Ana içeriğe atla

Kistoforik Kontrmark


“ve uzaktan eski bir aşk şarkısını fısıldar kır çiçekleri Maltepe’nin.”
Halim Yazıcı

Stratonike’ye


Papatyaların diz boyu olduğu, ama henüz boyunlarının kırılmadığı, havanın taze ot koktuğu günlerdi. Uçucu bir şeyler vardı havada. Zihinleri de uçucu şeylerle doluydu. Emin ve Beren. Aralarındaki ve’yi virgülle hatta boşlukla yer değiştirmek isteyen iki papatya sevicisi. Aralarında boşluk olsun ki sarılabilsinler ama şimdilik ve var (ve fakat ve her zaman birleştirmez).

Ve can sıkıntısıyla kasabanın dar sokaklarında dolaşırken Beren anlatmaya başlar, kuşlar kaldıran sesiyle: Ece Mahallesinde, geceleri bir kadın dolaşıyormuş Emin. Peşinde de üç erkek. İkisi yaşlıca, biri gençten. Kadın kuyruk gibi peşinde dolaştırıp bunları, duvar diplerinden geçip gidiyormuş. Ay Sokağı Çıkmazına girmiyormuş hiç, aydan korkuyormuş. Hep ağlıyormuş.

Emin, okumaktan omuzları aşağı bakar olmuş Emin, çünkü iskeleti kaldıramıyordu okuduklarını. Emin, Beren’e bakınca içi ezilen Emin, sanki papatya ezilmiş gibi. Emin, kadınlar karşısındaki konumunu el yordamıyla bulmaya çalışan Emin. Üç Emin bir olup baktılar Beren’e.

Doyamıyordular bakmaya. Emin’in içinde ne kadar Emin varsa, hepsi de emindi: Dünyada Beren kadar güzel bir şey olabilir miydi? Emin artık konuşması gerektiği için: Beren, ben inanmıyorum pek bunlara. Ona bakarsan Maltepe’den de kaleye tünel varmış. Hazine varmış, bilmem ne.

Beren de inanmıyormuş canım, ama işte görenler varmış. Görmediğine inanmazmışsın elbet ama ya şahit olursan? Görüp de inanmamak mümkün müymüş?

Emin’in içindekilerden biri, “Peki,” dedi. “hadi gel gidip Maltepe’den kaleye giden tüneli bulalım o zaman! Bakalım gerçekten var mıymış?”
Tümülüsün içindeki yola koyulmaları zor olmadı. Bir taş, tel kilit iptal. Birkaç yarasa çığlık çığlığa uçuşunca Beren korkudan Emin’in elini tuttu. Emin’in içindeki papatyaların boyları uzadı, yaprakları renklendi (ve, eyvallah çekip uzaklaştı şimdilik). İlerlediler. Bir kadın gördüler duvarların birinde, elinde bir başak, bisküvinin üstündeki gibi. Bir tane daha. Bizim Demet’e benziyor, dediler. Demet’leri geçince bir kapıya denk geldiler. Kapı gıcırdayarak açıldı, kendiliğinden. İçerdeki tablo, film gibi sanki, hareketli: Sakalını kuyruk yapmış iki adam, pis kokulu bir deri parçasını sunuyorlar Kral gibi oturana. Güzel gülüyor kral. Yanında güzel bir kadın. Kralın kardeşleri, çocuklar.

Kapatıyorlar hemen. Korkarak yeniden açtıklarında başka bir tablo: Az önceki kral ile az önceki kardeşlerinden biri. Ortalarında aynı güzel kadın, çekiştiriyorlar. Hemen arkalarında bir oğlan, fena çatmış kaşlarını.

Fazla bakınca kamaşıyor gözleri ama dayanamıyorlar yine de. Aynı kapıdan başka bir tablo daha görüyorlar: Az önce fena bakan oğlan bu, büyümüş. Elinde şarap şişesi, güneşin altında, taş oyuyor. Onlara çeviriyor bakışlarını. Eyvah!

Koşarak dışarı çıktıklarında hava kararmak üzere. Elleri hala kenetli. Emin’in bırakmaya niyeti yok, Beren’in de. “Ben,” diyor, “artık inanıyorum. İleride çocuklarımıza anlatırız bu günü. Hadi gel Bahçe’de birer bira içelim.” (Ve içerler.)

Güzeller güzeli bir kadın girer gece rüyalarına. Sabah kalktıklarında baş uçlarında iki sikke bulurlar.


Onur Filedelfos


Yorumlar

  1. Sikkeleri koyan Stratonike, biliyorum; çünkü Beren onun kuzenidir.

    YanıtlaSil
  2. Beren onun gelini olacaktı ama nasip değilmişti :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …