Ana içeriğe atla

Okumanın Zararları Üzerine Alçakgönüllü Bir Deneme


Kitap okumayan güzel arkadaşlarıma…


1. En başta şu: zihniniz bulanır. Bu kadar “net” adamların ve kadınların dünyasında hep kafası karışık kişi olarak kalmanız ve öyle anılmanız, bir süre sonra “hayata geç kalmış” kişi yapacaktır sizi. Başka bir deyişle: 20’li yaşların başında “sevimli” görünebilecek bu kafası karışıklığınız, ilerki yıllarda sizi hayatın dışında kalmış durumuna itebilir.

2. Büyük bir merak ve hevesle aldığınız kitaplar, dergiler sizde bir tiryakilik yaratacaktır. Öyle ki, bu tiryakilik zaman zaman okuma eyleminin önüne bile geçebilecektir. Kendilerine sunulan toplumsal cinsiyet normlarının dışına çıkamayan kadınların çanta ve ayakkabı merakı gibi bir şeye dönüşebilir bu hevesiniz (Hem bu türden bir kadın hem de obur bir okursanız, vay halinize!)

3. Özellikle ergenlik ve ilkgençlik yıllarında sizi insanlardan uzaklaştıracaktır. Bunun birçok başkaca nedeni –elbette– olmakla birlikte, okuduklarınız kalabalıklaştıkça, kendinizi ve insan denen varlığı tanıdıkça (tanıdığınızı düşüneceksinizdir o yaşlarda) bir tiksinti ya da gizli bir gurur duymanız en büyük etkendir bu uzaklaşmada.

4. "Edebiyat okurları aslında okudukları her kitapta insani muayene ve ameliyat eder. Bu yolla edindikleri bilgi, görgü yaşayarak elde edilemeyecek kadar büyüktür ve insana dair her şeyi anlarlar, sahiden anlarlar." (BB) ve fakat "Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. …Hani nasıl derler, içinden geldiği gibi hareket edenlerin, elinden iş gelenlerin anlayışıyla yetinmelidir insanoğlu." (Dosto)

Dosto’nun bahsettiği bu yetinememe hali huzursuzluğa neden olur bünyede. Bu huzursuzluk da sizi, –her şeyi anlamakla birlikte– hiç bir zaman hiçbir şeyden emin olmama haline, ironi ve kinayeye yapmaya, bol alıntı yapmaya, kelimeleri tırnak içlerine almaya itecektir. İtalik dünyaya hoş geldiniz!

5. Şu anda benim gayet farkında olarak yaptığım gibi sizi okumanın zararları üstüne düşünmeye, bir adım ileri gidip bunları yazmaya, ama bunları yazarken şikayet eder gibi göründüklerinizden aslında –çok da gizli olmayan– bir gurur duymaya zorlayacaktır. Ve bu düşünce, daha da bedbaht ve huzursuz hissetmenize neden olmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. 

6. Tanrı, ikinci best-seller’ında “Oku” tavsiyesini vermiştir. Paradoksa gel, sevgili okuyan. Ya da gelme, sen bilirsin. Gel ya da gelme, fark etmez; bu paradoksun içinde yüzmeye mahkum edecektir sizi, okumak denen illet.

7. Erkekseniz çıkılacak kız konusunda çok “seçici” olmanıza neden olacaktır. Edebiyat okuyucusu olmasını geçtim, yalnızca “-de/-da” eklerini ayrı yazması gereken yerleri (ki çok basittir) bilmediği için vazgeçtiğiniz kadınlar olmuştur/olmaktadır/olacaktır. Kitaplardaki karakterlerden gerçekmiş gibi bahsetmenizi, kitap-dergi masrafınızı ve okumaya ayırdığınız mesaiyi anlayışla karşılayacak birini bulmak zor olacaktır sizin için.

Kadınsanız da benzer sıkıntıları –belki de– fazlasıyla yaşayacaksınız elbette.
çıkılacak kız (temsili ama çok da temsili değil)

8. Küçük yaşlardan itibaren bir okuyucu olmanın sizi diğerlerine anlaşılmaz gelecek tercihlere itmesi, açık ve net söylüyorum, kaçınılmazdır. Birkaç örnek isterseniz buyrun: Ehliyet almamak, araç kullanmak istememek, evlenmek istememek, 5 yıldızlı otel tatili yapmak istememek, çocuk sahibi olmak istememek vs. Bu tercihler anlaşılmaz bulunacağı gibi, samimi de bulunmayacak, her birinin altında bit yenikleri ve buzağılar aranacaktır. Ya da bu tercihlerinizin bir gün değişeceği konusunda yarı/hafif müstehzi sözler işiteceksinizdir (Karşınızdaki akıl dağıtıcısı tavsiyevermeyiçokseverin yaşı ve sosyo-ekonomik durumuna göre değişiklik göstermekle birlikte favori argümanlardan bir kaçı şunlardır: benim yaşıma geldiğinde pişman olursun, karşına düzgün biri çıktığında fikrin değişir ya da olum ne var işte, herşey dahil, yiyip içip yatarız).

9. İkinci maddede belirtilen durumla bağlantılı olarak; kütüphanenizdeki ya da aklınızdaki kütüphanedeki okumadığınız kitapların okuduğunuz kitapları katbekat aştığını fark ettiğinizde müthiş bir umutsuzluk ve hatta yetersizlik ve zaman zaman suçluluk hissedeceksiniz. Öyle ki masanızda, odanızın zemininde, kitaplıklardan taşıp evinizin her yerine dağılmış kitaplara baktığınızda bir boğuntu kaplayacaktır zaman zaman içinizi. Kitapların sizden intikam alabileceği ya da onları okumadığınız için sizi yakabileceklerini bile düşünebilirsiniz (Bakınız: İntikam adlı öykü).

10 değil Son: Siz de okumanın zararları konusunda başınızdan geçmiş veya başınıza gelecek bir maddeyi yorumlar kısmına yazarak bu girizgaha katkıda bulunursanız, efendim, bahtiyar olurum.


Onur Çalı 

Yorumlar

  1. Sina Akyol'un seçme şiirlerinin adı Yetinmek Sevindirir'dir. Yetinmek sözcüğünü en çok taşra ile ilişkilendiririm. Ya da taşra'yı yetindirmek'le. Ben taşraya gidip, taşlara bakacağım, denize bakacağım, göğe bakacağım. Başka bir hayatta, okumak da belki bu kadar zararlı olmayabilir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …