Ana içeriğe atla

Ayın Amacı


1
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi.

Marilyn Monroe’ya öyle dokundu ki bu, her şeyi bıraktı –kariyerini, yüzme havuzunu, oyunlarını, telefonunu, intiharını, her şeyini ve Vincent van Gogh ile birlikte olmak için Fransa’nın güneyine gitti.

Ve sonsuza kadar mutlu mu yaşadılar? Hayır, kimse yapamaz bunu. Ama sonsuza kadar mutlu yaşayacakmış gibi yaptılar. Ve mış gibi yaptıklarımız bir süre sonra öyle olduğundan, sahte mutluluk da gerçeği kadar iyidir.

2
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Marilyn Monroe paketi açıp kulağı gördüğü zaman, kedisine servis etti, kedi dudak büktü.

Marilyn Monroe, kulağı komodinindeki gül ağacından yapılma kutuya koydu. Arada sırada, kulağı kutudan çıkartır, okşar, üfler, kaşır ve kıkırdardı. Bir keresinde, onu kolyesine taktı ve bir partiye gitti. Kulağın gerçek sahibine bir teşekkür notu göndermeyi düşündü hep, ama hiç fırsat bulamadı.

Vincent van Gogh aptal mıydı?

Belki de Marilyn Monroe’ydu aptal olan. Neticede, Vincent van Gogh büyük bir jest yapmıştı ve Marilyn Monroe bunu pek de önemsemedi.

3
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Birkaç hafta sonra, paket Vincent van Gogh’a geri döndü. Üstünde bir notla: ALICI MERHUM OLDU.

Vincent van Gogh konuyu araştırdı ve doğru olduğunu gördü. Araştırması sırasında, Joe DiMaggio’nun, Marilyn Monroe’nun mezarına üç günde bir kırmızı gül bıraktırdığını öğrendi, sonsuza dek. Dikkat, Joe Dimaggio’nun hayatı boyunca değil, Hollywood ve filmleri ve mezarlıklar olduğu sürece değil, sonsuza dek.

Vincent van Gogh, saralı bir günebakanın tacına yaslanıp şöyle dedi: “Dünya yok olduktan sonra, Joe DiMaggio kalan parasını alacak.”

4
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Bunun üzerine, Marilyn Monroe da kulaklarından birini kesti ve Vincent van Gogh’a gönderdi.

Vincent van Gogh serçe parmağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Marilyn Monroe da karşılık olarak, serçe parmaklarından birini gönderdi. Daha sonra Vincent van Gogh bir göz kapağını kesti ve postaladı. Buna karşılık, Marilyn Monroe’dan bir göz kapağı geldi. Arkadaşlıkları ilerliyordu.

Yüzük parmaklarını, dillerini, göbek deliklerini ve meme uçlarını değiş tokuş ettiler. Bir gün, Vincent van Gogh kalbini kesti ve apar topar Hollywood’a yolladı ama Marilyn Monroe artık tüm bu olandan sıkılmış ve Warren Beatty ile Tijuana’ya kaçmıştı.

Vincent van Gogh kırılmıştı. Yine de çok şaşırmamış olmalı bu duruma. Aşkın izlediği yol genelde böyledir.

5
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Çok geçmeden, Marilyn Monroe Paris’e uçtu, bir araba kiralayıp Fransa’nın güneyine gitti ve Vincent van Gogh’a uğradı.

Marilyn Monroe, kendini tanıttıktan sonra, bir paket Hostess Twinkies verdi. Çünkü Hostess Twinkies eşli seyahat eder; çünkü çakallar, goriller, katil balinalar ve turnalar gibi Hostess Twinkies de tek eşlidir, her zaman. İkisi için de birer Hostess Twinkies.

Abur cuburdan sonra, Marilyn Monroe dikiş kutusunu aldı, bir iğne ve yeşil ipli bir makara çekti içinden ve Vincent van Gogh’un kulağını ait olduğu yere dikmeye başladı.

“İşte,” dedi, ağzının kenarındaki Twinkie kremini yalarken. “İşte oldu seni yaramaz. Bir daha, tutkunu göstermek için bir parçanı kırpmak istersen, eski Yahudi geleneğini hatırla. Ortalık bu kadar dağılmaz, daha kabul edilebilir bir şey olur hem. Kulak insanidir, ama sünnet derisi ilahidir.”

6
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi.

Koparılmış kulak, Marilyn Monroe’ya hilali hatırlattı ve saatlerce ay ışığını düşündü.

Vincent van Gogh’a telefon açtı. “Ayın bir amacı var mı?” diye sordu.

Vincent van Gogh soru hakkında düşündü. Saçma olduğuna karar verdi.

Albert Camus, tek önemli sorunun kendinizi öldürüp öldürmeyeceğiniz olduğunu yazdı.

Tom Robbins, tek önemli sorun, zamanın başlangıcı ve sonu olup olmadığı sorunudur, diye yazdı.

Camus belli ki ters tarafından kalkmıştı. Robbins ise alarmı kurmayı unutmuş olmalı.

Tek önemli soru vardır. O da şudur: Aşkı kalıcı hale getirmeyi kim biliyor?

Buna cevap verin ve ben de kendinizi öldürüp öldürmemeniz gerektiğini söyleyeyim.

Buna cevap verin ve ben de zamanın başlangıcı ve sonu konusunda sizi aydınlatayım.

Buna cevap verin ve ben de size ayın amacını söyleyeyim.

7
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Paul Gauguin dehşete kapıldı. “Bu çok talihsiz oldu Vincent,” dedi Gauguin. “Yıllar geçecek, sen ölüp gittikten sonra, sanatının güzelliğinden çok kulağını kesmenle hatırlanacaksın.”

Bandajların arasından baktı Vincent van Gogh ve Paul Gauguin’e gülümsedi.

“Üzülme,” dedi. “Sanat kendi başının çaresine bakar. Ve ben ölüp gittikten sonra dünyanın benim hakkımda ne düşüneceği umrumda bile değil. Önemli olan şey hayat. Önemli olan şey aşk. Evet bu.”

Ertesi gün, Paul Gauguin karısını kesti ve kendini Tahiti’ye gönderdi.

“Zavallı Gauguin,” diye iç geçirdi Vincent van Gogh. “Söylediklerimin sadece yarısını anlayabilmiş.”

8
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya gönderdi. Sonra birdenbire pişman oldu ve depresyona girdi.

“Of, neden bu kadar küstahça davrandım?” diye söylendi. “Kulak çok mahrem bir şeydir. Ya kulaklardan hoşlanmıyorsa? Menekşe ya da fosfor göndersem daha mı iyi olurdu acaba? Patates, diş macunu ya da seyrek dişli bir tarak göndermeliydim. Kulak onu rencide edecek, biliyorum. Of, bana Vincent van Gauche (ÇN: Patavatsız) demeliymişler! İşleri gene mahvettim.”

Kendi kendini yediği sırada, Amerika’dan bir not geldi. “Sayın Bay,” diye başlıyordu, “gönderdiğiniz ipek kese için çok teşekkür ederim.” Vincent van Gogh rahatladı. Ağzı kulaklarına… Hoop!

9
Vincent van Gogh kulağını kesti ve Marilyn Monroe’ya göndermek istedi, ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu.

Bizzat gidecek parası yoktu. Hiç ortak arkadaşları yoktu. Film stüdyosuna gönderse, yünlü giysiler içindeki iri yarı bir kadın onu çöpe atardı.

UPS’ye güvenebilir miydi? Ya da diğerlerine?

Vincent van Gogh’un kulağı, onun aşkıydı. Normal yollardan gönderemeyince, buğday tarlasına gitti ve kargalarla yolladı.


Tom  Robbins

Çeviren: Onur Çalı


Sarnıç Öykü'de de yayımlanmıştır.


Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …