Ana içeriğe atla

Sakalboğan Köprüsü


Köyde suç kol geziyordu. Zina, hırsızlık, cinayet, tecavüz… Bir kısım köylü de kara kara düşünüyor, bu kara düşünceleri de eksik kalan başka bir suçu çağırıyordu: haraç. Köylülerin haftada bir gittikleri ve tek geçim kaynakları olan pazarın kurulduğu büyükçe kasabaya giden yoldaki dere, zaten hayatın türlü zorlukları altında ezilen fukaralara cigara üstüne cigara yaktırıyordu kederden. Derenin yolla birleştiği yerde, karanlığı ganimet bilen haramiler çiftçilerin gün boyunca boğazlarını patlatarak sattıkları zerzevattan aldıkları üç beş kuruşu bıçak ya da altıpat marifetiyle cebe indiriyorlardı. Evlerin bereketi kaçmıştı.

İhtiyar heyeti olağanüstü toplanıp bir karar aldı. Köyün iri kıyım ve başıbozuk delikanlısı Fatih’e bir teklifte bulundular. Geceleri derenin başında bekleyecek, haydutlara haramilere karşı köylülerin güvenliğini sağlayacaktı. Karşılık olarak kendisine para ve gıda yardımı yapılacaktı. Fatih fazla düşünmedi, 21 yaşındaydı, işi gücü yoktu ve en önemlisi kavga dövüşü seven biri olduğu için bu iş onun için çocuk oyuncağıydı.

Fatih birkaç kez haydutları püskürttükten sonra çiftçiler yolu rahatça kullanmaya başladılar. Ve böylece özel güvenlik doğdu (Ünlü tarihçi ve filozof ve şair İbrahim İsmail İshak Efendinin Kütab-ül Hakikat adlı hayranlık uyandıracak eserinde, tarihteki ilk özel güvenlikçinin Fatih olduğu rivayet edilir).

Fatih fedailik yapmaya başladıktan sonra her şey yoluna girmişti. Köylüler eski hayatlarına dönmüşlerdi, keyifleri gıcırdı. Fatih de memnundu hayatından. Gel zaman git zaman Fatih maaşına zam istedi. Öyle ya, köylülerin haramilere kaptırdığı paranın yanında kendi aldığı para devede kulaktı. İhtiyar heyeti bu isteği el ve oy birliğiyle reddetti (Ünlü tarihçi ve filozof ve şair İbrahim İsmail İshak Efendinin Kütab-ül Hakikat adlı hayranlık uyandıracak eserinde, sendika ve toplu sözleşmenin kökenlerinin bu olaya kadar uzandığı rivayet edilir).


Bunun üzerine Fatih’in lakabı doğdu: Sakal. Çünkü Fatih, haydutların artık bölgeye uğramamalarının da avantajını kullanarak doğadaki haraç boşluğunu kendi doldurmaya başladı. İhtiyar heyetinden her ay zarf içinde aldığı maaşının yanı sıra gelen geçenden haraç istemeye başlamıştı. Bunu pek bir doğallıkla hakkı görüyordu. Konuşmayı pek sevmeyen Fatih, bu işi sakalını şöyle bir sıvazlayarak hallediveriyordu. Mesaj açıktı. Sakal: para.

Köylüyü yine bir keder almıştı. Bu sefer çaresizdiler. Üstüne bir de kuraklık baş gösterince köylü kan ağlamaya başladı. Gerçekten de, çok az suyu kalan derede çamaşır sırası için saç saça baş başa gelen kadınların leğenlerinin içinde kanlı mendiller vardı. Herkes verem olmadığına göre kanlı gözyaşları döküyor olmalıydılar. Fatih’in ise acıması yoktu. Sakalını her gün daha da fazla sıvazlar olmuştu. Köylü son çare olarak yağmur duasına çıkıp ellerini arşa açarak yalvardı: Medet ya Rab! Ve Rabbin kulaklarının iyi duyduğu bir zamana denk gelen şanslı köylülerin yüzü güldü. Öyle bir yağmur yağdı ki Nuh görse kıskanırdı. Yağmur, eli sakalında bekleyen Fatih’e bir tokat gibi inip dereye düşürdü. Sakalıyla birlikte boğuldu. Bir taşta iki kuş.



Onur Çalı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …