Ana içeriğe atla

Cips: İlkler Hakkında Kısa Bir Hikaye


Dudaklarından öptüğüm ilk kızın adı Vered’di. Vered, İbranice’de bir çiçek ismidir aynı zamanda. Uzun bir öpüştü. Bana kalsa, sonsuza kadar sürebilirdi ya da en azından yaşlanıp buruş buruş olana ve ölene kadar sürerdi ama Vered durdurdu. Bir süre sessizleştik, sonra ben teşekkür ettim. Vered “Her şeyi mahvettin” dedi. Bir sessizlik daha geçti aramızda ve ekledi “Senin teşekkürün bir şeyleri bitirdi, farkında mısın? Öpüştük, ikimiz, ben sana tatil hediyesi getirmiş yaşlı bir teyze değilim.” Ben de “Saçmalama, sadece bir teşekkürdü” dedim. O ise “Kapa çeneni, tamam mı!” dedi. Ben de öyle yaptım. Benimle öpüşen ilk kızı kızdırmak istemiyordum çünkü. Ona kendini iyi hissettirmek istiyordum ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. O da konuşmuyordu. Sonra bana şöyle bir baktı, kemerimi çözdü ve benimkini ağzına aldı. Durup dururken, ailesinin evinde, salonun ortasında oldu bu. Ailesi dışardaydı. Ben hala susuyordum. Böyle zamanlarda nasıl davranmam gerektiğini bilmediğimi anlamıştım, bu yüzden mümkün olduğunca bir şey yapmıyordum.

Bana sakso çektikten sonra oturma odasındaki divanda seviştik. Ben geldikten sonra birkaç dakika bekledik ve tekrar seviştik. İlkinde de ikincisinde de gelmedi. Sorun olmadığını, hiçbir zaman gelmediğini ama yine de sevişmeyi sevdiğini söyledi. Sonra susadığını söyledi. Mutfağa gidip ikimiz için bir bardak su getirdim. “Bu senin ilkin değil mi?” dedi ve yüzümü okşadı. Başımı salladım. “Bu gerçekten çok şık bir davranış” dedi. “O teşekkürün… bir an seni evden kovacaktım. Ama ilk seferin olduğu için, gerçekten hoş.”

“Annem her zaman, teşekkürün bir insanı incitmeyecek tek sözcük olduğunu söyler” dedim.

“O zaman seninkini annen alsın ağzına” dedi Vered ve gülümsedi. Ne gün ama diye düşündüm. İlk öpücüğüm. İlk saksom. İlk sevişmem. Hepsi aynı öğleden sonra ve hepsi de küçük birer mucize. O zamanlar 19 yaşındaydım, askerdim; ilk öpücük ve hatta ilk sakso için bile geç sayılabilirdi. Ama şanslı hissettim. Çünkü çok beklemem gerekmişti ama sonunda olmuştu, hem de bir çiçek ismi taşıyan güzel bir kızla.

Vered, erkek arkadaşı olduğunu söyledi. Öpüşmeden önce söylememişti çünkü öpüşmek, ortada bir erkek arkadaş olsa bile büyük bir mesele değildir. Bana sakso çekerken de söylemedi çünkü ağzında benimki vardı. Her neyse, sonunda bana söylediğinde, biraz fazla hassas göründüğüm için, umarım kırılmamışsındır dedi. Ona şaşırdığımı ama hiç de kırılmadığımı söyledim. Tam tersine, bir erkek arkadaşı olduğu halde benimle yatması biraz gurur vericiydi. Güldü ve şöyle dedi “Gurur verici büyük bir söz. Erkek arkadaşım var ama salağın teki ve sen…ilk öpüştüğümüz andan itibaren bekar olduğunu anladım ve işte ne yaparsın ki bakirliğin hoş bir tarafı var.”
Küçükken, ailesinin onu tatillerde kampa gönderdiğini anlattı. Kampta akşam yemeğinden sonra, rehber öğretmenler büyük paket cipsleri havaya fırlatırlarmış, herkes onları yere düşmeden yakalamaya çalışırmış. “Anlayabiliyor musun?” dedi, göğsümde çıkmış beş tane kılı okşarken. “Herkes için yeteri kadar cips vardı, biz de biliyorduk, ama havada o paketi yakalayıp açmanın ve ilk yiyen olmanın tadı başkaydı.”

Kısılmış bir sesle, “Şimdi ben açıldım, artık hiçbir şeye yaramam, öyle mi?” dedim.

“Abartma,” dedi Vered “ama evet, artık biraz daha az değerlisin.” Anne babasının ne zaman geleceğini sordum. Bir buçuk saatten önce gelmeyeceklerini söyledi. Benimle tekrar sevişmeyi kabul edip etmeyeceğini sordum, tokat attı. Sert değil ama tatlı sert bir tokattı bu ve şöyle dedi, “’Kabul ediyor musun’ deme, ‘istiyor musun’ de, etkisini azaltıyorsun.” Ve bir sessizlik anından sonra, “Deve gibisin değil mi?” dedi, “Buradan ayrıldığında dışarıda seni bir çölün beklediğini düşünüyorsun ve kim bilir bir daha ne zaman su bulabileceksin!” Malafatımı eline aldı ve “Üzülme. Çölde değiliz. Bu dünyada herkes düzüşür ve düzüşmeye devam eder. Herkes. Sen bile.” dedi.

Tekrar seviştikten sonra beni kapıya kadar geçirdi, kapıyı açtıktan sonra, “Restoranda, sinemada ya da AVM’de erkek arkadaşım yanımdayken bana rastlarsan, beni tanımazlıktan gelme, tamam mı? Bundan nefret ederim. Bana selam ver, merhaba de. İzcilik kampından filan tanıdığın birine selam verir gibi, tamam mı?” Ona tekrar görüşüp görüşemeyeceğimizi sordum. Yanağımı okşadı, alınıp gücenmememi ama Asi ve diğer başka nedenlerle görüşemeyeceğimizi söyledi. Bundan, erkek arkadaşının adının Asi olduğunu anladım.

Ağlayacağımı aklıma getirmezdim ama ağlamaya başladım. Bana “Sen bu dünyadan değilsin. Senin kadar garip birine rastlamamıştım” dedi. Ona mutluluktan ağladığımı söyledim ama inanmadı. “Dışarısı bir çöl değil,” dedi bana, “göreceksin, sevişeceksin.”

Onu bir daha hiç görmedim. Ne sinemada. Ne restoranda. Ne de AVM’de. Ama eğer bu hikayeyi okuyacak olursa, ona bir kez daha teşekkür etmek isterim.


Etgar Keret


Çeviren: Onur Çalı


Sondra Silverston’un İngilizce çevirisinden Türkçeye çevrilmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …