Ana içeriğe atla

Günlerin Getirdikleri


Ocak 6 - Bekleyen Toprak
Türkiye 2009 yılında, daha önce vatandaşlıktan çıkarılmış olan Nazım Hikmet’i vatandaşlığa geri aldı ve hem en sevilen hem de en nefret edilen şairinin Türk olduğunu kabul etti.
O bu güzel haberi öğrenemedi: yarım yüzyıl önce ömrünün büyük kısmını geçirdiği sürgünde ölmüştü.
Toprağı onu bekliyordu, ama kitapları yasaktı ve kendisi de.
Sürgündeki dönmek istiyordu:
Giderayak işlerim var bitirilecek.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Asla dönmedi.
Yukarıdaki metin Galeano’nun Türkçe’deki yeni kitabından: Los Hijos De Los Dias. Motomot bir çeviriyle: Günlerin Çocukları. Dünyanın vicdanı Eduardo Galeano’nun Türkiyeli okurla buluşan son kitabı: Ve Günler Yürümeye Başladı. Galeano, yer küremizin her yerini memleket bellediğinden, yalnızca Güney Amerika değil, dünyanın tüm haklarına rastlayabilirsiniz bu metinlerde.

Zeynep Sönmez’in kitap hakkındaki yazısından can alıcı bir noktayı paylaşayım: “Okur ile yazar arasında bir vicdan yaratmaya çalışır Galeano’nun yazıları. Bu, tarih bilincinden güç alan, toplumsal belleği sağlama almayı ve böylelikle zamanın şahitlerini korumayı amaç edinen vicdandır. Galeano, ‘hatırlamaya’ büyük tutku duyar. Kendisi tutku yerine takıntı sözcüğünü kullanıyor, ancak biliyoruz ki insanlığın neredeyse tüm birikimlerini terk etme ya da yıkma eğiliminde olduğu böylesi zamanda ve bir çeşit esrime söz konusuyken; olaylara neredeyse tarihçi titizliğiyle yaklaşan, unutmamaya ant içmiş olduğu tüm yazdıklarıyla kendisini belli eden Galeano gibi ‘âşıkların’ hatırlama arzuları, hastalıklı bir tutumdan çok, insan sevgisinden kaynaklanan, ateşi capcanlı bir yaşamak tutkusudur. Onun yıllardır Latin Amerika’nın çileli tarihi hakkında yazdıkları, gelecek kuşaklara aktarılmak üzere kayıt altına alınır ve böylece külliyat oluşturur çünkü Galeano, toplumsal bellek oluşturmanın sadece tarihçilerin değil, sanatçıların da görevi olduğunun bilinciyle yazar. Hatırlamanın kimlik oluşumuyla arasındaki doğrudan ve organik bağı güçlendirmeye çalışmanın sorumluluğunu yüklenmiş bir yazar olarak, yazılı kültüre gerçekleri, insanlığın kayıp anılarını miras bırakmak ve böylece onları kurtarmak için yazar.”
İşte bu kitapta da, bu hatırlama tutkusu ya da takıntısının izleri olan, her güne not düşülen birer küçük (ama dev) metin var. Zeynep Sönmez’in tanımlamasıyla birer gerçek-öykü.

Her kitap için böyle söylenmez ama bu kitabı mutlak suretle okuyunuz derim ve bu gerçek-öykülerden birkaçını iftiharla paylaşırım:

Haziran 28 - Cehennem
960 yılı civarlarında, Hıristiyan misyonerler İskandinavya’yı istila edip Vikingleri tehdit ettiler: eğer pagan adetlerini sürdürürseniz ateşin yandığı cehenneme gidersiniz.
Vikingler bu güzel haber için teşekkür ettiler. Zira onlar soğuktan titriyorlardı, korkudan değil.

Nisan 21 - Öfkeli
Bu olay 2011 yılında bugün günbatımında, İspanya’nın La Rioja bölgesindeki bir köyde, Kutsal Hafta kutlamaları kapsamındaki geçit töreni sırasında yaşandı.
Kalabalık bir topluluk sessizce, temsili İsa ve ona kırbaç darbeleri indirerek yürüyen Roma askerlerinin adımlarına eşlik ediyordu.
Derken bir bağırış sessizliği bozdu.
Babasının omuzlarında oturan Marcos Rabasco, kırbaçlanan adama seslendi: Savun kendini! Savun kendini!
Marcos iki yıl, dört ay ve yirmi günlüktü.

Haziran 25 - Ay
Çinli şair Li Po 762 yılında, bugünkü gibi bir gecede öldü.
Boğularak öldü.
Yangtze Nehrinin sularına yansıyan ay ışığını kucaklamak isteyince kayıktan düştü.
Li Po ayı daha önce, başka gecelerde de aramıştı:
Yalnız içiyorum.
Hiç dostum yok etrafta.
Kadehimi kaldırıp
davet ediyorum ayı,
ve de gölgemi.
Üç kişiyiz şimdi.
Ama ay bilmiyor içmeyi
ve beni taklit gölgemin tek bildiği.

Kasım 3 - Giyotin
Onda sadece erkekler başlarını kaybetmediler. Giyotinin öldürdüğü kadınlar da oldu, zira onlar Kraliçe Marie Antoinette kadar önemli değildiler.
İşte üç örnek:
Olympe de Gouges’un kafası, kadınların da vatandaş olduklarına inanmayı sürdürmesin diye 1793’te Fransız Devrimi tarafından uçuruldu.
Marie-Louise Giraud, Fransız ailesine karşı suç teşkil eden davranışlarda bulunmaktan, yani kürtaj yapmaktan ötürü, 1943’te Paris’te idam sehpasına yürüdü.
O sırada giyotin Münih’te bir kız öğrencinin, Sophie Scholl’un kafasını, savaş ve Hitler karşıtı el ilanı dağıttığı için kesiyordu:
Ne üzücü, demişti Sophie. Böylesine güzel bir gün, böyle bir güneş ve ben gitmek zorundayım.

Birkaç ilave metni de buradan okuyabilirsiniz.

Yorumlar

  1. Çok teşekkür ederim paylaşım için. - Z.S.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben teşekkür ederim. kitabı da senden alıp okumuştum zaten :)

      Sil
  2. Galeano yoğunlaşmış metinler ustası. Daha önce Zamanın Ağızları'nı okumuştum. Alıntılar bu kitaptan.

    "Yolculuk
    Barselona’da bir hastanede yeni doğanların bakımıyla ilgilenen Oriol Vall, insanın ilk hareketinin kucaklaşma olduğunu söylüyor. Dünyaya geldikten sonra, günlerin başlangıcında, bebeler birisini arar gibi ellerini uzatıyorlar.
    Artık epey yaşamış olanlarla ilgilenen başka doktorlar, ihtiyarların da günlerinin sonunda kollarını kaldırmaya çalışarak öldüğünü söylüyorlar.
    İşte böyle, konu hakkında ne kadar çok kafa yorarsak yoralım, ne kadar söz sarfedersek edelim, durum bu. Böyle, bu kadar basit ve her şeyi açıklıyor. Fazla söze gerek yok; iki kanat çırpışı arasında gerçekleşiyor yolculuk. S.8"

    "Ahlak ve Gelenekler
    Onu yatağa bağlı olarak bir odaya kapattılar.
    Her gün bir adam giriyordu, hep aynı adam.
    Tutsak, birkaç ayın sonunda hamile kaldı.
    O zaman kızı adamla evlenmeye mecbur ettiler.
    Gardiyanlar polis değildi, asker de değildi. Onlar, okuldaki kız arkadaşlarından biriyle öpüşüp koklaşırken görülen, neredeyse çocuk olan bu kızın annesi ve babasıydı.
    Zimbabve’de, 1994′ün sonlarında, Bev Clark kendi hikayesini dinledi. s.20"

    "Kurallar
    Chema topla oynuyordu, top Chema’yla oynuyordu, top bir renk dünyasıydı ve dünya, özgür ve çılgın, uçuyordu, havada dalgalanıyor, nerede isterse orada zıplıyor, sıçraya sıçraya, buraya düşüyor, oraya fırlıyordu, ama annesi geldi ve durmasını emretti.

    Maya Lopez topu yakaladı ve sakladı. Chema’nın mobilyalar için, ev için, mahalle için, Meksiko Kenti için tehlikeli olduğunu söyledi ve onu ayakkabılarını giymeye, uslu uslu oturmaya ve okul için ödevlerini yapmaya mecbur etti.

    -Kural kuraldır, dedi.

    Chema başını kaldırdı:

    -Benim de kurallarım var, dedi ve ona göre iyi bir annenin çocuğunun kurallarına itaat etmesi gerektiğini söyledi:

    -Canım ne isterse oynayayım, çıplak ayak gezmeme karışma, beni okula ya da ona benzer bir yere gönderme, erkenden yatmaya zorlama, her gün ev değiştirelim.

    Ve tavana bakarak, sanki hiçbir şey istemiyormuş gibi, bir şey istemeyen biri gibi ekledi:

    -Sevgilim ol.
    S.59"

    "Söyleyen Zaman
    Zamandanız hepimiz.
    Bizler onun ayakları ve ağızlarıyız.
    Zamanın ayakları ayaklarımızda yürüyor.
    Artık biliyoruz ki, kısa ya da uzun vadede, zamanın rüzgârları ayak izlerini silecek.
    Hiçin güzergâhı mı, hiç kimsenin adımları mı? Zamanın ağızları anlatıyor yolculuğu.
    s.7"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kitabı da sıraya konulmuştur hocam, eyvallah :)

      Sil
    2. o zaman bunlara da dikkat;
      Yürüyen Kelimeler
      (Alıntı
      Hikaye anlatıcıları, hikaye şarkıcıları yalnızca kar yağarken anlatabilirler hikayelerini. gelenek böyle emrediyor. Amerika'nın kuzeyindeki yerliler hikayelerin bu yönüne çok dikkat ediyorlar. Diyorlar ki; hikayeler anlatılırken, bitkiler büyümeyi bırakır ve kuşlar yavrularını beslemeyi unuturlar.s.17)

      Tepetaklak
      (Alıntı:
      Kolombiya kırlarında, katırında arpıyla bir arp büyücüsü saldırıya uğrar. Ertesi gün bulunur. Durumu kötüdür.
      son kalan sesiyle şöyle der;
      katırları götürdüler.
      sonra şöyle dedi,
      arpı götürdüler.
      bir soluk aldı ve güldü;
      ama müziği götüremediler. s.302)

      En bilineni de; latin Amerika'nın Kesik Damarları. (Alıntı; Kitabın kendisi)

      Son: Gölgede ve Güneşte Futbol
      (Alıntı;
      Brezilya'da bir söz vardır; "Bokun değeri olsa, yoksullar kıçsız doğardı," derler.
      Fakirdi, sarhoştu ve yalnızdı.s128)

      Sil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …