Ana içeriğe atla

Aşkın Şaraptan Tatlı



Prağ’da Üç Leylek Lokantası’nda buluşurduk.
Söylerdim içimden senin yüzüne bakarak
türkülerin türküsünü Süleyman peygamberin.
Nazım Hikmet (Üç Leylek Lokantası)


İsrailoğullarının kutsal kitaplarından biri olan Ezgiler Ezgisi (Neşideler Neşidesi), Tevrat’ı oluşturan kitaplardan biridir. Tevrat aslında Musevilerin kutsal kitaplarının bütünü değildir ama biz de burada bu galat-ı meşhura devam edelim. Değil mi ki aşk da insanlığın galat-ı meşhurlarından biridir! Öyledir!

Sultan Süleyman’ın (ki bin kadar karısı vardır ve bu ezgilerin bu kadar sağlam olmasını sağlayan da muhtemelen bu tecrübedir) yazdığı kabul edilen bu dizeler, kutsal sayılan metinleri yorumlayan tefsir alimlerince insanın tanrıyla ilişkisini anlattığına yorulur. Şahsen buna katılmadığım ve bu ezgilerin güzelliğine halel gelmesin için, mümkün olduğunca yer isimlerini arındırdım metinden. Unutulmamalı ki bu çeviri denemesi son derece keyfidir. Orijinalini okumanızı hararetle tavsiye ederim. Ezgiler Ezgisi’nin kutsal metin bütünlüğü içerisindeki yerine ve anlamına da rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Yine de şunu fısıldayayım kulağınıza: Bu satırlar Sultan Süleyman ile himayesindeki bir kadın arasındaki ya da aynı kadın ile çoban olduğu düşünülen sevgilisi arasındaki aşka dairdir (Biz bu dizelerin herhangi bir kadın ile herhangi bir erkek arasındaki aşka dair olduğunu da düşünebiliriz pekala). Rivayet olunur ki Süleyman, bu aşkın hakkını teslim edip kadını serbest etmiştir. Öyle ya da böyle, Ezgiler Ezgisi eski yerlerimize dokunan, basit bir söyleyişle çatılmış aşk dizeleridir. Ve bu satırlar, sonradan icat edilen romantik aşkın değil, terle ve tenle yoğrulmuş bir aşkın izdüşümleridir bana göre (okuyunca siz de göreceksiniz).

Çeviride son derece keyfi bir yol izledim. Eski çevirilerde yer alan bazı ifadelere hiç dokunmadım çünkü Ezgiler Ezgisi denince akla gelen dizelerdi onlar. Sırf farklı bir söyleyiş için onları bozmak istemedim, doğrusu, işime de geldi.

Medeniyet dediğimiz tek dişli canavarlar, malumunuz, su kenarlarında ortaya çıkar çünkü su ilham verir medeniyetlere, gerekli altyapının oluşmasını sağlar. Kadim zamanlardan beri böyle olmuştur bu. Süleyman’ın şarkısını çevirirken, belki insanın en eski yerlerine dokunduğu için, bu çeviri denemesini de bir suya ithaf etmek geldi içimden. Bergama’da Pergamon uygarlığının doğmasını sağlayan kadim Selinos Çayına. Ondan aldığım nefes ona gitsin. Su değilse de nem olsun. Dem olsun.

Unutmadan, desenler İlhan Berk’e ait.

Onur Çalı



SÜLEYMAN'IN EZGİLER EZGİSİ

  
Kadın
Beni öptükçe öp ağzınla
çünkü aşkın şaraptan bile tatlı!
Kokun muhteşem,
adın daha güzel en güzel kokudan.
Kızlar bu yüzden hayran sana.
Haydi al beni, kaçalım.

Kızlar Korosu
Düğün bayram ederiz senin için.
Unutma, aşkın tatlıdır şaraptan,
işte bu yüzden severiz seni.

Kadın
Ey Kudüs’ün kızları!
Esmerim ben,
Kedar’ın çadırları ve Süleyman’ın perdeleri gibi kara
ve güzelim!
Bakmayın böyle esmer olduğuma,
güneşin beni böyle yaktığına.
Kardeşlerim bağlarına bekçi ettiler beni,
bakamadım kendi bağıma.

Tüm ruhumla seviyorum seni sevgilim!
Söyle bana nerelerde güdüyorsun sürünü?
Öğleyin nerede dinleniyorsun?

Kızlar Korosu
Ey güzeller güzeli
Bilmiyorsan yerini sevgilinin
takip et izlerini sürülerinin.
Keçilerini güt çadırının yakınlarında!

Erkek
Aşkım,
Firavunun arabalarına koşulmuş bir kısrak gibisin.
Küpeler yanaklarını,
takılar boynunu nasıl da güzelleştirmiş!
Seni altınlarla gümüşlerle süsleyeceğim.

Kadın
Kokum tahtındaki krala kadar gider.
Çünkü aşkım sinemdeki mür gibidir.
Bağlardaki kına çiçeğidir sevgilim benim için.

Erkek
Ne de güzelsin sevgilim!
Gözlerin bir çift güvercin!

Kadın
Aşkım,
ah ne yakışıklı, ne kadar çekicisin!
Çayırlar yatağımız olsun.

Erkek
Sedir ağaçları duvarları evimizin,
köknarlar tavanımız olsun!

Kadın
Kumsal gülüyüm ben,
vadideki zambağım.

Erkek
Aşkım sen diğer kadınlar arasında,
dikenler arasındaki zambak gibisin.

Kadın
Aşkım sen diğer erkekler arasında,
ormanın içinde bir elma ağacı gibisin.
Gölgende oturmak ne hoş,
meyvelerinden yemek ne tatlı!

Sevgilim beni ziyafete götürdü,
üstümüzde aşk örtüsü.

Üzümle besle beni, elmayla,
aşkımız yorgun düşürdü beni.

Sol elin başımın altında,
sağ elin sarsın beni.

Erkek
Kaya kovuklarındaki güvercinim,
Uçurum kenarındaki güvercinim!
Bana yüzünü göster.
Bana seslen, tatlı sesinle.

Kadın
Ben sevgilimin, sevgilim benimdir.

Sevgilim zambaklar arasında gezinir durur,
ta ki gün son nefesini verene, gölgeler ölene dek.

Geceleyin yatağımda aradım
gönlümün eşini.
Aradım ama bulamadım.
Şimdi kalkıp şehri dolaşacağım,
tüm sokaklarına bakacağım,
gönlümün sahibini arayacağım.

Ve böylece çıktım sokağa, aradım.

Koruculara rastladım:
Sevgilimi gördünüz mü?
Onlardan ayrılınca buldum aşkımı.
Kollarımla sardım, bırakmadım.

Ey Kudüs’ün kadınları, yemin edin,
söz verin bana, şahit olsun ceylanlar!
Uyandırmayın aşkı, körüklemeyin,
o isteyene, ben hazır olana kadar.

Erkek
Sevgilim, çok güzelsin!
Ah, çok güzelsin!
Örtünün ardındaki gözlerin
bir çift güvercin.
Saçların uzun ve dalgalı,
dağın yamaçlarında dans eden keçi sürüsünü andırıyor.
Yeni yunmuş koyunlar gibi beyaz dişlerin,
hepsinin ikizi var. Eksiksiz.
Dudakların kırmızı ipek.
Ağzın korkunç güzel.
Örtünün altındaki yanakların
iki nar parçası sanki.
Boynun uzun ve ince,
Kral Davut’un kulesi gibi.
Memelerin ikiz karacalar,
zambaklar arasında dolaşan ikiz ceylanlar.
Tepeden tırnağa güzelsin aşkım,
hiç kusurun yok.
Sevgilim, gelinim benim,
bir bakışla çaldın gönlümü.
Aşkın çok güzel kızkardeşim benim, karım benim!
Aşkın şaraptan tatlı.
Teninin kokusu her baharattan güzel.
Sevgilim, dudaklarından bal damlıyor.
Süt ve bal var dilinde.
Sevgilim, saklı bir bahçesin sen.
Kapalı bir çeşmesin.
Kaynak suyusun, kuyusun.

Kadın
Uyan kuzey rüzgarı!
Sen de gel ey güney rüzgarı!
Bahçemin üstünde esin,
dağılsın kokusu her yere!
Sevgilim gelsin,
tatsın bahçemin meyvelerinden!

Erkek
Sevgilim, geldim bahçeme.
Mürümü, baharatımı derdim,
peteğimi balımı yedim,
sütümü şarabımı içtim.

Kızlar Korosu
Yiyin için, ey dostlar!
Aşktan sarhoş olun, ey sevgililer!

Kadın
Uyuyorum ama kalbim ayakta.
Bakın sevgilim kapımı çalıyor:
Kızkardeşim, aç kapıyı gireyim,
sırılsıklam oldu başım çiyden,
kaküllerim gecenin neminden.

Ama çıkardım elbisemi, nasıl giyeyim!
Yıkamıştım ayaklarımı, nasıl kirleteyim!

Aşkım elini uzattı,
aralıktan içim akacaktı neredeyse.
Kalktım, sevgilime kapıyı açayım diye,
mür elimden damladı,
parmaklarımdan aktı
sürgü tokmakları üzerine.

Kapıyı açtım ama sevgilim gitmişti.
Aradım, bulamadım.
Seslendim, duyuramadım.

Korucular buldu beni, hırpaladı.
Aldılar ceketimi.
Ey Kudüs’ün kadınları, ant için, söz verin bana!
Sevgilimi bulursanız söyleyin ona,
aşk hastasıyım ben.

Kızlar Korosu
Farkı ne sevgilinin öbürlerinden,
ey güzeller güzeli?
Farkı ne ki, bize böyle ant içiriyorsun?

Kadın
Sevgilim parlak ve ışıl ışıl,
onbinde bir.
Saçları altın sarısı, dalgalı,
kakülleri kuzgun gibi.
Gözleri su kenarındaki güvercin,
sütle yıkanmış sanki, mücevher.
Yanakları baharat yuvası.
Dudakları mür damlatan zambak.
Kolları altın çubuklar, sarı yakut.
Vücudu laciverttaşlarıyla süslenmiş fildişi.       
Bacakları saf altına dikilmiş mermer sütunlar.
Ağzı kendi gibi güzel.
Tepeden tırnağa güzel.
Ey Kudüs kızları,
işte böyledir benim sevgilim!
                                              
Kızlar Korosu
Ey güzeller güzeli, nerede sevgilin?
Ne yana gitti, bulmana yardım edelim!

Kadın
Bahçesine indi sevgilim,
güzel kokulu tarhlara,
bahçede gezinmek, zambak toplamak için.
Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana,
gezinip duruyor zambaklar arasında.

Erkek
Sevgilim, Tirsa şehri kadar güzelsin,
Kudüs kadar şirin,
sancak açmış bir ordu kadar görkemli.
Çevir gözlerini benden,
bozguna uğratıyorlar beni.
Dağın yamaçlarından inen
keçi sürüsünü andırıyor siyah saçların.
Yeni yunmuş koyunlar gibi beyaz dişlerin,
hepsinin ikizi var. Eksiksiz.
Örtünün altındaki yanakların
iki nar parçası sanki.
Altmış kraliçe, seksen cariye,
sayısız bakire olsa da bir tanedir benim eşsiz güvercinim,
biricik kızıdır annesinin.

Kızlar sevgilimi görünce, “Ne mutlu ona!” dediler.
Kraliçeler, cariyeler onu övdüler.

Kızlar Korosu
Kim bu kadın?
Şafak gibi, ay gibi, güneş gibi!

Kadın
Ceviz bahçesine indim,
yeşermiş vadiyi göreyim diye.
Asma tomurcuk verdi mi,
narlar çiçek açtı mı bakayım diye.
Nasıl oldu anlamadan,
tutkum bindirdi beni soylu halkımın savaş arabalarına.

Kızlar Korosu
Dön, geri dön, ey güzel,
dön, geri dön de seni seyredelim!

Erkek
Neden seyrediyorsunuz sevgilimi
seyirlik oyun gibi?

Ne güzel sandaletli ayakların,
ey soylu kadın!
Mücevher gibi yuvarlak kalçaların,
usta ellerin işi.
Şarabın hiç eksilmediği
yuvarlak bir tas gibi göbeğin.
Zambaklarla kuşanmış
buğday yığını gibi karnın.
Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin,
ikiz ceylan yavrusu.
Fildişi kule gibi boynun.
Pırıl pırıl mora çalar saçların,
kaküllerinde tutsağım ben.

Ne güzel, ne çekicidir aşk!
Zevkten zevke sürükler.

Hurma ağacına benziyor boyun,
salkım salkım memelerin.
“Çıkayım hurma ağacına” dedim,
“Tutayım meyveli dallarını.”
Üzüm salkımları gibi olsun memelerin,
elma gibi koksun soluğun,
en iyi şarap gibi ağzın.

Kadın
İçtiğimiz şarap,
sevgilimin dudaklarından dişlerinden aksın.

Ben sevgilime aitim, o bana tutkun.

Gel, sevgilim, kıra çıkalım,
çalılıklarda sabahlayalım.
Bağlara gidelim sabah erkenden,
bakalım, asma tomurcuk verdi mi,
dalları yeşerdi mi,
narlar çiçek açtı mı,
orada sevişeceğim seninle!

Ah! Neden abim değilsin sanki,
annemin memesinden emmiş olan.
Sokakta da öperdim seni,
hiç sakınmadan.

Beni yüreğinin üzerine bir mühür gibi,
kolunun üzerine bir mühür gibi yerleştir.
Çünkü sevgi ölüm kadar güçlüdür.
Tutku ölüler diyarı kadar katıdır.
Alev alev yanar,
yakıp bitiren ateş gibi.
Sevgiyi engin sular söndüremez,
ırmaklar süpürüp götüremez.
İnsan varını yoğunu sevgi uğruna verse bile,
hor görülür yine de!



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …