Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sinekkuşu

Tut ki yaz mevsimi, “sinekkuşu” yazıyorum bir kağıda, zarfa koyuyorum kağıdı, sokağın aşağısındaki posta kutusuna atıyorum. Mektubumu açtığında hatırlayacaksın o günleri ve seni ne kadar çok, ne kadar da çok sevdiğimi.
Raymond Carver
Çeviren: Onur Çalı










Küçük Kasabaların Büyük Kadınları

Kanadalı yazar Alice Munro'nun her biri kadın temasının incelikle işlendiği toplam on öyküsünden oluşan Bazı Kadınlar adlı kitabı, Cem Alpan çevirisiyle Can Yayınları tarafından okura sunuldu.

Kitapta, kadın merkezli anlatımdan doğan birbiriyle ilişkili öyküler, iyi bir gözlemcinin bakış açışı ve gene iyi bir dil ustasının, her satırda okuru metnin içine doğru çekmeyi başaran anlatımıyla sunuluyor. Kanada doğumlu olan Alice Munro, üretkenliğiyle göz dolduran yazarlardan. Aldığı pek çok ödül ve yayımlanan eserleriyle uluslararası bir yazar olarak anılmayı başarmıştır. Bununla beraber Munro, “Kanada'nın Çehov'u” yakıştırmasıyla da bilinir. Öykülerinde varlığını açıkça ortaya koyduğu realist yaklaşımlar ve bundan yola çıkarak kurguladığı olaylar çerçevesinde seçtiği kahramanların hayatın içinden, herkesçe ve her şekilde ulaşılabilir oluşu, bir bakıma bu tezi doğrulamaktadır. Anlattığı öyküler genellikle Kanada’nın Güney Ontario ve British Colombia gibi kasabalarında geçer. Ke…

Yeni Başlayanlar İçin: Bir Sedatif Olarak Aşk

Woody Allen, filmlerinde dalgasını geçer psikiyatrlarla, “shrink” der onlara. Parodileştirir. Oysa modern ya da post-modern çağ insanının en çok muhatap olduğu yarı tanrılardır psikologlar, psikiyatrlar. Genellikle, halk arasında “ilaç dayamak” olarak adlandırılan işi yaparlar. Rahatlatırlar bizi, ağırlıklarımızdan kurtarırlar. Paramızı da alırlar epey, canları sağ olsun. Ben de, sıkıntısı olan tüm insanlar gibi birçok şey deneyip psikiyatra gitmemek için epey direndikten sonra, bir arkadaşımın tavsiyesiyle (hep böyle olmaz mı) bir psikiyatra gittim. Klasik şeyler işte, yeni uğraşlar edinin, alkolü azaltın, vs. Benim için şaşırtıcı olan reçete oldu. “Size rahatlatıcı, sakinleştirici şeyler yazdım ama bu ilaçların yerine aşık da olabilirsiniz” demez mi! Haydaaa! Aslında çok haklıydı.
Adem Havva’ya aşık mıydı ya da Lilith’e? Peki ya bu iki kadın Adem’e? Öyle ya, aşk dediğimiz çift şeritli gidiş geliş yol değil ya? Karşılıklı olmayabilir. Ya da olmak zorunda mıdır? Peki “aşk” kelimesine ilk…

lut ve kızları

Tekvin Kitabı, Bap 19:
30. Lut Soar’da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31. Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32. Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.”
33. O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
34. Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.”
35. O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
36. Böylece Lut’un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar.

Jose Saramago, Kabil, Sayfa 89:
Bu hikayelerin bir örneği, lut’la kızlarının rezalet hikayesiydi. Sodom ve gomora yok edildiğinde, lut oraya yakın olan çoar şehrinde yaşamaya devam etmekten korkmuş ve dağlar…

bergama ay sokağı çıkmazı

1
bildiğiniz taşlara gittim yerinde ağır olanlara bergama’lara
görmeyeli güzelleşmiş eşek ali’nin meyhanesi’nde
kırmızı masa olmuş gözleri kedilerin
dün akşam sen uyurken rüyalarına gittim güzel çocukların
arasta içinde kırmızı tuğla kiremitli bıyıklarına ölümlerin
2
biz karpuz satıyorduk gazhane sokağı'nda sen devrim
karpuz satıp kağıttan uçurtma yapıyorduk
bir türlü birleştiremediğimiz bütün işçilerine dünyanın
kaytan topaç çevirip seksek oynuyorduk zeus'un mermer şakağında
gözlerimiz gül bahçesi plaklarımız ter içindeydi
kan kardeşimiz olmuştu -öyle değil miydi-
bunu bir sen biliyordun bir de akasya ağacı

Her büyük yazar gibi: Leylâ Erbil

Size de öyle geliyor mu? Leylâ Erbil gittikten sonra, eserleriyle kurduğumuz ilişki de değişti; daha yakın ama daha serinkanlı bir ilişki kurmaya başladık sanki. Varlığı yakıcı ve mesafe kaynağıydı adeta. Her büyük yazar gibi.
Yazarın varlığı her zaman için metin ile okur arasında bir iktidar figürü olarak rahatsız edicidir zaten. Ama sözkonusu “büyük yazar”lar olduğunda, bu imge çok daha metafizik bir alanda gerçekleşiyor. Üstelik bunun olmasını yazarın kendisi bile-isteye sağlayamaz, yapamaz. “O” öyle olduğu için bu ilişki gelişiverir, kendiliğinden.
Onunla ve eserleriyle kurduğumuz ilişkinin boyutu artık değişti; ama bu yeni hale henüz alışmamız için erken. Alışmaya, öğrenmeye, anlamaya çalışacağız… Tuhaf bir külliyat
Leylâ Erbil gitti ve kelimenin tam anlamıyla, baştan sona “tuhaf” bir külliyat ile yalnız bıraktı bizi.
Ve üç nokta… Söylenecek daha sözler var, demeye getiriyoruz böylece.
Ama Leylâ Erbil başka bir şey yaptı ve üç virgül koydu bazı cümlelerinin sonuna,,,
Söylenecek sözlerin…

bağzı şeyler ve bağzı öyküler

Gezi direnişi, gezi parkı olayları, haziran direnişi vs. adına ne derseniz deyin. Yaşadığımız Anadolu denilen bu topraklarda görmezden gelemeyeceğimiz bir toplumsal kalkışma yaşadık. Birlikte yaşadık. Sokaklara inenlerimiz, sosyal medyada coşanlarımız, ölenlerimiz, sakat kalanlarımız, nutuk atanlarımız… hep birlikte. Daha çok yeni. Hem heyecanımız hem yasımız. Bu kalkışma bize neler getirdi daha tam kestiremiyoruz da belki. Şahsen, hiçbir şey Gezi’den önceki gibi olmayacak romantizmine de kaptıramıyorum kendimi. Bu topraklarda daha önce de (ve daha etkin şekilde) muhalefet oldu, oluyor zaten. Umarım bunu söyleyenler haklı çıkar da ben de umutsuzluğumla ve sinikliğimle kalmış olurum, razıyım.
Bu #diren günlerinin tek bir boyutu olmadı elbette. Yine hepimiz, hep birlikte çeşitli şekillerde etkilendik. Belki bazı arkadaşlıklarımız (sosyal medya arkadaşlıklarımız en çok, ama daha fenası harbici arkadaşlıklarımız da)çatırdadı. Çünkü yaşadıklarımızın en somutu olan, hepimizden çıkıp gene hep…