Ana içeriğe atla

MÜHÜRLÜ ZARF


Sonlara doğru sallanan memelerine takılmış, tüm uyumunu yitirmişti, usulca eğilip boşalabileceğini fısıldadı adamın kulağına. Adam biraz daha dayanabileceğini söylese de kadın sırt üstü yatağa uzanmıştı bile, hemen ardından adam kadının üstüne kapandı, biraz sonra doyumun zirveye ulaştığını belgeleyen sesleri çıkardı.
Oskar Kokoschka

Şimdi adam da sırt üstü uzanmış, nefesini dengelemeye çalışıyor, gevşeyen vücuduna yayılan tatlı uyuşuklukla gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu.

Kadın birden kalkıp yatağın ucuna oturdu. Çarşafla memelerini örtmüş, sırtı bir ayna gibi açıkta kalmıştı.

Adamın gözleri açıldı.

“Gitme hemen.” dedi.

“Gitmiyorum.”

Yine de rahatlayamamıştı. Bu gece olsun birlikte uyuyabileceklerine inanmıştı. Kadın bu gün her zamankinden daha şefkatli, daha uyumlu, daha ehildi. Umut çöreklenmişti işte bir kere içine. Kalır diyordu. Birlikte bir şeyler yer, içer, belki bir daha sevişiriz. Sonra alırım göğsüme… Bir kere bıraksa kendini bana. Bir kere göğsümde yatmaya razı olsa…

Elinin uzanabildiği kadarıyla kadını okşamaya başladı. Ürkekçeydi. Parmakları biraz ritimsiz, biraz sert dokunsa, uçup gideceğinden korktu. Zaten kadın, biraz sonra, elinden sıyrılmak ister gibi istemsizce hareket ettiğinde bir daha cesaret edemedi okşamaya. Kırıldı.

Ne kadar sonra oldu, bilmiyordu ama aklından makarna yapıyım diye geçerken dilinden “Sevmiyorsun beni” kelimeleri döküldü adamın.

Daha kendi sesini duyduğunda şaşırmıştı, hiçbir zaman sese dökülmemesi gereken bu kelimelerin ağzından çıktığına inanamadı. Ortalığı toplamaya çalışırdı ama biliyordu, kar etmezdi. Bir kere mühürlü zarf açılmış, sevgi dile gelmişti, artık içindekileri söylemeden her şeyin aynı olmasının bir yolu yoktu.

Tekrar etti, annesinin dikkatini çekmeye çalışan bir çocuk gibi.

“Sevmiyorsun…”

“…beni” bile diyemeden sesinin kuvvetini yitirdi.

“Sevmediğim biriyle sevişemem.” dedi kadın, seviştiği adamın bu halini daha fazla görmek istememişti. Adamın istediği cevabı vermek onun için dert değildi. Ama bu kadarını söyleyebilmişti yine de.

“Benim seni sevdiğim gibi sevmiyorsun.” diye üsteledi adam. Biraz olsun cesaretini toplayabilmişti. Artık ne olursa olsun diyordu.

“Seninle şartlarımız aynı değil.” diye umarsızlaştı kadın.

Arsız bir çocuk olup itiraz etmek istedi adam, uygun kelimeleri ararken doğruldu, sonra birden içi alev aldı, kadını omuzlarından tutup öpmek, onu çevirip tekrar sevişmek istedi.

Kadın çarşafı sıyırıp öne doğru eğildi, sutyenini aldı.

***

Duşa girdi adam, suyu açtı, sabunu aldı, elinde köpürtürken kaydı sabun, düştü, tam akarın deliğinde durdu, onu almak için eğildiğinde ağlamaya başladı.

“Sevmiyor beni.” dedi.
***

Arabasına bindi kadın, dikiz aynasına baktı, rujunu sürdü, çantasından telefonunu çıkardı, telefon uzun uzun çalarken, rujun fazla kaçan kısmını parmağının ucuyla sildi. Açılmayınca hızla mesaj yazdı: “Hayatım, akşam annemler yemeğe bekliyor, hatırlatayım dedim.”


Beril SEME

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …