Ana içeriğe atla

İyi Seneler Dünya


‘Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman.’ demiş Nazım. ‘Ben yirminci asırlıyım ve bununla övünüyorum.’ Biz bir asır sonrasındanız onun. Ve evet, erken gelmişim diye kahredenimiz olduğunu da pek sanmıyorum doğrusu. Biz daha çok geç gelmiş olmaktan dertleniyoruz. Eh, Nazım gibi ‘kendi asrım beni korkutmuyor, ben kaçak değilim’ de diyemiyoruz en başta ben pek çoğumuz. Marduk geleydi ah, ah şu portakalı deveci armuduna çevireydi! Alacağınız onsun Mayalar diyip duruyoruz. Doğru, ben kendi adıma hiç mi hiç memnun değilim kutuplardan basık ekvatordan şişkin bu portakalı bu asırda tatmaktan. Posası düşmüş payıma, nasıl memnun olayım? Daha o portakalda vitamin bile değilken, anam anasının deniz görmemiş, ağaç, yeşil bilmemiş, sarı sıcakta yumul yumul yumulan gözlerine Cee bile dememişken gevrek gevrek gülerek, işte o zamanlar adımlamak isterdim ben bu yer üstünü. Amerika’ya bir günde değil, bir yılda varaydım, üstelik Hindistan niyetine, otomobil ne bilmeyeydim, deve sırtında aşaydım Arap ve dahi Acem illerini de, şöyle ferah serin tasasız uzanıp yere dikeydim yeter ki başımı göğe. Elim sevdiğimde, fikrim sevdiğimde, sesim, soluğum sevdiğimde olsundu elbet yine. Çöldeyse çölde. Çay henüz acem iline gelmemişse dert ne! Bin bir gece sevgiliyle. Bilmez misiniz bir seviler yaşanılır kılar her yeri her devirde. Bilin. Öyle.

Batılı romantiklerin nostalji hastalığına tutulduğumu sanmayasınız sakın. Değil, hiç değil. Biliyorsunuz siz de ne fena yaşadığımız şu dünya. Uzun uzadıya anlatmaya lüzum yok. Eskiden her şey daha mı iyiydi sanıyorsun diyebilirsiniz elbet. Hakkınız var. Yok değil. Bundan, bir bundan ya, hoyratlığı, kırmayı dökmeyi, incitmeyi, üzmeyi önce olağan, derken dirimsel bulur olduk sonunda.

Bugüne bugün otuz yıllık yaşamışlığım varsa şayet bu bok çukurunda, bunun bir çeyreği kadar da halimce kafa yormuşluğum vardır pek çokları gibi benim de nasıl daha iyi yaşanır diye. Mesele de bu aslında sanırım bir. Hep daha iyisini ister insan olmaz asla da, daha kötü ne olabilir ki dediğin anda yaran kabuk bağlamadan dizlerini yerden yere çalar canına ot tıkılası dünya. İşte bu gerçekten gerçek sanrılarla, allahsız allahların zulmü altında, hayının, zalımın arasında bu ışıklı bulvarlarda zifiri karanlıkta yürüdük biz onca. Yürüyoruz hâlâ. Vaziyet yürürüz de daha. Onca kırdık, kırıldık da. Oncasını üzdük, üzüyoruz hâlâ. Kırıyor, hırpalıyorlar bizi boyuna. El yordamıyla bulduk ne bulduksa bu kalabalık bu hınca hınç boşlukta. Ne yaşadıksa bir ucu düpedüz deneyseldi daima. Kaybettik oncasını, kaybediyoruz daha.

AMA

Her suyun ötesinde bir de karşı kıyı oluyor bereket. Eli yordam ama bir o kadar da usul dokunmayı öğreniyor insan insana zamanla. İyisi mi, kulak asmayın onca geçmişe dalmama. Çocukken pek çok kere ıhlamur ağaçlarında uyumuş, şimdi bıraksalar çayıra, ormana (orman ki ağaç toplumudur), nerde çilek bulur bilen belki de son kuşağın bir ferdi olarak çocukların betonlar arasındaki gıdımlık parklarda gezdirilmesine üzüldüğümden biraz da bu öfkem asrıma. Memnun değilim ama geriye dönemem ‘a! Hem bakın buradayım, buradayız hepimiz hâlâ. Her yeni gün daha fazla insan seversem diye yeşeren gözler, gülen içler var hâlâ. İnsan neyle yaşar diye sorduydu biri. Diyeyim. İnsan insanla yaşar. Öğrenemedik daha. Öğreneceğiz ama. Gelecek uzun sürer deyorlar. Varsın bekleyelim biraz daha.

Ama iyi ama kötü aklımın yettiğini avazım çıktığınca bağırıyorum işte: İnsanca yaşamak istiyorum, yaşasın istiyorum insanlar ve.

İyi seneler dünya (sahi şimdi kaç oldun sen?)


Ali

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …