Ana içeriğe atla

BALERİN

Ayşegül Kocabıçak

İki koca poşetle kaldım sınıfta. Annem şimdiye gelirdi. Geç kaldı.

Pazara da geç kalacağız. Cuma oldu mu annem beni okuldan alır pazara gideriz, köyün en büyük marketine gideriz. Ne istersem alır annem, parasının yettiğince. Paramız bitiyor dedikten sonra, bir şey canım istese de demem zaten.

Köy değilmiş burası aslında ilçeymiş. Hayat bilgisi dersinde öğrendik. Alpu ilçesi ama hep köy der herkes. Ben babaanneme söyledim bir gün. “Babaanne burası köy değilmiş, ilçeymiş, belediyesi varmış.”diye. “Eski köye yeni adetler çıkarma anan gibi.” dedi.

Öğretmen bile çıktı gitti. Pazara gidecek kesin.

Oh! Geldi güzel annem.

“Nerde kaldın anne?”

“Cüzdanımı unutmuşum yarı yoldan geri döndüm, koşarak geldim ama çok bekledin değil mi?”

“Gelecektim eve doğru ama sıra örtülerini yıkama sırası bizdeymiş, baksana!”

“Olsun, hadi pazar arabamıza koyalım, markete bırakırız, eve giderken de alır geçeriz.”

Bütün köy pazarda. Eşe dosta selam vermekten alış veriş yapmak zor. Rengârenk. Meyveler sebzeler. Etek alacağız bir de bana. Geçen hafta paramız bitince gördüydük. “Haftaya” dediydi annem.

Diğer günleri bilmem, karıştırırım çoğu zaman ama pazarın kurulduğu gün cumadır. Cuma günü gelene kadar anneme sürekli bugün günlerden ne diye sorar dururum.

Sıra örtülerini Ahmet abiye bıraktık. Ahmet abi köyün en büyük marketinin sahibi. Annem, babam, o ortaokulu beraber okumuşlar. Ne zaman annemle markete gelsek, hemen yanımıza gelir. Bana bedavadan bir şeyler verir. Anneme hal hatır sorar. Annem bir utangaç olur sanki, kaçar gibi. Ben severim Ahmet abiyi. Annem de sever ama çok konuşmaz. Alacaklarını alır, hızlıca çıkar.

Ne istersem aldı annem yine. Babam yeni para göndermiş. Eteği de aldık. Pembeli sarılı çok güzel. Balerin eteği. İkimizin de elleri dolu. Pazar arabamız da dolu.

Avludan girerken örtüler geldi aklıma.

“Anne, örtüleri unuttuk.”

“Babaannene söyleriz, alır marketten.”

Babaannemle aynı avluda evlerimiz. Onlarınki büyük, bizimki iki oda. Annemle babam evlenirken yapmışlar bizimkini. Yatmadan yatmaya geçiyoruz zaten. Hep babaannemdeyiz. Babam gelince daha çok kendi evimizde kaldığımız da oluyor ama o yokken böyle. Babaannem, amcam, annem, ben.

Bahçedeki çeşmenin yanına meyve poşetlerini çıkarıyor annem.

“Ben süzgeci getireyim sen meyveleri burada yıka.”

“Bana ne! Ben eteğimi giyip Betül’e gitmek istiyorum.”

“İyi madem git giy bende bakayım, olacak mı?”

Koşarak gidip giyiyorum. Hem iş buyurur, hem de ben hayır deyince hiç itiraz etmez annem. Kimseye itiraz etmez. Babam da hep der. Köyün en güzel, en iyi huylu kızını ben kaptım, şanslı herifim evelallah.

O meyveleri çeşmede yıkarken, ben eteğimle kendi etrafımda iki tur atıp, bağırıyorum.

“Gidiyorum!”

“Dur bakayım, pek yakıştı. Gerçekten balerin gibi oldun. Gel öpeyim seni.”

“Balerinler öpülmez.”

“Öyle mi? Gelince eteğini çıkar da o zaman öpeyim öyleyse.”

Döne döne avlu kapısına giderken o da yıkadığı meyvelerle küçük evimize giriyor.

“Avlunun kapısını kapat, köpek giriyor.”

Kapatmıyorum. Betüllere doğru yollanırken Ahmet abiyi görüyorum. Elinde sıra örtüleri.

Betül eteğimi çok beğeniyor. Oynuyoruz. Televizyon çekimi yapıyoruz. Bale gösterisi. Dönüyoruz, dönüyoruz. Başımız dönünce arkamızı dönüp ekrana popo sallıyoruz. Sonra önümüzü dönüp elele tutuşup eğilerek selam veriyoruz ve en sonunda tek kolumuzun üstünde yere bayılıyoruz. Barbi çizgi filmindeki kuğu gölü balesinin finalini yapıyoruz.

Eve döndüğümde babaannemin sesi avluyu dolduruyor. Komşular camlarda, kapılarda. Koşuyorum.

“El dese inanmazdım, gavur kızı. Kendim gördüm. Kapıdan çıkıyordu. Allah belanı versin.” Çeşmenin başına oturmuş, yemenisi çözülmüş, dizlerine vura vura bağrınıyor. Annem dizinin dibinde ağzını kapatmaya çalışıyor. Ağlıyor.

“Anne sus ne olur, örtüleri getirmiş, sus yalvarırım.”

“Oğlum yok diye eve sokmuş, eski yavuklusunu!”

“Rezil ettin bizi millete. Ben oğluma ne derim şimdi. Emanetin elleri eve aldı hem de güpegündüz. Allah belanı versin.”

Annem babaannemi kaldırmaya çalışıyor, susturmaya çalışıyor. Kah çekiştiriyor kah ellerini öpüyor ama hep aynı şeyleri söylüyor.

“Anne sus, yalvarırım.”

Ben anneme koşuyorum, komşular avlu kapısında. Fıs fıss…

Babaannem beni çekip alıyor. Amcam komşuları ittirip avlu kapısından giriyor. Annem amcamı görünce “Abi nolur bir şey yap.”

Amcam girince susuyor babaannem. Komşular bir iki adım geriliyor ama gitmiyorlar. Amcam anneme bir tokat patlatıyor. Ben babaannemin arkasına saklanıyorum. Annem eve kaçıyor.

Babaannem tokattan sonra tekrar coşuyor.

“Ah oğlum, kardeşinin namusu iki paralık oldu. Ben ta başından dedim. Alma o kızı. O bakkalın oğluyla dedim. Bak sonunda ne oldu. Ara kardeşini gelsin. Bunun anasını da ara gelsin götürsün aşifteyi.”

“Girin hele eve girin.”

O gece çok uzun geçiyor. Anneme gidemiyorum. Babaannem çok horluyor, uyuyamıyorum. Eteğim hâlâ üstümde.

Gün ışır ışımaz, sessizce kalkıp anneme koşuyorum. Dünden borçlu olduğu öpücüğümü almak istiyorum. Ağlama demek istiyorum. Akşam gelecektim babaannem salmadı demek istiyorum.

Çeşmenin başında dünden kalan, annemin yıkarken düşürdüğü çilekler var. Komşular uyuyor. Avlunun kapısı açık. Köpek falan da girmemiş işte!

Kendi etrafımda döne döne evimize gidiyorum. Küçük evimizin önündeki çamaşır ipinde birbirinin aynısı on yedi tane mavi örtü dalgalanıyor. Rüzgâr estikçe eteğimi kaldırıyor.

Kapıyı kilitlemiş annem. Çeşmenin başındaki tahta iskemleyi alıp pencereyi tıklatmak için duvara dayıyorum.

Demir parmaklıklara tutunarak kendimi yukarı çektiğimde annemin ayakları tavandan sallanıyor.

Parmaklıkları tutan ellerimi ağzıma götürüyorum. Tahta iskemle ayağımın altından kayıveriyor.


Ayşegül Kocabıçak 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …