Ana içeriğe atla

Haydi Abbas


Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Cahit Sıtkı TARANCI


DOSTLUK

Abbas kanı sıcak, tez canlı, biraz da hayalperest birisiydi. Abbas’ı tüm mahalleli severdi.  O ise kendinden yaşça büyük olan Cahit’le iyi arkadaştı ve hep bir fırsatını bulur Cahit’in dükkanına giderdi. Kimi zaman ona işlerinde yardım eder, bazen alışverişine bakar, bazen de sözlerini iletmek için ünleyici gibi onun için kapıları sayardı. Bu ikisinin bitip tükenmez sohbetleri, yaz günleri Cahit’in kitapçı dükkanının arka kapısının açıldığı bahçede sürerdi. Köşedeki çınar ağacının altındaki küçük havuzun kenarına sandalyelerini çekerler, çoğu kez her ikisinin de kucağında kitaplar olur, biri bitmeden diğerinin sözü başlardı. Bu dostluk böyle sürerken Cahit ileri yaşın getirdiği bir hastalığa yakalandı. Arkadaşlıkları sürse de sohbetler erteleniyordu, çünkü hastalığı ilerledikçe Cahit çoğu gün daha akşam olmadan dükkanı kapatıp evine gider olmuştu.
O gün göğe akşam kızılı çöktüğünde, Abbas dükkana uğramıştı. Cahit, Abbas’ı görünce sevinip seslendi, “Vakit tamam!” dedi. Abbas güneşin sarı top gibi dağın ardına gizlenmeye çalıştığı yöne baktı. Cahit, “Akşam diyordun işte oldu akşam!” diye üsteledi. Abbas bu sözün üzerine sandalyeleri ve masayı heyecan ve mutlulukla ağacın altına, eski günlerdeki gibi, tam havuzun kenarına yerleştirdi. Cahit böyle istemişti. Dükkana her girip çıkışında elinde getirdiği öteberileri masaya diziyordu. Bardaklara içkileri de doldurunca çilingir sofrası kurulmuş oldu. Artık iki arkadaş karşılıklı oturmuş yiyip içiyorlardı. Cahit’in neşesi yerine gelmişti. Abbas’a şaka yollu “aya haber sal çıksın bu gece” dediğinde bardaklarından birer yudum almışlardı ki, güneşin yattığı yerden bir ay göründü.  Gece ilerliyor, kadehler dolup boşalıyordu. Sohbetin durulduğu, sessizliğe dönüştüğü bir anda Cahit bir ferman okur gibi “Sihirli seccadeye bin ve tozu dumana kat, Beşiktaş’a git ve ilk sevgilimi al getir” dedi. O güne kadar Cahit’in bir dediğini iki etmeyen Abbas, bu söyleme şekline ve kendisinden istenilene şaşırarak arkadaşına baktı. Cahit yorgun ve mutsuz görünüyordu. Kendi kendine “Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” diye söylendi.

GÖREV

Hastanın durumunun yavaş da olsa iyiye gittiğini söyleyebilirim. Siz de takdir edersiniz ki, geçirdiği büyük bir ataktır. Çevrenin bu gibi durumlarda hayati önemi vardır. Hastamızın bu bakımdan sıhhi şartlarda bulunmadığını sonradan tespit ettik. Hastalandığı gün Cahit isimli kişi, onu yanına çağırmış. Sürekli emirler vermiş,  bahçesindeki ağacın hemen altındaki havuzun kenarına kendisi için sofra kurdurmuş. Sürekli talimatlarını naralarla söyleyip durmuş. Bu gibi vakıalarda alkolün tetikleyici rol oynadığı öteden beri bilinir. Abbas’a alkol de vermiş ve kişi kendisi de içiyormuş. Abbas bir yandan içmiş bir yandan da Cahit’in isteklerine uymuş. Tabidir ki, hastamızın, hastalığından kaynaklı, ikna olma eşiği çok düşüktür.  Yanında bulunan Cahit, yaşlandığına, gençliğini tekrar yaşamak istediğine ve bunun için de ilk sevgilisini görmek istediğine Abbas’ı inandırmış. Bundan sonrasının bilimsel yönünü izah etmek biraz güç. Hastamızın bulunduğu yerde çok katlı olmayan bahçeli evler varmış, seccadeyle uçmak için en uygun yerin caminin minaresi olacağı aklına gelmiş. Bunun hastamızın fikri olmayabileceğini öngörüyoruz. Zira Cahit bey, hastamızı camiye götürmüş,  gece olmasına rağmen ay, her yanı aydınlatıyormuş, Abbas elinde bir kırbaçla her yeri tozu dumana katmış ve bir anda, ayın yanında minarede, elinde seccade ile duruyormuş. Az evvel ortopedi ve beyin cerrahi bölümleri bizden konsültasyon istediler. Hastamızı henüz kendi servisimize alamıyoruz.

SAVUNMA

Alkolün insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri uzun yıllardır bilinmektedir. Nitekim kamu politikalarında da bilimsel gerçeklik değerlendirilmiş ve akşam belli bir saatten sonra alkol satışı yasaklanmıştır. Sanık bu normları ihlal etmiştir. Kendisini Cahit isimli bir kişinin azmettirdiği yönündeki savunmasına itibar edilemez. Çünkü görgü tanıklarının ifadelerinde açıkça belirttikleri gibi Cahit hiçbir eylemde bulunmamıştır. Cahit masa hazırlamamıştır. Suçta kullanılan kırbaç sanığın mülkiyetindedir. Bizce bunun silah olarak kabul edilmesi gerekir. Sanık Beşiktaş semtinde oturmakta olan mağdureyi “Cahit seni çağırıyor” diye kandırmıştır. Suç büyük bir soğukkanlılıkla, tasarlanarak işlenmiştir. Sanığın eyleminin her anını düşünmek ve bu eylemi yapmaktan geri dönmek için fırsatı olmuştur. Ancak suçu işlemekte kararlılık göstermiş, suça hazırlık hareketlerinin devamında istenmeyen neticeyi doğurmaya yeterli ve elverişli fiilleri işlemiş olması sebebiyle en ağır biçimde cezalandırılması gerekir.

AYAKÜSTÜ

Bizim Cahit, okuya okuya kafayı yemiş. Geçen akşam yanına uğramıştım. Çok önceden bir akşam birlikte içelim demişim, onu hatırladı. “Haydi Abbas, vakit tamam” demez mi, kıramadım. Biraz yorgun görünüyordu, o söyledi ben yaptım. Masayı tarif ettiği gibi bahçeye, ağacın hemen altına havuzun kenarına kurdum. Cahit ben gelmeden önce içmeye başlamış aslında, saçma sapan konuşmaya başladı. Bir gönül derdi vardı, galiba, “Dinsin artık bu kalp ağrısı” dedi. Ben de dinsin dedim, büyükçe birer yudum daha aldık. Beriki tutturdu, hadi git Beşiktaş’tan sevgilimi al getir, benim sihirli seccademe bin, kırbacı da al eline, tozu dumana kat. Anladım işin tadının kaçacağını, bir bahane bulup masadan kalktım.

EFSANE

Beşiktaş’ta bu olay bir efsanedir, hep anlatılır. Gençliğinde çok güzel bir kızmış. Bir sürü isteyeni olmuş, o kimseyi beğenmemiş. Cahit isimli bir şaire tutulmuş. O zamanlar kadınlarla erkekler öyle rahat flört edemezmiş. İmkanlar yokmuş, telefon da olmayınca kala kala ayakçılarla mektup kalıyor. Abbas, Cahit’in hem arkadaşı hem de ayakçısıymış. Havuz kenarında sabahlara dek sohbetler ettikleri, şiirler okudukları bilinirmiş. Abbas Beşiktaş’ta çok görünür olunca önce bu kime meyletti diye merak etmişler. Sonra kendisi için değil şair Cahit için buralarda olduğu anlaşılmış. Kızın gönlü varmış ama babası “Çulsuz adama kız mı vereceğim” diye ayak diremiş. Araya girenler babayı ikna edememişler. Kızın ve şairin günden güne bu aşktan erimesi yürekleri dağlamış. Ama kavuşmak aşıklara mümkün olmamış. Yıllar yıllar sonra, bir akşam Abbas, Cahit’e istediği gibi bir masa kurmuş, başlamış sohbet. Cahit yılların yorgunluğunu anlatmış, gençliğini yaşamak istediğini söylemiş. Bizim Abbas, onu orada bırakıp bir elinde kırbaç, sihirli seccadeye atladığı gibi ilk sevgilinin yaşadığı Beşiktaş’a varmış. Ortalık toz dumanmış ve kızın kapısına dayanmış…

OYUNCU

- Haydi Abbas, vakit tamam: Akşam diyordun işte oldu akşam.
- Nihayet Cahit, nihayet oldu akşam.
- Kur bakalım çilingir soframızı. Dinsin artık bu kalp ağrısı.
- Gündüzden biraz hazırlık yapmıştım, nereye kurayım istersin?
- Şu ağacın gölgesinde olsun; tam kenarında havuzun.
- Orası olsun ama yapraklardan karanlık olmaz mı?
- O zaman, aya haber sal çıksın bu gece.
- Vay Cahitciğim, şairliğin üstünde bu gece. Dolunayı çağırayım, peki başka ne istersin, emret?
- Bas kırbacı sihirli seccadeye, göster hükmettiğini mesafeye ve zamana. Katıp tozu dumana, var git.
- Bunlar da bir şey mi, daha ne istiyorsun?
- Kendimi hükümdar gibi hissettirdin.
- Mühür kimdeyse padişah odur.
- Alemsin be Abbas!
- Olsun bizim de birazcık şairliğimiz hükümdarım.
- O zaman, var git Beşiktaş’a, al getir ilk sevgiliyi.
- Yaşlanmıştır ama şimdi. Beşiktaş’a gitmek mesele değil aslında, niye ilk sevgili?  
- İlk baştan yaşamak istiyorum gençliğimi.

Berna ÖZPINAR

Bonus Track


Yorumlar

  1. Ne güzel şeyler yapıyorsunuz arkdaşlar harikasınız :)

    YanıtlaSil
  2. Müthiş! Berna'nın fantastik kurmaca dünyasını bir kez daha ortaya koyan, masal-öykü! Çok sevdim çok. Daha böyle çok öykü onun ellerinden öper! - Zeynep Sönmez

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …