Ana içeriğe atla

kısadan kıssa



“Kısacı” dostum Zeynep Sönmez bir link gönderdi. Bir internet sitesi, birçok “auteur”dan (ne çetrefil kavramdır bu auteur da) Hemingway’in meşhur kısasına ("Satılık bebek patikleri, giyilmemiş.") nazire öykü istemiş. Hemingway’in öyküsünün orjinali 6 sözcük. Bahsettiğim internet dergisinin editörü de “auteur”lardan 6 kelimelik öyküler istemiş.

Kısa öykü, minimal öykü, ipucu kurgu, mikro öykü, vs. Ne demişti İlhan Berk: adlandırmak ölümdür. Naçizane öykü yazmaya çalışan biri olarak benim tutumum adlandırmamaktan yana. Adlandırmak işi, geçmişe bakarak tasnif/sınıflandırma/kategorileştirme hamaliyesini yüklenen akademisyenlerin, varsa, eleştirmenlerin ve edebiyat tarihçilerinin işi (Orhan Veli’yi analım: Oktay Rifat'la Melih Cevdet'tir/En yakın arkadaşlarım./Bir de sevgilim vardır pek muteber;/İsmini söyleyemem/Edebiyat tarihçisi bulsun).

Geçenlerde Fredric Brown’un “Knock” adlı öyküsünü çevirme sürecinde, öyküden “dünyanın en kısa korku hikayesi” diye bahsedildiğini gördüm. Oysa “Bö!” belki de en kısa korku hikayesidir. Yeri geldiğinde bomboş bir A4 de iyi bir hikaye olabilir. Sözcüksüz.

Çevirirken de benzer bir süreç oldu. Öykülerin orjinalleri 6 sözcükten oluşuyordu ancak Türkçe’ye 6 sözcükten az ya da fazla sözcükle çevirdiklerim oldu. Çeviriyi kilim dokumaya benzeten Cervantes’i gel de anma. Bu öyle bir iş ki hiçbir zaman patrondakini tutmaz elbise ve bunun huzursuzluğu da çevirmenin lanetli kaderidir. Lanetlidir çünkü kilim dokumadan da duramaz bu ölümlü kilimciler.

Ezcümle: çevirmeye çalıştığım bu metinler kısadır, evet, ama öyküdürler.

Onur Çalı


Tanrı buyurdu: “YARATILIŞ Programını iptal edin!” Evren yok oldu.
- Arthur C. Clarke

ÖSS’yi kazanamadı. Bursunu kaybetti. Roketi buldu.
- William Shatner

Bilgisayar, batarya getirmiş miydik? Bilgisayar?
- Eileen Gunn

Onu istiyordum. Onu elde ettim. Kahretsin.
- Margaret Atwood

Penisi koptu; artık hamile!
- Rudy Rucker

Işıklı gökdelenlerden kanat yaptı insan.
- Gregory Maguire

Kanlı ellerimle söylüyorum: hoşçakalın.
- Frank Miller

Harcanmış gün. Harcanmış ömür. Tatlı lütfen.
- Steven Meretzky

Mezar taşı yazısı: Aptal insanlar! Dünyadan kaçmadılar.
- Vernor Vinge












Leia:"Bebek senden" Luke:"Kötü haber…"
- Steven Meretzky

Öpüştük. Eridi. Şurayı siler misiniz lütfen!
- James Patrick Kelly

Arkanda! Acele et, o…
- Rockne S. O’Bannon

Senin geleceğinim çocuk, ağlama.
- Stephen Baxter

Yalan detektörlü gözlükler bulundu: Medeniyet çöktü.
- Richard Powers

Öldüm. Özledim seni. Öpücük… ?
- Neil Gaiman

Bebeğin kan grubu nedir? Genellikle insan.
- Orson Scott Card

Kirby, daha önce başparmak yememişti.
- Kevin Smith

Yağmur yağdı, yağdı, yağdı ve durmadı.
- Howard Waldrop

İnsanoğlunu kurtarmak için, yine öldü.
- Ben Bova

Biz güneşe gittik; nükleer patlama oldu.
- Ken MacLeod

“Beni vuracağına ihtimal vermezdim.”
- Howard Chaykin

O kadınla evlenme. Ev al.
- Stephen R. Donaldson

Kırık kalpli, 45 - engelli erkeklerle tanışmak isterim.
- Mark Millar

ZAMAN MAKİNESİ GELECEĞE GİTTİ!!! … kimse yok…
- Harry Harrison

Tik tak tik tak tik tik.
- Neal Stephenson

Basit. Kibriti elinize alın ve
- Ursula K. Le Guin

Mezartaşı yazısı: Onu beslememeliydi.
- Brian Herbert

Cennet düştü. Ayrıntılar 11’de.
- Robert Jordan

Bush gerçeği söyledi. Balık kavağa çıktı.
- William Gibson

Yine de, üçüncü kez denedi.
- James P. Blaylock

Tanrıdan dünyaya: “Ağlayın çaylaklar!”
- Marc Laidlaw

İmdat! Bir metin macerasında hapsoldum!
- Marc Laidlaw

Haklı olduğumu sanmıştım. Değilmişim.
- Graeme Gibson

Kaybolmuştu, bulundu. Çok kötü.
- Graeme Gibson

Irak’a üç kişi gitti. Biri döndü.
- Graeme Gibson

Dinozorlar döndü. Petrollerini geri istiyorlar.
- David Brin

Patlama ertelendi. Yeterince Büyük değil. Yeniden başlat.
- David Brin

Ölüm ertelendi. Metastatik hücreler organize oldu.
- David Brin

Lütfen, bu benim herşeyim, yemin ederim.
- Orson Scott Card

Gördüm sevgilim, ama bana yalan söyle.
- Orson Scott Card

Bu yeterli mi (tembel yazar sorar)?
- Ken MacLeod

Sınırı geçtik; bizi öldürdüler.
- Howard Waldrop

Hidrojen bombaları atıldı; hepimiz öldük.
- Howard Waldrop

Senin evin benim evimdir: soft devrim.
- Howard Waldrop

Sonunda hiç sözcüğü kalmadı.
- Gregory Maguire

Yalnızca dört kelime kalmıştı.
- Gregory Maguire

Başlangıçta söz vardı.
- Gregory Maguire

Kadavranın bazı organları kayıp. Doktor yat almış.
- Margaret Atwood

Kendi ölüm ilanını şaşkınlıkla okudu.
- Steven Meretzky

Zaman makinesinde seyahat eden sordu: "Şifre neydi?"
- Steven Meretzky

Sayısalı tutturdum. Nükleer patlama oldu.
- Steven Meretzky

Steve editörün sözcük limitini aşar ve…
- Steven Meretzky

Paralel evren. Bush çulsuzun tekidir, orduya yazılır.
- Steven Meretzky


Yorumlar

  1. Hey Kilimci !

    Bu çok garip ve eğlenceli bir şey :)
    Senin bu yönüne bayılıyorum. Böyle şeyleri bulup çıkartman ve sunuş şekline yani...
    Her öykünün :))) başında takılıp kalıyorsun ve o satır sana kendi öykünü yazdırıyor sanki -mecburen- :)))

    Bir şey kafama takıldı -onca öykünün arasında buna takıldığıma göre salak olmalıyım- kilimcinin dokuduğu kilimle patrona uymayan elbise arasındaki bağı kuramıyorum kafayı yiyeceğim. Dedim ya onca öykünün içinden kalk sen kilimle elbiseye takıl... Ama takıldım.

    YanıtlaSil
  2. Estafurullah! Belki iyi anlatamadım o kısmı. Cervantes çeviriyi kilim dokumaya benzetmiş, şahsen hiç kilim tezgahının başına geçmemiş olsam da, sanırım kastettiği ince işçilik, dikkat, konsantrasyon gerektirmesi. Yani hem kafa ama hem de el emeği.

    Patronda çizilen elbisenin uygulamaya tam olarak yansıtılmasının zorluğunu demişim sanırım. Çeviri de böyle bir şey biraz; orjinal metni okuyosun, sende oturuyor ama onu -diyelim- Türkçeleştirdiğinde onun aynısının olmadığını, aynı tadı ve kokuyu vermediğini farkettiğinde çaresiz hissediyorsun. Ama gene de çevirmeden (kilim dokumadan, elbise dikmeden) duramıyorsun.

    Bunları demek istemiştim. Onur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …