Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aşkın Yeniden İcadı

Dedi ki: “Kadınları sevmiyorum. Aşkı yeniden icat etmeli, bu kesin. Tüm istedikleri güvende hissetmek. Bir kez elde ettiler mi, aşk ve güzellik bir kenara atılır: geriye kalan soğuk bir tahammül, günümüzdeki evliliklerin besini.”
Arthur Rimbaud
(Cehennemde Bir Mevsim, Sayıklamalar I - Çılgın Kız! Cehennemlik Koca!)


Matruşka

Uyan uyan... Gözlerini birden açma, bir süre beklemelisin. Eskiler, insan henüz hükmü geçmemiş bir rüyadan aniden uyandırılırsa gerçeklikle bağı kopar, artık hep o rüyanın etkisi altında yaşar, derlerdi. Kapalı gözkapaklarının ardına aydınlığın dolmasına izin ver bir süre. Rüzgârı, üşüyen bedenini hisset. Şimdi aç gözlerini. Mavi, dalgasız bir deniz. Küçük bir adanın kıyısına yanaşmış, demir atmışsınız. Ne zaman? Teknenin kıç tarafından arkadaşın sesleniyor, gülerek sepeti işaret ediyor. Karagözler, fangriler, irice bir de ahtapot yakalamış. Ahtapotu eline aldın. Gövdesinin bazı yerleri hâlâ saydamlığını koruyor. Hayvan can havliyle bileğine yapıştı. Sen çekmenlerinden kurtulmaya çalıştıkça o eline bileğine yapışıyor, vazgeçmiyor. Sen de vazgeçmemelisin. Bir kolunu deniz hayvanlarına kaptıran adamın öyküsüne aldanma sakın. Bir deniz hayvanıyla birlikte yaşayamazsın sen. Ahtapottan güçlükle kurtulmuştun ki koca bir mercan çırpınarak teknenin içine, önüne düştü. Bunları bir yana bırak ş…

ankara'da bir grup çapulcu

Hayat Caddesi Aralığı

Açık kapı değildir hayat, yaşlılar bilir Bir eşikten aralıktan ne gördüyseniz odur. Hüsnü Arkan

Adam masaya anılarını koydu. En başta bu, Rimbaud’nun “Görmenin karşılaşmadığı şey kalmadı gökkubbede“ dediği (Belki! Ama yazıda? Belki!) Yazdığı herhangi bir şey ne kadar yeni olabilirdi? İşte ilk paradoks! dedi masa. (Belki ilk paradoks.)
Araliki Cafe’nin tabelası sallandı, tıngırdadı rüzgarda(n). Klavyeden başını kaldıran adam garson kızla karşılaştı. Gözler dokundu birbirine. Gülümseme.
Adam için her şey gerçekliğini yitirmişti. Bir gülümseme, aslına ne kadar erişebilir? Gülümseme: isim Gülümsemek işi, tebessüm (TDK) Peki ya, “beni ciddiye aldığını göster                 hadi gülümse” diyen şair?
Adam bilgisayarın ekrana döndü. Masaüstünde deniz vardı. Karanlık mavi. Renkleri düşündü. Buğday ten, yaprak yeşili göz, güz sarısı saç. Peki ya yavruağzı, gülkurusu, ya kuşkonmaz?
Garson kız içkisini yeniledi (Kendi içkisini? Adamın içkisini?). Yine gülümseme. İkilemlerden bir deniz olsaydı, içine girilmezd…

Tatil Biterken Yazarlıkta Ustalık

Gündüz niyetine anlatayım; geçende bir rüya gördüm.
Pınar Kür, Ayvalık’ta beni bekliyormuş. İlgileneceğini düşündüğün arkadaşlarını da al gel ama 10 kişiyi aşmayın diyor. 6-10 Eylül 2013 tarihleri arasında yazarlık atölyesi yapacakmışız: “Pınar Kür’le Yazarlıkta Ustalaşıyoruz”.
Bu fırsat kaçmaz! Yaz boyunca yılın yorgunluğunu üzerimden atmışken, rehavete kapılmadan, yazarlıkta ustalaşıp işe güce dönmekten daha güzel bir yazsonu planı olabilir mi?
Fiyatı da uygun: Sadece kokteyller, atölye ve ikramlar için 1.000 TL.
Tamam işte, gece istersem kumsalda yatarım. Yazlık yer, bir yerlerden ebegümeci, kuzukulağı toplar karnımı da doyururum. Sonra da bunları cefa çekmişim gibi romanımda yazarım, ilk ustalık eserimi de vermiş olurum böylece. Pek rahatladım…
Derken masam da birden bir broşür peydah oldu. Ayvalık’a gidişimi bir hafta önceye çekmeye karar verdim böylece. 2-9 Eylül tarihleri arasında Ayvalık Kültür-Sanat Günleri kapsamında Mario Levi, Mine Söğüt, Aslı Tohumcu, Murat Gülsoy ve İnci Aral…

used to love her

onu aşkla severdim ama öldürmek zorundaydım onu aşkla severdim ama öldürmeliydim toprak altına gömdüm onu ama hala duyabiliyorum şikayetlendiğini
onu aşkla severdim ama öldürmek zorundaydım onu aşkla severdim ama öldürmeliydim özliycektim, biliyorum onu saklamalıydım arkada bahçeme gömülü şimdi
onu aşkla severdim ama öldürmek zorundaydım onu aşkla severdim ama öldürmeliydim kaltağın tekiydi, beni deli ediyordu şimdi daha mutluyum oh bee
onu aşkla severdim ama öldürmek zorundaydım onu aşkla severdim ama öldürmeliydim onu 2 metre dibe gömdüm ama hala duyabiliyorum dırdırını

Can Babayı Koruma Kanunu

Buradan parlamentoya sesleniyorum, kendilerini zorla seçtirenlerin meclisine, tatillerinden dönüp olağanüstü toplansınlar ve gayet olağan bir yasa çıkarsınlar. Onlar olmazsa edebiyat meclisi toplansın ve “Can Yücel’i Koruma Yasası” çıkartılsın. Vallahi. Yasayı ihlal edenlere de Can Babanın tüm kitapları set olarak hediye edilsin. “herkeze değer vermiyceksin ederi kadar değer vereceksin anlamıyorsada çekip gideceksin” gibi nerden peydah olduğu belli olmayan Can Yücel “şiirleri” azalarak biter belki o zaman. Latifesi bir yana, insan çok sevdiği bir şairin bu duruma düşmesine kederleniyor. Sen şiirini damıta damıta yaz. Sonra millet abuk subuk şeyleri senin şiirin diyepaylaşsın. Sanırım bunda şiirle alakası olmayanların bile Can Yücel’i şair olarak tanımasının etkisi var. Ve fakat o kadar bilgi kirliliği var ki bu konuda. Üzülüyor insan. Bilenler bilir, Can Yücel’in mitolojiye, dinlere dair bilgisi derindir. ÖzellikleGece Vardiyası AlbümükitabındakiEsatiri Şiirlerbölümü buna tanıktır.
Neyse se…

LEŞ

Oncalarıyla birlikte yığıldım toprağa. Sonunda aylardır beklediğim, ne zaman karşılaşacağımızı bilmediğim, geldi buldu aldı beni. Ölüyüm artık. İki adım ötemde göğüs göğüse süren çarpışmadan çıkmış oldum vurularak. Hemen olur, oracıkta hesaplaşırız sanmıştım… akıp geçtiğine göre düşünceler… öyle değil. Bir yılan gibi sürünmeme, kaçmayı düşünecek hale gelmeme rağmen korkaklığıma yenik düşüşüm, umudumu ölecek olmaya bağlayışım, silahımı şakağıma defalarca dayayışım, yine de bir başkasının silahından çıkacak mermiyle vurulmayı bekleyişim… Şimdiyse, bu dışlanmışlığı devam ettirmeye duyduğum ihtiyaç, sürecek çok şey olduğunu kazıyor içime kanatarak. Olacakların garip sezisi yürüyor damarlarımda raplayarak. Alnım, gözlerim balçığın içinde, bir külçe gibi yüzükoyun yatarken, çarpışmanın kesildiğinin ayırdına varmamı sağlayan duyma yetisinin yaşamla tek bağım olduğunu düşünürken, ölenlerle, sadece onlarla kader birliği ettiğimi daha iyi anlıyorum. Kıpırdamak meydan okuma anlamına gelecek, ben da…

NO!

Geçenlerde bir film izledik: NO. Şili’de, bizim Philadelphia’lı paşanın uzaktan kardeşi Pinochet efendinin hüküm sürdüğü yılların Şili’sindeyizdir. Afişte gördüğünüz abi (Gael Garcia Bernal) reklamcıdır. İşi gücü tıkırında bir abidir. Amerika’nın zorlamasıyla, bir referandum yapılacaktır. Referandumu çok sever demokratlar çünkü. Halk Pinochet’le devam edip etmeyeceğine karar verecek güya. Muhaliflere de aptal kutusunda, günde 15 dakika yayın hakkı verilir, sözümona. İşte bu reklamcı abi de sıvar kolları, güzel filmcikler filan hazırlar Pinochet’ye karşı. Film iyi olmakla birlikte, tartışılır elbet. Neyse. İşte aşağıdaki klip, muhaliflerin "hayır kampanyası"nda kullandıkları bir klip. Naçizane, evirdik çevirdik. Yoruma da gerek yok ya, gene de söyleyelim: bize çok tanıdık geldi.


Senin elinde parlayan bir yüzük değil Çingenelerin prensi değil Bir tetikçinin palası değil Sihirbaz için sır değil
Hayır sevmiyorum, hayır Hayır istemiyorum, hayır Hayır sevmiyorum, hayır Hayır istemiyorum, …

SANATÇIDAN MEDYAYA

Dünyaca ünlü Türk ressamı Fikret Mualla’ya 1930-40 yılları arasında bir sanatsever tarafından Moda’da bir ev tahsis edilir. Mualla bu evde kendi çalışmaları dışında birkaç yetenekli çocuğa da resim dersi vermektedir. Bu çocuklardan birisi de ilerde Fahri Korutürk’ün eşi olacak küçük Emel’dir. Fikret Mualla, aynı günlerde dev bir panoya toplu halde devlet büyüklerinin resmini çizmektedir. Bir gün bir tartışma sonucu bu evde yaptığı tabloları parçalar. Ve çizdiği bu devlet büyükleri hakkında uygunsuz sözler sarf eder. Bundan dolayı sorgu ve takibata uğrar. Bu takibattan sonra ömür boyu onu terk etmeyecek polis korkusu böylece başlar. Bu korku onun yakasını hiçbir zaman bırakmaz ta ki yoksulluk ve acı içinde ölene dek. Kötü günlerinde kimseden beş kuruş istemez, Paris’te resimleri olağanüstü ilgi görürken Türkiye’de açtığı sergiler onun için tam bir hayal kırıklığıdır.
Kaldırımlar ve Kadın Bacakları adlı şiirlerin şairi Necip Fazıl’ın 1958 yılında Adnan Menderes’e yazdığı mektuplardan biri…