Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rüyası

Gece, fırtına öncesi bulutlarından ara sıra kendini gösteren dolunaydı. Yatağında uyuyordu... Evin hemen yanındaki ahırda, ay ışığıyla yıkanan gövdeyse, sabırla bekliyordu. Ayakta. Gündüzler, onlarındı. O işlerini tamamlarken, Doru saatlerce beklerdi, bazen cayır cayır yanan güneşin altında. İşi bitip de yola çıktıklarında, sevinçle, heyecanla koştururdu. Onun hemen arkasında olduğunu, kendisine baktığını bilmek yeterdi, yüreği de koşardı onunla. Bazen eğilip kulağına öyle tatlı şeyler fısıldardı ki, heyecandan içi çekilir, gözleri dolardı. Dostuydu onun, her şeyi, en yakın yardımcısı. Geceleri bunları düşünüp teselli bulurdu. Olsundu, buna da dayanırdı, töresi böyleydi. Gündüzleri yanındaydı ya, yeterdi. Göz göze geldiklerinde yorgunluğu, acısı uçup giderdi. Gözlerini o gözlere katar, yoğururdu. Başını okşayan ellere bırakırdı kendini. İçi dalga dalga kıyılarına vurur, yüreği ağzına gelirdi. Ama, akşam olup da ayrılık vakti gelince, bir özlem, bir yalnızlık çökerdi ki içine, yorgunluktan …

Kışın İlk Karı

Tatlı kız, kendini
yanlış bir bedene kapatmış gibisin. 10 kilo fazlan
pütürlü bir duvar kilimi gibi durmuş
o mükemmel vücut yapında. Daha üç ay önce
yılın ilk karına bakakalan bir ceylan gibiydin.

Şimdiyse, Afrodit sana burun kıvırıyor
ve arkandan atıp tutuyor.


Richard Brautigan
Çeviren: Onur Çalı

Bir Parça Gökyüzü

Havan toplarının gümbürtüsünü, çatıyı sıyırarak geçen uçakların gürültüsünü bastırmak için avazımız çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyorduk. Ona şarkı söylemeyi öğrettiğimde çok küçüktü. Tek tük sözcük biliyordu. Ekranda çatışmalarda ölenlerin sayısını bildiren çelik yelekli savaş muhabirine baba diyordu. Günışığı alan tek penceremizden bir parça gökyüzü görünüyordu. Bir saatlik ateşkes süresince gözümüzü camdan ayırmıyorduk. Hiç kuş görmemişti.

Aysun Kara

Yoruma Karşı

Şöyle bir görünüp kayboluveren bir şeydir içerik, şimşek çakması gibi bir karşılaşma. Küçücük – çok küçücük bir şeydir. – Willem de Kooning, bir söyleşide.
Görünüşe bakarak yargıda bulunmayanlar yalnızca sığ kişilerdir. Dünyanın gizemi görünenlerdedir, görünmeyenlerde değil. – Oscar Wilde, bir mektupta.

I En erken sanat deneyimleri büyük olasılıkla şarkı söylemeye, büyüye benzer bir nitelik taşıyordu; sanat ayin için bir araçtı. (Bkz. Lascaux, Altamira, Niaux, La Pasiega vb.de bulunan mağaralardaki resimler.) İlk sanat kuramı'nda, Yunan düşünürlerinin sanat kuramında, sanatın bir mimesis, gerçeğin taklit edilmesi olduğu ileri sürülüyordu.
Sanatın değerinin ne olduğu yolundaki o garip soru işte bu noktada ortaya çıktı. Çünkü taklit kuramı, kullandığı terimler gereği, sanattan kendisini gerekçelendirmesini bekliyordu.
Kuramı ortaya atan Platon'un bunu, sanatın değerinin kuşkulu olduğunu belirtmek için yaptığını düşünebiliriz. Platon, sıradan maddi şeylerin kendilerini de taklit nesne…

11 Kısacık Öykü

1. Florida’ya taşınırken eşyalarını kutulayan Michael küçükken babasının kucağında çekilmiş bir fotoğrafıyla karşılaştı ve ağlamamak için kendini zor tuttu.
2. Juan ilk ışıkla uyandı ve önünde uzanan kuşkonmaz tarlasındaki uzun günü düşündü.
3. Emma, benzin istasyonunda arabasını deposunu doldururken yeşil spor arabasının içindeki adamın bekar olup olmadığını düşündü ve hep yalnız kalacağı için üzüldü.
4. “Bayım, bayım, annemi bulmama yardımcı olur musunuz?”
5. Paul sayfayı çevirdi.
6. Ölçülü görünmeye çalışıp eteğini çekiştirirken yırtan Melinda komik duruma düştü.
7. Samantha günlerce ağladı.
8. Lester ensesindeki teri eliyle sildi, yere silkti, güneşe baktı ve dişlerinin arasından fısıldadı: "lanet olsun!"
9. “Siz kimsiniz de bana nasıl yaşamam gerektiğini söylüyorsunuz?
10. Yukarı bakarken yaklaşan bir uçak gördü ve kim olabileceğini düşündü.
11. Gloria oğluna baktı, -bu yabancı adama- ve her şeyi bağışladı.

Mat Honan

Çeviren: Onur Çalı

Okumanın Zararları Üzerine Alçakgönüllü Bir Deneme

Kitap okumayan güzel arkadaşlarıma…

1.En başta şu: zihniniz bulanır. Bu kadar “net” adamların ve kadınların dünyasında hep kafası karışık kişi olarak kalmanız ve öyle anılmanız, bir süre sonra “hayata geç kalmış” kişi yapacaktır sizi. Başka bir deyişle: 20’li yaşların başında “sevimli” görünebilecek bu kafası karışıklığınız, ilerki yıllarda sizi hayatın dışında kalmış durumuna itebilir.

2.Büyük bir merak ve hevesle aldığınız kitaplar, dergiler sizde bir tiryakilik yaratacaktır. Öyle ki, bu tiryakilik zaman zaman okuma eyleminin önüne bile geçebilecektir. Kendilerine sunulan toplumsal cinsiyet normlarının dışına çıkamayan kadınların çanta ve ayakkabı merakı gibi bir şeye dönüşebilir bu hevesiniz (Hem bu türden bir kadın hem de obur bir okursanız, vay halinize!)

3.Özellikle ergenlik ve ilkgençlik yıllarında sizi insanlardan uzaklaştıracaktır. Bunun birçok başkaca nedeni –elbette– olmakla birlikte, okuduklarınız kalabalıklaştıkça, kendinizi ve insan denen varlığı tanıdıkça (tanıdığınızı dü…