Ana içeriğe atla

Fareler ve Kediler ve İnsanlar


Zor bir gece geçirmiştim, öğle arası eve gidip uyuyacaktım. Yatarken yanıma birkaç kitap aldım, eski-yeni karışık. Kürar’ı da bir önceki gün almıştım. Ayrı, özel bir zamanda okumayı planlıyordum ama dayanamadım. Bir öykü okuyayım dedim, uykudan önce.

Kitaba göz attım, biyografinin kısalığına gülümsedim. Sonra Candide’yi görünce, Pangloss çağırdı. Kedimiz Candide’yi okuyup uyuyacaktım, dünya belki de mükemmel bir yerdi, her şey olması gerektiği gibiydi, ikna olacaktım buna ama Azra’nın tekmesiyle uykum kaçıverdi. Klişe laflarımız var, hepimizin, bazen çok havada kalsa da, nasıl oluyorsa, bazen de cuk diye yerini bulur. İşte size yerini bulan bir klişe: iyi öykü size tekme atar!

Eskiden arkadaşım olan biriyle birbirimize öykü yazar gönderirdik işteyken. Sivil itaatsizlik avuntusu. Kürar bugünkü eylemim oldu benim, mesaim Kürar’ı okumakla geçti. Zuladaki koltukta okudum kitabı. Bitirince biraz dalmışım. Rüyamda aynaya bakıyordum ve içimde, tıpkı röntgene girmişim gibi kedi ve fare cesetleri vardı, görüyordum ve işin garibi uzun uzun bakıyordum kendime. Allahtan telefonum çaldı da çıkabildim rüyadan. Böyledir işte; iyi yazar, okuyucuya böyle rüya gördürür!

Melike Uzun
Bazı kitapların zamanı vardır. Yanlış zamansa sizin için, La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade’nin dudak uçurtan maceraları bile sarmaz. Kişisel okurluk tarihimde böyle vakalarım olmuştur. Şimdi isim verip de kendimi mahcup etmek istemiyorum ama öyle kitaplar ki… Melike’nin Ateş Öyküleri kitabını, sanki biliyormuşum gibi, uzun süre beklettim. Bilmem neden, öyle oldu. Sonunda, okuduğumda, çok ağladım. Bir klişe daha: iyi öykü sizi ağlatır! Kitaba yolda başlamıştım, yaz zamanı, Dikili’de bitirdiğimi hatırlıyorum. Sonra kitabı, Aliağa cezaevine göndermem, oradan yanıt gelmesi… Bazı şeyler birbirini nasıl da daha anlamlı kılıyor!


Ne yapmalı biliyor musunuz? Oklarımızı alıp, ev içlerimize, odalarımıza çekilmeli. Ne diyordu G. Bachelard, Uzamın Poetikası’nda: “Ev, bizim dünyadaki köşemizdir. Çok kez söylendiği gibi, ilk evrenimizdir.” Ne yazmıştı Ayla Kutlu Zehir Zıkkım Hikâyeler’de, ah o evler, bahçeler, o kuyular!

Öyleyse, tertemiz duvar kağıtlarının altında kan biriktiren evlerimizin odalarına çekilelim. Hele erkekler. Önce onlar/biz? Herkes, ilk kürarı önce kendine atsın!

İyi kitap, bunları söyletendir!


Son son: Okuduğunuz metnin yazarını tanımak. Böyle bir başlık açmalı. Başıboş, özgür okurluğun önünde bir engel midir yazarı tanımak? Belki. Ama hiç kuşku yok ki keyifleri de var, yazarı tanımanın. Hangi yazarları sevdiğini, nelere öfkelendiğini bilirsiniz söz gelimi. Dünya bok çukuruna dönüşmüşken ve hepimiz içinde debelenirken nasıl bir yerde konumlandığını, bilirsiniz. Koyultmak istemiyorum yazıyı daha fazla ama şu: biriyle öfkeleriniz benzeşiyorsa, iyidir. Biraz rengini açalım o zaman yazının; aramızdaki geyikle söylemek isterim: Sayın Uzuuun, elinize sağlık. Hem kıskandım hem gönendim doğrusu, Kürar karşısındaki hissiyatım budur.

En son numaramı da yapayım: Melike nasılsınız, Kürar’ımı ne zaman imzalayacaksınız? J


Onur Çalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …