Ana içeriğe atla

Sere Serpe


Orhan Veli Kanık. Tıpkı Sait abinin Abasıyanık’ı gibi, Kanık’a gerek yoktur aslında: Orhan Veli. Güzel adamlar kuşağındandır. Her daim güzel kalacak adamlar kuşağından. Hemen herkesin ilk tanıştığı şairdir. İlk ve hep okuduğu. Döne döne okuduğu. Aziz Nesin gibi, Sait Faik gibi, Çehov gibi… 

İyi şairi nerden anlarız? Göğümüzü genişletirler, hiç olmadık yerde tekrar ortaya çıkacak dizeleri içimize işlerler, usulca.

Bazı adamlar ne yazarlarsa yazsınlar şairdirler. Şairanelikleri her şeylerine yansır, sızar. Orhan Veli şiirde şairaneliğe karşı olduğu için belki mektup, çeviri ve öykülerindeki tutumuna anti-şairanelik diyebiliriz. Sonuç olarak, Orhan Veli’de okur olarak beni en büyük çeken şey (tıpkı Sait Faik’te de olduğu gibi) hayatı/yaşamayı çok ciddiye almaktan doğan o dalgacı mahmut halidir. Dalga köpürtüsü gibi hem ağır hem hafif olmaklıktır.
Orhan Veli’nin Sere Serpe şiiri Bella adlı bir genç kadına yazılmıştır. Şairin hitabıyla düşes Bella.

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama...
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!

Bella Hanım, şimdi 90’larında. Orhan Veli’yle tanıştıkları zamanlarda çok güzel ve çok gençmiş (ne tesadüf ama ikisinin bir arada olması)! Bella Hanımın söylediğine göre, Anlatamıyorum (Moro Romantico) şiirini de kendisine yazdığını söylemiş Orhan Veli. Çok da önemli değil aslında bu “şiirlerin kime yazıldığı” sorunsalı. Çünkü -ben size bir sır vereyim- hiçbir şiir tek bir kişiye yazılmaz. Kesin bilgi.

İşte size Bella’ya yazdığı bir mektup. “Bu mektubun bütün cümleleri tesadüfen, B ile başladı. Belki de Bella B ile başladığı için” notuyla birlikte:

Bella,

Bir gazeteci evinde mürekkep bulunamadı. Bu yüzden mektubumu kurşun kalemle yazmak zorunda kaldım, özür dilerim. Benim hakkımda İstanbul gazetesinde çıkan yazıdan dolayı yazdıklarınıza teşekkür ederim. Bununla beraber beni daha evvel yazılmış yazılardan daha iyi tanımak mümkündü. Burada, Seza geldiğinden beri, çok güzel vakit geçiriyoruz. Birkaç defa, Ralfi’ye, Lüküs Hayat operetinden parçalar söyledim. Bugün de o parçaları tekrar ettim. Benden, bilhassa bu noktayı yazmamı isteyen Seza’dır. Bu hafta Ankara’da at yarışları başlıyor. Belki de kazanırız. Benimle ortaksınız. Bir vurgun vurursak haber veririm.

Orhan Veli
“Orhan Veli’yle o yemeklerde arkadaş olduk. Çok şıktı. Kıyafeti azdı ama çok hoş giyinirdi. Alkolik düzeyinde rakı içerdi ama tek taşkınlığını görmedim. Hatta hayatımda gördüğüm en terbiyeli insandı. O kadar çok içki içenini gördüm onun gibi ölçülü birine rastlamadım. Bir araya geldiğimiz bu toplantılarda hep birlikte yemekler yenir, sohbet edilir, çok güzel tartışmalar yaşanırdı. Entelektüel sohbetlerdi bunlar. Bir süre sonra ben başka bir odaya geçerdim. Çünkü sınavlarım vardı, aklım derslerimdeydi. Sessizce bir kenarda ders çalışırdım. Orhan Veli de yanımda dururdu. Daha doğrusu ben nereye gitsem, o da yanıma gelirdi. Ben sessiz biriydim ama o benden de sessizdi. Ben ders çalışırken yanımda sessizce durur ya şiir yazar ya da resim yapardı. Çok güzel resim yapardı. Mesela evimizde ‘Metamorfoz’ isimli bir tablo vardı, onun aynısını yapmıştı. Bu arada diğer herkes öbür odada sohbet ederdi.”
Nahit Hanım’a yazdığı mektuplar yayımlandı Orhan Veli’nin. 1947-1950 tarihli mektuplar, bu iki insanın mahrem sevgisini ortaya seriveriyor. Şairliğin başka bir tanımı, bence, bugün Serdar Ortaç ya da Demet Akalın şarkılarıyla aşklarını yaşayanların anlayamayacakları bir yerde yatıyor. Şair, birden fazla insana sevgi (aşk meraklıları küsmesin aşk’ı da ekleyelim) duyabilen, evet belki onlara kur yapabilen insandır. Demem o ki, kendi sığ ya da mitleştirilmiş aşk anlayışlarınızla bakamazsınız buraya.

Sonsöz Can Baba’nın:

DOSTUM ŞAİR NECATİ BAŞLADI MADEM ANLATMAYA, KIRILDI BU SANSÜR, BEN DE KONUŞMAYA BAŞLAYABİLİRİM NİHAYET

Nahit Hanım ki, şimdi bir Eski Ahit
İlk eşi, Haliç Vedat, menfi olamazdı ki zait
Babamsa o Balkan Harbi'nden müdevver nikahlarında şahit
Üçü de mülazım-ı evvel, sonra mülazım-ı sani

Asıl paşalığı ama Nahit Hanım'ın İkinci Dünya Harbi'ne ait
Nahit Hanım yıktığı Osmanlı İmparatorluğu'na karşı
Yenişehir'deki 50 metre karelik kira katında
Olanca insanlığıyla kurmuş yeni bir saltanat
Dizinin altındaki o kara ben kadar güzel bir Ben, Sevgiden
Bakardım geçtikçe Zafer Meydanı'nın ordan
O ikinci kattaki pencereye değil, zafere
Aşkla kurulmuştu sanki dünyanın en meridiyenindeki o daire
Ben de ondan-bundan değil. Nahit Hanım'la Orhan Veli'den
Başladım şiire ve sevişmeye

Sırf Orhan'ın başlattığı o Aşk Resmi Geçit'i
Yarım kalmasın diye...


Burda, sansürü kıran şair Necati, Necati Cumalı olmalı (?)

Çok yaşasın bu 100’lük delikanlı, güzel şair Orhan Veli!


Onuır Çalı


MÜZİK KUTUSU

Müşfik Kenter'in okuduğunu biliriz Orhan Veli'nin şiirlerini. Ama burda, kendi sesinden:



Hüsnü Arkan'ın Orhan Veli şiirlerinden bestelediği iki şarkısı, İhtiyarlık ve Kumrulu Şiir:









Yorumlar

  1. Şimdi bi nargile içesim geldi.
    Servet

    YanıtlaSil
  2. Benim de şu şiiri bir daha okuyasım geldi. En sevdiklerimden :)
    İşim gücüm budur benim,
    Gökyüzünü boyarım her sabah,
    Hepiniz uykudayken.
    Uyanır bakarsınız ki mavi.

    Deniz yırtılır kimi zaman,
    Bilmezsiniz kim diker;
    Ben dikerim.

    Dalga geçerim kimi zaman da,
    O da benim vazifem;
    Bir baş düşünürüm başımda,
    Bir mide düşünürüm midemde,
    Bir ayak düşünürüm ayağımda,
    Ne haltedeceğimi bilemem.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …