Ana içeriğe atla

İkinci Yeni İçin Bahisleri Hatırlatmak


Mehmet H. Doğan, İkinci Yeni Şiir adlı kitabında İkinci Yeni’nin başlangıcını şöyle anlatır: “1950’lerin başlarında, birkaç şairin (Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan) birbirinden habersiz, bildirisiz, İstanbul ve Ankara’daki birkaç dergide (Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası) yayımladıkları şiirlerle başlamış olan bu hareket, adından da anlaşılacağı gibi birinci yeni sayılan Garip’in sonunda şiiri getirdiği yere açık bir başkaldırıyı dile getirir.”

Şiirimizi oldukça etkilemiş olan bu keskin dönemeci, yalnızca toplumsal ve siyasal yaşamın bir sonucu ya da gereği olarak görmek oldukça sığ bir bakış olur, elbette... Ne var ki bu etkiyi göz ardı etmek de şairi yaşadığı toplumdan, günün siyasal eğilimlerinden ve yaşamın güncel etkilerinden soyutlamak anlamına gelir. Öyleyse şairi hem toplumsal çalkalanmaların kıyısında -belki de ortasında- hem de şiirine yansıyan bireysel varoluş yolculuklarının karşılıklı etkilerine açık, ortak duyarlılıkları ile değerlendirmeliyiz.


Tüm poetik çalkantıların içinde etkisini dalga dalga yayan, hem eski hem de yeni kuşak şairleri etkilemekle övünen bu şiir hareketi içinde anılan şairlerin ortak bir amacı var mıydı peki? Bu sorunun yanıtını bulmak adına akımın öncüleri arasında sayılan şairlerin, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya ve İlhan Berk’in, İkinci Yeni’nin açılımını belirleyen Dünyanın En Güzel Arabistanı, Üvercinka, Yerçekimli Karanfil, Galile Denizi adlı kitaplarını incelemek gerekir. Eleştirmenlerin de şairlerin poetikalarının ortak noktalarını yakalama çabalarını haklı çıkaran en önemli kitaplardır bunlar… Öyleyse daha fazla ayrıntıya girmeden, genel olarak bu kitaplardaki şiirlerin altı çizilebilecek özellikleri, İkinci Yeni şiirinin akım ya da Mehmet H. Doğan’ın deyimiyle dönemeç olmasına neden olan özellikleridir, diyebiliriz.

Özellikle İlhan Berk’in Pazar Postası’nda (1955) yayınlanan “İkinci Yeni Nedir?” ve “İkinci Yeni şiirin yeniliği nedir?” sorularına verdiği yanıtlarda ve birçok kez yinelediği sözlerinde usu allak bullak ederek, usa bağlı anlamı yıkmanın İkinci Yeni şiirinin ilkelerinin başında geldiğini vurgulaması, eleştirmenlere iyi bir dayanak noktası sağlamıştır.

Şairlerin bu yenilik hareketine olan mesafelerini belirledikleri çizgiye kadar yaşanan süreçte, eleştirmenlerin tutumlarında da bazı kırılmalar olur. Asım Bezirci ve Attilâ İlhan’ın bu şiir hareketine yönelik tutumları aynı ideolojiden beslendikleri için olsa gerek birbirlerini desteklemektedir. Nesnellik kaygısı taşıyarak da olsa hep bir karşı çıkma refleksi hâkimdir her ikisinde de... Attilâ İlhan’ın tutumuna kendi şiir anlayışını derinleştirecek arayışlar içinden bakabiliriz ama Asım Bezirci’nin yaklaşımı toplumcu gerçekçiliğin kuramlarıyla beslenen eleştirel bir tutumdur.

Asım Bezirci, İkinci Yeni Olayı adlı kitabında İkinci Yeniyi Eleştirenler başlığı altında Behçet Necatigil’den, Ahmet Oktay’dan, Muzaffer İlhan Erdost’tan ve Mehmet H. Doğan’dan yaptığı alıntılarda İkinci Yeni ‘sayesinde’ gelinen yozlaşmaya dikkat çeker. Ona göre “böylesine edilgen, soyut, içeriği önemsemeyen bir yenilik anlayışının toplumcu ürünler doğurması beklenemezdi.” Şairlerin siyasi eğilimi biliniyor olsa da… Asım Bezirci için asıl çıkmaz hep bu olanaksızlıktır. 

Mehmet H. Doğan ise bu şiir hareketine insanı, politik düzen, yasa ve ideolojik oluşumlar ötesinde kavrayan TÜMEL insanın şiiri olarak bakmaktadır: “Bir bildiri şiiri olmamışsa, toplumsal olana uzak olduğu için değil, bildiri şiirine karşı olduğu içindir. Toplumca içinde bulunduğumuz bunalımdır onun alanı.”

Memet Fuat’ı da -temkinli ve nesnel bir eleştirel tutum yakalama çabasını vurgulayarak- anmadan geçmeyelim.

İşte bu kadar panoramik bir bakışla da olsa İkinci Yeni’ye yönelik yaklaşımların dününe baktığımızda İkinci Yeni’nin bir ‘mutlak öteki’ne rağmen var olduğunu ve bu şiir hareketinin çeşitli cephelerden yapılan öngörülerle meşruiyet kazandığını görüyoruz.

Bu genel eleştirel yaklaşımların ötesinde şairlerin poetikalarını birebir inceleyen çalışmalar ve oldukça sağlam kuramlarla geliştirilen şiir çözümlemeleri günümüz şiiri adına oldukça önemli kazanımlar sağlamaktadır. Özellikle varoluş felsefesinin etkileri ve psikolojideki gelişmelerin sağladığı açılımlar, şairi poetikasıyla hem iç içe hem de ondan görece soyutlayarak yorumlamayı olanaklı hale getirdi.


Bu tür çalışmaların en önemlilerinden biri de Orhan Koçak’ın Bahisleri Yükseltmek adlı Turgut Uyar incelemesidir. Orhan Koçak, Turgut Uyar Şiirinde Kendini Yaratma Deneyimi’ni Harold Bloom’un Etkilenme Endişesi’nde ele aldığı “Clinamen ya da Şiirin Yanlış Okunması” yaklaşımını benimseyerek ele alır. Gecikmişlik şairin kara yazgısıdır ve kendisine baktığı yer kendi sonrasızlığıdır. Acemiliğin ustası olan bir şair bir yandan kendi eksikliğinin de acemisidir: “Çile gergin ama sabırlı bekleyiştir Uyar’da. Görevi de zamanın baskısını hafifletmek ve böylece kendi potansiyeline bir korunak sağlamaktır.”

Şairin kendi şiirine yönelttiği eleştirel bakış acemi bir kusursuzluk uğruna hem önceyi hem sonrayı barındırmaktayken şair hem ölmüş bir selef (baba) hem de doğmamış bir halef (oğul) değil midir? ‘Bir şiirin ortası’nı yazmak bu olsa gerek!

Artık şaire yönelik algımız ona yüklenen yalvaçlığın çok ötesinde olduğu için mi İkinci Yeni’yi bu kadar baş tacı ediyoruz? Yoksa bireysel trajedilerden kurtulma şansımızın gittikçe azaldığı bir çağı yaşadığımız için mi hep mutlaklaştırıyoruz algımızı? Belki de zamanın müdahalesinden arınarak bakmaya çalışıyoruz bu başat şairlere… Her birinin o büyük şiirinin sonsuzluğunda bir şimdi yakalamaya çalışıyoruz. Bu yüzden de hep bahisleri yükseltiyoruz. Şiir için.
Orhan Koçak şairin ruhuna öylesine derin bir bakışla yaklaşıyor ki, bir prizmadan geçerek renklerine ayrılıyor sanki tüm yaşanmışlıklar. İnsanın bütün dehlizlerinde geziniyoruz şairle birlikte. Böylece başka bir ışığın dökülüşüne tanık oluyoruz, yazılmış ve yazılacak olanlar kadar boşluğu da kapsayan o büyük şiirin karanlık yanlarına:

“Ne çok inanç, ne çok inkâr, ne çok yanılsama!”


Nilüfer Altunkaya


BirGün Kitap ekinde (150. Sayı) yayımlanmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …