Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ölüm ve Sigara

Her sabah evden işe giderken ve her akşam işten eve dönerken hep aynı yerde yakarım sigaramı. Nimet Sokak, No: 18. Mete Apartmanı'nın önünde. "Şair METİN ALTIOK Bu evde yaşadı" levhasına bakarım, yakarım sigaramı, yürürüm. Derim ki kendi kendime, Onur, canım benim; hayatın ölümün şiirin aşkın umudun aynı şey olduğunu ne zaman öğrendik biz, derim. Bu şiir aklıma gelir. 
Yakın zamanlarda, ANKÂ adında bir albüm yayımlandı. Metin Altıok şiirlerinden bestelenmiş şarkılar. Bir kısmı klasikleşmiş eski şarkılar (KavaklarEvde Yoklar), büyük bir kısmı yeniymiş. Ama en çok merak ettiğim, albümün başında yer alan, Metin Abinin kendi sesi. Bakalım, biz önce ölümden konuşalım da!


ÖLÜMDEN KONUŞACAKTIK
Evet sırasıdır, ölümden konuşacaktık, İntiharın ebruli ipliğiyle Bir düğün gecesinde senin Yakası işlemeli giysinden. Kapı kapı dolaşıp, etamin ve goblen Örtüler satan bohçacı ölümden. Boynuna taktığın eğri taneli İki sıra inciden konuşacaktık, Seni ürküten tren sesinden Ayı gölgeleyen tek…

Hiçkimse Sormadığı Halde BARIŞ ACAR’DAN YAZMA ÜZERİNE ON ÖNERİ

1. Başka türlüsünü yapmak elinden gelmiyorsa, en azından, sadece oku!
2. Yazmak yolculuk da hiç değildir. Sözcüklerle çıkacağın yol klişeden başka bir duraktan geçmez.
3. Başkasını dinleme. Hele başka bir yazarı hiç dinleme. Kendi iç sesini de siktir et. İç ses diye bir şey gerçekten var olsaydı konuşmaya gerek duymazdın.
4. Karakter yaratma, mekân kurma, zamanı önemseme. Bunlarla yazının deneyimini yaşamın deneyimi yapamazsın.
5. Yazmak iş olarak tasarlanabilir. Edebiyat da o iş alanının ihraç fazlası. Alfabenin kökenindeki gibi olsa olsa, bütün bütün ticaret… İspatına edebiyat tarihi diyoruz.
6. Neden yazıyorum sorusunu cevaplıyormuş gibi yapan yazar tacirdir. Sözcük satan bir düzenbaz. Bunu aklından çıkarma.
7. Yazı, kalemle, defterle, daktiloyla, bilgisayarla, tabletle, tuşlarla ya da sahilde kum üzerine, belki mimaride, gömütlüklerdeki taşlarda, her nerede olursa olsun yalan söyler. İm kendinde suskundur. Denebilir mi ki: dil sadece sustuğu yerde doğru söz söyleme gücü kazanır.
8. Ya…

Taksirli Suçlar

Ş. Bir ses. Şimdi sana azıcık akşamdan söz edeceğim. Seni hatırladım sonra açık pencereme bir kuş geldi ayakları kopmuş kanlar içinde bir kuş. Bir kuş. Bana senin omzundan geldiğini söyledi onu göğsümün üstüne yatırdım okşadım o bana hayat öyküsünü anlattı epey içine batan dikenleri anlattı tam o anda beni anlattığını anladım benim de bir hikayemin olduğunu anladım. Hikayemin. Seni bulmak istedim. Ben de sana anlatacaktım. Merhaba. Nasılsın. Ben de iyiyim. Hikayem buna dönüşecek sana anlatırken ama söylemeyi düşledim. Off canım sıkıldı. Denize bakmaya başladım. Dümdüz deniz. Sana anlatabildiğim hikayem de dümdüz. Kendimi kocaman yalnız bir cisim olarak gördüm. Bir hayal olduğunu biliyorum herhalde ama o yine de bendim. Etten kemikten arınmış bir kadın duruyordu karşımda. Bir kadına ilk kez kıskanmadan bakabildim. Çünkü o bendim. Aciz, karamsar ve pistim. O yalnız cisim de öyleydi. Gözüm kamaştı o cisim karşısında. Koşup üstüne atlamak istedim. Birlikte dibe batarsak ancak temizlenecekt…

Yalnız Kalacaksın Diye

Yağışlı Aşk
Nedendir bilmem, ama kendimden şüpheye düşerim ne zaman çok sevsem bir kadını.

İlk Renk
Unut aşkı meşki, ölmek istiyorum ben sarı saçlarında.

Aşk Şiiri
Sabahları yalnız uyanmak çok güzel ve seni seviyorum demek zorunda olmamak yanındakine, onu sevmezken artık.

Yalnız Kalacaksın Diye
Yalnız kalacaksın diye, neler yapıyorsun hiç yapmayacağın.


Richard Brautigan

Türkçe Söyleyen: Ozan Çororo

Birtakım İyi ve Güzel Öyküler

Sizi bilmem, ben yakın yaşlarda olduğum yazarların yazdıklarını daha da fazla bir merakla takip ediyorum. Kuşak fetişizmi mi? Sanmam. Kıskançlık? Yok ulen sen de, hadi ordan! Aşağı yukarı aynı yollardan geçtiğimiz (hiç taso oynayanla oynamayan bir olur mu), aynı zamanlardan geçtiğimiz (28 Şubat’ta nabıyorduk lan biz?), belki aynı okullardan geçtiğimiz (bat Beytepe bat) kuşaktaşlarımın iyi edebiyatlarından, ne yalan söyliyeyim, kıvanç duyuyorum. Hazır kuşak işlerine girmişken; edebiyatı keskin kuşaklara ayırmak her zaman ne mümkün oluyor ne de sağlıklı. Son zamanlarda, görmüşsünüzdür, 2000’ler öykücülüğünden bahsediliyor. Böyle bir realiteden bahsetmek için henüz erken belki. Ama eğer olacaksa, kıyısından ucundan benim de içinde yer alacağım bu kuşak için şunu söyleyebilirim: 2000’lerde öykü yazanlar, geçmiştekine kıyasla (ve şiir ve roman yazanlara kıyasla), birbirlerini çok daha fazla okuyorlar. Beğenilerini, eleştirilerini esirgemiyorlar. Sanal ortamlarda da olsa zaman zaman, daha f…

İkinci Yeni İçin Bahisleri Hatırlatmak

Mehmet H. Doğan, İkinci Yeni Şiir adlı kitabında İkinci Yeni’nin başlangıcını şöyle anlatır: “1950’lerin başlarında, birkaç şairin (Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan) birbirinden habersiz, bildirisiz, İstanbul ve Ankara’daki birkaç dergide (Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası) yayımladıkları şiirlerle başlamış olan bu hareket, adından da anlaşılacağı gibi birinci yeni sayılan Garip’in sonunda şiiri getirdiği yere açık bir başkaldırıyı dile getirir.”
Şiirimizi oldukça etkilemiş olan bu keskin dönemeci, yalnızca toplumsal ve siyasal yaşamın bir sonucu ya da gereği olarak görmek oldukça sığ bir bakış olur, elbette... Ne var ki bu etkiyi göz ardı etmek de şairi yaşadığı toplumdan, günün siyasal eğilimlerinden ve yaşamın güncel etkilerinden soyutlamak anlamına gelir. Öyleyse şairi hem toplumsal çalkalanmaların kıyısında -belki de ortasında- hem de şiirine yansıyan bireysel varoluş yolculuklarının karşılıklı etkilerine açık, ortak duyarlılıkları ile değerlendirmeli…

RİTİM

Bir. Deniz gören bir kahvede yalnız bir kadın gördüm mü dayanamazdım. Kadın, en uzağa bakmaya çalışır gibi, gözlerini kısar. Omuzları içe kapanmıştır. Beni en çok o omuzlar hüzünlendirir. Yanına kimsenin oturmayacağından emin garsonlar, masasındaki diğer sandalyeleri çekip başka masalara vermişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi kadıncağız ne zaman bir çay daha isteyecek olsa gözleriyle dakikalarca garson aramak zorunda kalır. Arka masasındaki kahkahaları olgunlukla karşılar, nasıl olsa zamanında kendisi de pek çok gülmüştür. Şimdi saçma kahkahaların sırası değildir. Mesele, burada, deniz gören kahvelerde oturan tüm kadınları temsilen oturmak, içilebilecek kadar çay içip zincirleme sigaralar yakmaktır. Ben kadının ardında durur, onu bir süre izlerdim. Garsonu çağırır, eline biraz para bırakıp o masaya bir çay götürmesini buyururdum. Kaybolurdum. Böyleydim, bu kadardım. Bütün heyecanım, vicdanımın rengini açan tek şey buydu. Gün boyu yürür, kahveleri gözlerdim. Akşam olup kadınlar evlerine çeki…

ORMANCI

Çoban Şeytanköy’deydi en yakın ormancı. Tatar Necip. Dinsiz gavur. Ne acınması var ne insanlığı. Vurguncu pezevenk. Köyde sürü çok. Cingorolarda, Karisonolarda, Pelvanolarda, Mustavakyalarda, Kussolarda koca koca sürüler var. Öyle kalabalık ki erkek sayısına bölünmüş, gene de zebil ayvan. İdare edilmiyor. Oraya bölünüyor bir parçası, işin yoksa ara dur akşama kadar, buraya bölünüyor bir parçası, para bulabilirsen zarar öde. Tatar da her an tepemizde. Nereden, hangi çukurun içinden, hangi kayının, meşenin ardından bi hayalet gibi çıkacağı belli değil. Elinde hep bir yarım cigara. Kesik kesik öksürüp beliriveriyor. Çağla yeşili parlak iri düğmeli urbalar, önü kayışlı, taraklı şapka, sırtında mavzer. Nerede, kimin karşısına çıkacak belli değil. Biz garibim çobanlarda her daim bir korku, bir kaygı. Bir öğle üzeri İkincisu taraflarında Cingoro Mümin’i meşeliklerde yakaladığı haberi geldikten yarım saat sonra, Pelvano Murat’ı Dikilitaş’ta çevirdiği, zabıt tutup mahkemelik ettiği haberi geliy…