeni ev, yeni patron.

Kısmet yüzüme gülse de ev çok kalabalık olmasa, işim çabucak bitse...

Tıklım tıkış evleri, altlarını temizleyebilmek için çekmesi, itmesi gerekenleri hatırladı. Görüntüyü silmek ister gibi başını sağa sola çevirdi. Kimbilir beni ne bekliyor, diyerek yokuşu tırmandı.

Saksıdaki anahtarı aldı, içeri girdi, ayakkabılarını çıkarıp bakınmaya başladı. Nerdeyse kendi evi kadar misafir odası. Tek kişilik koltuklar, arkaları yüksek ve süslü, kocaman işlemeli masa ve sandalyeleri, altın varaklı örtüler, şarabi kadife perde, taşlarla süslenmiş tül. Kocaman ışıl ışıl avize tavandan sarkıyor. İpek iran halıları, kristal vazo ve biblolar. Az eşya olmasına mı sevinsin, bu pahalı şeyleri nasıl temizleyeceğine mi üzülsün bilemedi. Dilek dilerken dikkatli olacaksın kızım, eksik söylemeyeceksin, derdi ninem, haklıymış.

Ne kadar parlaktı her şey ancak duvarlar süssüz ve yüzsüzdü.

Mutfağa geçip çayını koydu. Masadaki notu okumaya çalıştı.

-          Tüm evi önce süpür sonra toz al ve yerleri sil.
-          Camları, kapıları sil.
-          Çarşafları yeşilli olanlarla değiştir, havlularla yıka ve ütüle.
-          Banyoda lavabo ve duşu cifle, durula ve kurutma bezi ile kurula.
-          Tuvaleti çamaşır suyuyla yıka sonra sil, ıslak kalmasın.
-          Mutfağın bezleriyle diğerlerini karıştırma.
-          Mutfağın dolaplarını, masayı, tezgahı, ocak ve fırını dikkatlice temizle.
-          İşin bitince tüm bezleri yıka, kurut.
-          Misafir odasındaki pahalı örtüleri katla kaldır ve orada kalsın, sonra temizliğini yap.
-          Sakın halılara bez sürme. Sadece süpür. Saçaklarını düzelt.
-          İşini beğenirsem paranı vereceğim. Akşam beni bekle.

Çüüşş diyen sesiyle irkildi. Duraksadı bir an. Parayı vermemek de ne demekmiş yaa... Neyse ne, benim işimi beğenmeyecek daha anasından doğmadı, diye kendini cesaretlendirdi. Kahvaltısını yaparken sakinleşti.

Yazılanları sırayla yapmaya başladı. Pembe kalpli olanları çıkarıp yeşil kalpli çarşafı serdi. Başucunda duran metal sopayı merakla aldı, ne kadar da ağır deyip yerine koydu. Camları sildi, halıyı süpürdü. Giysi dolabı gibi kocaman bir odayla karşılaştı. Kalp desenli peluşlar, terlikler, her renk ayakkabılar ve askılarda elbiseler, büzgülü, pileli, taşlarla bezenmiş bluzlar... Merakla askının birine uzandı. Aman allahım bu ne kadar büyük, iki tane ben sığarım bu elbiseye!

Yıkanmışları kurutma makinasına koydu. Ütüyü hazırladı. O kadar da süslü olmayan diğer odaları temizledi. Ütülediklerini yatağın üstüne koydu.

Sıra salona gelmişti, örtüleri katlayıp koltuğun birine koydu. Yerleştirmeyi kendi yapacakmış, emirlerinde öyle diyordu. Saatine baktı ikiye geliyordu. Önce bir şeyler yemeliyim. Buzdolabını açtığında yemek olmadığını, mektupta da bahsedilmediğini fark etti. Vicdansız kadın! Hiç çiçek görmedim, oradan anlamalıydım... Konserveler, yeşillikler, sebzeler, yemek yapmak için her şey var ama pişmişi yok, zamanı da yok, çok iş var. Hem de şimdi acıktım, sabah bakaydım, akılsız kafam. Mecburen peynir ekmek yoğurtla karnını doyurdu. Yine çay demledi. Bulaşık bırakmayayım, diye söylendi.

Mutfağın çekmecelerini temizlerken irili ufaklı birçok bıçak olduğunu gördü. Aklı orada kalmış, üst dolap kapağını açık unutmuştu. Alnını çarpınca eliyle ovuşturdu. Allah Kahretsin, şişecek şimdi... Ekmeği çiğneyip yapıştırdı. Oturdu, acısı azalsın diye bekledi. Ekmeği çöpe attı, aynaya bakmak istedi. Önce banyo, tuvalet, sonra yatak odasına koşturdu, yoktu... Bu evde ayna yoktu!


Ayna yok, resim yok, çiçek yok... Aman allahım! Ben nasıl bir evdeyim, neden onu beklememi istiyor, manyak mıdır, sapık mıdır? Bana ne yapacak, ne yapabilir? İçeri girer, kapıyı kilitler, kaldın mı hapis... Belki de kadın değil, erkek mi? Saçmalama, o elbiseler, kalpli çarşaflar, banyodakiler, yok yok kadın ama ya kadın pazarlıyorsa... Ya o sopayla ne yapıyor, ya o bıçak adam doğrayacak kadar büyük... 

Aynı yeri sürekli silmekten kızaran elinin acısıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Notu tekrar okudu. Gözünden kaçan var mı, yoktu. Sandalyeye çöktü, omuzları düştü.

Bu işi ona söyleyen komşusu ilk defa böyle bir iyilik yapıyordu, aslında nasıl da kıskandığını bilirdi. Kocama göz koydular, beni aradan çıkaracaklar, belki de... Yok anam yok, bit yeniği var bu işte, haydi kızım sana yol göründü... Parayı pulu da boşver, başına bir şey gelmeden...

İri ve kalpsiz kadınla karşılaşmak istemedi, telaşla çıktı evden.


Necla Antep Aytuna

Yorumlar

  1. Necla'cım çok beğendim, merakla diğerlerimi bekliyorum...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

Kış Uykusu: Vicdanın Mülkiyet ile İmtihanı

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Kış Uykusu, Türkiye’de son yıllarda tartışılan o denli çok başlığı içinde barındırıyor ki eminim bu film üzerine sayfalarca yazılacak ve tartışılacaktır. Film, ironik bir şekilde Aydın ismiyle sembolize edilen, Türkiye’de aydın kimliğinin kendi halkına olan yabancılığı meselesinden, onun tam karşısında konumlandırılan ve polis olmak isteyen çocukla simgelenen başka bir kimliğin sınıfsal kökenlerine ve kültürel kodlarına kadar pek çok politik imada bulunuyor. Aydın karakteri bir bakıma Onur Ünlü’nün filmi Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde karikatürleştirilen anayasa profesörüne benziyor.
Politik göndermelerinin yanı sıra, ikili ilişkilerde, mevzi kazanmak adına girdiğimiz ego savaşlarında, en yakınlarımızın en iyi bildiğimiz yaralarına ne denli acımasızca bıçak sapladığımıza dair pek çok “insanca” tarafımıza da büyük bir ustalıkla değiniyor.
Ayrıca filmin uzun süresine rağmen, ilgiyi sürekli canlı tutan bir anlatımı, görüntü kalitesi ve üst…