Ana içeriğe atla

Geçen Sene Doğanlar



Genç kuşak öykücülerimiz birbirinden güzel kitaplarla geliyor. Onur Çalı, ikinci kitabı Geçen Sene Doğanlar'la Alakarga'da. Geçen Sene Doğanlar kısa kısa öykülerden oluşan bir kitap. Yalın dili, yaşadığımız günlere yönelttiği farklı bakışı ve ironisiyle bu öyküler, öyküde yepyeni bir dil kurmaya koyulmuş Onur Çalı'nın bu yıl çok konuşulacağını kanıtlıyor. Küçük ama elinizden bırakamayacağınız, iddialı bir öykü kitabı Geçen Sene Doğanlar.
Onur Çalı’nın kısa kısa öykülerini bir araya getiren Geçen Sene Doğanlar, okuru bambaşka bir edebiyat anlayışıyla tanıştıracak. Her kısa öykünün bir nabız gibi kendi sinirucuna sahip olduğunu göreceksiniz.
Son yılların yükselen türü öykü, kendi içinde genç, ışıl ışıl temsilcilerini yaratmaya devam ediyor. Çalı, bu temsilcilerden biri. Öyküleri çevremizde yaşanan küçük büyük olaylardan besleniyor. Son kuşağın diliyle renklenerek, ironisiyle ışıldayarak Geçen Sene Doğanlar’ı yaratıyor.


Edebiyat bir şarlatanlık biçimi olsaydı, en çok ne olurdu sence? Yankesici, hırsız, görevi kötüye kullanan, kibirli, züppe?

Edebiyat eczacı olurdu. Herkese derdine göre hap verirdi. Allahtan değil.
(Barış Acar ile Sözüne Bakınmadan, uzun hikâye)

Kitap, kısa kısa öykülerden oluşuyor, aslında kısacık, tadı damakta kalıyor. İlk kitabı olan Eksik Yıl ile de bağ kuran öyküler, kahramanlar mevcut, aslında bu kelimelerde çoğul eki kullanmaktan imtina ediyorum, çünkü ben fazladan bir bağ da kurmuş olabilirim. Benim en, en sevdiğim öykü "Dilemma" oldu. Bir sayfadan bile kısacık bu öyküyü öyle güzel bitirmiş ki yazar ben üstüne bir şey desem, fazla olacak. Adı üstünde bir dilemmayı anlatıyor yazar, gerisi hikaye. 

(Ebru Gedik Askan - Öylesine)

Ayten Kaya ile Sol Radyo'da, Kalemin İzi programındaki konuşmayı buradan dinleyebilirsiniz.

Çalı’yı dolanmıyorum, tam tersi, kargoyu açar açmaz ilk daldığım kitap onunki oluyor, Geçen Sene’lerli bir muhabbet. Basit sözcükler, anlatım derin. Kapağı yeşilli papatyalı, bahar da var, der gibi. Ama bu seçimde kapağın bir etkisi yok.

(Mehmet Sürücü - yeşilli papatyalı, bahar da var, der gibi)


Kısa öykü son yıllarda başarılı isimlerin de yer aldığı bir tür olarak öne çıktı.  Kitabınızdaki birçok öykü de bu türü anımsatıyor okuyucuya. Size göre kısa öykü edebi türlerin içinde nasıl bir yere sahip?

Balık denizi bilmez misali biraz bu konu. Yani ben yazıyorum, kısa yazıyorum ama bu planlı bir şekilde olmadı. İşin kuramsal boyutu beni çok da ilgilendirmiyor. Elbet okuyorum ama üzerine söz söylemek istemiyorum, o yetkinlikte değilim. Bunu yapacak olan –varsa- edebiyat eleştirmenleri, akademisyenler ve sairdir.

Yine de şunu söylemek isterim. Çehov’un Martı oyununda, “genç yazar” Treplev dayısı Sorin’le tiyatro konusunda tartışır. Dayısı, genç Treplev’in eleştirileri karşısında “ama tiyatrosuz yapamayız biz” der. Treplev ise şöyle yanıtlar amcasını: “Yapamayız, evet, ama yeni bir biçimde olmalı. Eğer yeni bir biçim bulamıyorsak, hiç olmasın daha iyi!”

Metnin uzunluğu-kısalığı bu bağlamda tartışılabilir belki. Ben de Treplev gibi (aslında Çehov gibi) düşünüyorum. Yeni biçimler yaratılmalı. Yeni biçimler neyi gerektiriyorsa, onu yapmalı! Yoksa birbirine benzeyen, tornadan çıkmış gibi aynılık taşıyan metinlerden geçilmez ortalık. 

(ARTCIVIC sitesindeki söyleşi)

O. Çalı; “Masaya baktı. Masa yuvarlaktı ama köşeleri de vardı. Her bir köşesine sakallı cüceler oturmuşlardı. Çıplaktılar. Hepsinin elinde bir müzik aleti vardı.” (s.33) diyerek hayallerimizin sınırlarını zorluyor, “İnsan, eğer yeterinceyse, konuşabilir ağrısıyla.” (s.34) derken içimizi burkan o güçlü yumruyu hatırlatıyor. Dahası hislerimize ait renklerin ayrımına varabileceğimizi düşlerken, “Düşmenin rengi yoktur.” (s.44) sözüyle bileğimize jileti fırlatıyor. Küçük ama iddialı olan bu öykü kitabını elimden bırakmak istemiyorum. Çünkü “Bu karanlık, dar ve çıkışsız yerde nefesimi azaltıyor bu adam. Bir değil iki kişiyiz şimdi, bir de kapan.” (s.17) Bu ışıldayan ironiyi, renkli ve bir o kadar da haylaz anlatımı pek sevdim ben. 



(Doğuş Sarpkaya ile Söyleşi, Hayat Matbuat programı, 4. Bölüm)


Günümüz insanının çıkmazları, ikilemleri, aşkları ironik bir bakışla sunulmuş. Dildeki yalınlık hayatın kendi içinde barındırdığı ironiyi görünür kılmış. Öyküler, günümüz toplumunun insana dayattığı her türden baskıya bir başkaldırı aynı zamanda. 
(Derya Sönmez, Edebiyatın Oyunla Buluşması, Sarnıç Öykü sayı 17)

Eksik Yıl’dan bildiğimiz yahut bildiğimizi sandığımız öykü kişilerine Geçen Sene Doğanlar’da da rastlıyoruz. O özyaşamöyküsel tat sürüyor. Ankara’nın sokaklarında, meyhanelerinde hayat bulan ya da aksine oralara birer yaşantı taşıyan öykülerle buluşuyoruz. Bu kez insanın olabilirliklerine yönelen varoluşçu bakış ironiden daha fazla nasipleniyor. Çıkışsızlığın dibindeyken anlatıcının sesi ya da öykü kişilerinden birinin gülünesi ciddiliği/ciddiyetsizliği bütün sorunlara başkaldırıp küçük saksı çiçeklerinden yayılan cinsten bir iyimserlik getiriyor. Cüzdanında Prezervatif Taşıyan Adamın Gerçek Hikâyesi adlı öykünün son cümlesi gibi. 

(Pelin Buzluk, Eksik Yıl Doğanlar, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi sayı 3)

"Edebiyat olmasa ne yapardık?" demiştin bir gün. "Edebiyat olmasa, yine doğardı." demiştim. Muhtemelen sen ve senin gibiler doğururdu edebiyatı. Bir elmadan öykü yazabiliyorsunuz çünkü.

(Senem Eren, Geçen Sene Doğuranlar, Zamana Mekan Bulmak)

Edebiyatın rengini biz belirleyebiliriz gibime geliyor. Kendimizce. Ve bu renk sabit değil, diğer renklerle karışıp yeni renklere varıyor sürekli. Benim için edebiyatın rengi yeşil, zeytin yeşili. En azından bu aralar böyle.

(Esme Aras ile Söyleşi: Kelimeler Çaresizliğimizin İşaret Fişekleri, Hürriyet Ankara)
Genç yazar Onur Çalı ikinci kitabı Geçen Sene Doğanlar’da kısa kısa öyküyü deneyimliyor; az sayıdaki sözcüğe yoğun anlamlar yüklemeye dikkat ederek minimalist bir yazınsal yaklaşımı öne çıkarıyor; ayrıca metinlerini ironi yoluyla daha etkili hale getirip derinleştiriyor. Onur Çalı’nın Parşömen Sanal Fanzin’inde öykü kitaplarına ve genç öykücülere dair yazı ve söyleşileriyle öykücülüğümüze katkılarını da beğeniyle izliyorum.
(Hülya Soyşekerci, 2014’ün Öykü Kitapları Arasında, 2014 Öykü Yıllığı, Dedalus Yayınları)

Onur Çalı da bu yıl ikinci kitabını çıkaranlardan. Geçen Sene Doğanlar Alakarga Yayınları arasından katıldı öykü hayatımıza. Kitaptaki öyküler Çalı’nın ilk kitabı Eksik Yıl’dakilerden kısa olmakla birlikte, yazarın deneysel edebiyata yaslanan, yer yer ironiden beslenen, mizahi öğeleri de barındıran dilini sergilemeleri bakımından aynı niteliği taşıyorlar. “Yeryüzünün tüm göçmenlerine” adanmış bu birbirinden renkli öyküleri okumak okurun iştahını açıyor desek yeridir. Geçen Sene Doğanlar, Onur Çalı’nın yaşamın çeşitli alanlarına yönelttiği bakışın göstergesi olan, bazen hüzünlü, bazen gülümseten ama hep içten öykülerden oluşuyor.
(Zeynep Sönmez, 2014 Öykü Kitaplarının Değerlendirmeleri, 2014 Öykü Yıllığı, Dedalus Yayınları)




Yorumlar

  1. Al beni! diyor bu kapak,.Al beni!
    Okumaya, kapağından başlamak geçiyor aklımdan, alır almaz.
    Servet

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah abi :) Kapaktan hemen sonraki ithaf da çok güzel, ilk öykünün ithafı :)

      Sil
  2. HEY ÇOCUK !!!
    O atın üzerindeki sen misin ? :))
    O meraklı bakan kuş benim. Hadi dön artık... :))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …