Ana içeriğe atla

ISICAK



Sahne I (Limbo Bar, İç, Gece)

Yetim İsa, Guy Fawkes, Louis Lingg, Can Yücel ıstakaları devirdiler.

“Guy, hesap hep sende kalıyo lan!” (Gülüşmeler)

“Kanlı oynamayalım olum bi daha, beceremiyorum ben kanlı işleri!” (Artan gülüşmeler)

Limbo Bar’ın aristokrat kılıklı kel garsonu elinde tepsiyle geldi masaya. Taşlar bez torbaya atıldı, ıstakalar kaldırıldı. “İsa! Önündekileri at lan bari torbaya, Allah’ın oğlu musun olum?” (Daha da artan gülüşmeler)

Rakı, viskiler ve bitki çayı geldikten sonra, harıl harıl çalışmaya başladılar. Plan netleşmişti.

“Hacı abiler, ben nasıl gidicem peki Önasya’ya?” diye dudağını sarkıtarak sordu Louis.

“Önasya değil dedik ya kaç kere sana pezevenk, Anadolu orası. Hem gidersin, senin Naziler ta Rusya’ya gittiler, sen de gidersin amına koyim.” Kahkayı koyverdi Can Baba. Sigarasından derin çekti, kadehin içine saldı dumanı. Sırıttı.


Sahne II (Ankara, İç-Dış, Gündüz)

Din dan don!!! Din dan don!!!

Kapıyı gençten, sakallı biri açtı. Karşısında Louis'i görünce irkildi gibi. “Hizmetinizdeyim efendim…” diyerek göz kırpınca Louis, adamakıllı süzdü bu garip görünüşlü adamı. Buraya böyle elini kolunu sallayarak gelebildiğine göre, inandı söylediğine.

Louis çantaları sırtlandı. Kapıda bekleyen taksinin bagajına yerleştirdi. Yetmedi, arka koltuklar doldu. “Tamamdır kaptan,” dedi keyifle, “önce Bursa’ya, sonra da Konya’ya gideceğiz. Memleket nere senin?”

“Kahramanmaraş.”

“Ooo, hemşeri sayılırız. Benim de Kahraman Mannheim!”

Ters ters baktı, fesuphanallah çekti şöför.

Gerginlik uzun sürmedi, yurt ve dünya sorunlarını konuşa konuşa vardılar Bursa’ya.


Sahne III (Bursa, Dış, Gündüz)

Arabayı çektiler kenara, birer buçuk İskender’i patlattılar.

Çay sigara faslından sonra, adrese baktı Louis. Vardılar.

“Yüceel!”

Yücel, çekine çekine yaklaştı arabaya.

“Gel gel,” dedi Louis, “bir sürü kağıdımız var bak, işine yarar.”

Camı açtı kaptan Kamil. Louis bir çanta dolusu parayı tutuşturdu eline çocuğun.

Hadi eyvallah deyip yola koyuldular.


Sahne IV (Konya, Dış-İç, Gündüz)

Konya’ya vardıklarında sabah ezanı okunuyordu. Louis çok etkilendi. Çandan daha az kafa ağrıtıyor, diye düşündü içinden. “Şanslısın” dedi dışından, Kamil’e. Kamil, bir gavurdan bunu duymanın gönenciyle gülümsedi. İyi adamdı bu Louis.

Etli ekmekten sonra yola koyuldular.

“Gir bakalım adresi navigasyona: Taşbaşı Mahallesi. Elmacı Sokak. Ereğli”

Vardılar.

Louis arabadan indi. Kamil de işin ucundan tutunca, Allah razı olsun çekti. Çabuk uyum sağlıyordu, Alman disiplini işte!

Kerpiç eve yaklaştılar. Camları kırık, harap bir evdi. İkinci katın inşaatı başlamış, devam edememişti besbelli. İnşaat demirlerinin uçlarına bağlanan poşetler yırtılmak üzereydi rüzgardan. Ayaza kesmişti hava, nasıl soğuk.

Kapı yerine asılmış naylon perdeyi görünce içi ezildi Louis’in. Alt dudağını ısırdı biraz. Topla kendini diye söylendi üç kere. Besmele çekip daldı içeriye. Kamil dışarda bekliyordu.

“Maviş?”

“Sen kimsin?”

“Ben? Latif benim adım. Onur Ulak’ın hanımısın sen değil mi yenge?”

Maviş korktu biraz ama belli etmedi. Erinin ismini bildiğine göre, güvenebilirdi.

“Onur, torunum olur benim askerden. O gönderdi beni. Sizi ısıtmaya geldim.”

Bacağına yapışan küçük Berat’ın saçını okşadı. Çikolata uzattı. Hemen güldü Berat, ne güzel güldü.

Maviş, kucağındaki bebeyi göğsüne bastırmıştı iyice. Evin içerisinin dışarıdan farkı yoktu. Nasıl soğuk.

Louis Latif, elindeki para dolu çekçekli valizi dayadı duvara. Islık çalınca, kamil çuvallarca parayı yığdı evin önüne.

“Maviş yenge, kucağındaki bebenin adı kondu mu?”

“Yok kardaş, daha komadık.”

“Ver sen onu bana.”

Kucağına aldı bebeyi Louis. Kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı: “Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!”

Kamil’le Maviş ezan okuyor sandı. Sıkıntı yoktu.

Kutsal sözleri bitirince gülümseyerek döndü, kulağına eğildi yine bebenin: “Senin adın Ayaz, senin adın Ayaz, senin adın Ayaz! İsmini ben koydum, ömrünü Allah versin!”

Kamil şaşkınlıktan donakalmıştı. Bu gavur nerden biliyordu bunları.

Vedalaştılar.

Tam arabaya doğru yönelmişlerdi ki Louis döndü, bir tutam parayı aldı eline. Kibrit istedi Kamil'den. Elindeki paralara tiksintiyle baktı. “İyi bir şey değil paraya dokunmak Kamil hocam. Biz bu yüzden marka sistemine geçtik Limbo Bar’da.” 

Elinde tutuşturduğu para destesiyle çuvalları tutuşturdu. Yanan paralar bir hıdrellez ateşi gibi parladı.

Kamil şaşkınlıktan ötesine geçmişti artık.

“Merak etme Kamilciğim, senin paran arabada. Bir çanta da sana bırakacağım giderken. Sen beni Limbo’ya bırak şimdi. Yani Kapıkule’ye bırak, ben ordan giderim.”


Onur Çalı










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …