Ana içeriğe atla

Taksirli Suçlar


Ş.
Bir ses. Şimdi sana azıcık akşamdan söz edeceğim. Seni hatırladım sonra açık pencereme bir kuş geldi ayakları kopmuş kanlar içinde bir kuş. Bir kuş. Bana senin omzundan geldiğini söyledi onu göğsümün üstüne yatırdım okşadım o bana hayat öyküsünü anlattı epey içine batan dikenleri anlattı tam o anda beni anlattığını anladım benim de bir hikayemin olduğunu anladım. Hikayemin. Seni bulmak istedim. Ben de sana anlatacaktım. Merhaba. Nasılsın. Ben de iyiyim. Hikayem buna dönüşecek sana anlatırken ama söylemeyi düşledim. Off canım sıkıldı. Denize bakmaya başladım. Dümdüz deniz. Sana anlatabildiğim hikayem de dümdüz. Kendimi kocaman yalnız bir cisim olarak gördüm. Bir hayal olduğunu biliyorum herhalde ama o yine de bendim. Etten kemikten arınmış bir kadın duruyordu karşımda. Bir kadına ilk kez kıskanmadan bakabildim. Çünkü o bendim. Aciz, karamsar ve pistim. O yalnız cisim de öyleydi. Gözüm kamaştı o cisim karşısında. Koşup üstüne atlamak istedim. Birlikte dibe batarsak ancak temizlenecektik. Hüngür hüngür ağladım ama gözlerim yaşarmadı. Birileri görürse alay eder. Ağlayınca. Cisim hayalimde ete kemiğe kavuştu tekrar bana yaklaştı gözlerim yaşarmasa da gördü ağladığımı alay etti benle kulağıma aciz karamsar ve pissin dedi. Yaa gerçekten mi. Sustum hemen. Bari sokağa çıkayım dedim. Telefon ettim ona. Nerde buluşalım dedim. Yeri söyledi. Hiç istekli değildi benle buluşmaya. Kimse benle buluşmaya istekli değildir güçlülerden korkarlar buluşmayı karşılaşmayı istemezler güçlü insanlarla. Ama benim güçsüzlere ihtiyacım var. Gittim buluştum onla. Ee neler yapıyorsun görüşmeyeli. Nasıl özlemişim canım benim. Ben de nasıl olayım işte. Evet bu sene gidiyorum. Sen alıştın mı oralara. Böyle konuştuk dakikalarca. Nasıl yakın davrandı bak gerçek değilmiş sahte. Sahilde dolaştık balıklara ekmek attık. Sırf ben seviyorum diye. Aranız iyi mi sevgilinle. O nasıl gelmeyecek mi buraya. Yok ben yalnızım hala. Sonra oraya geldik oturduk. Birer bira içtik. Bir sürü eş dost gördük bir sürü tanıdık. Sahil yolundan sen gelene kadar her şey iyiydi. Uzakta belirdin yanında kopillerinle. Nasıl da mutluydun nasıl da kaygısız. Onunla bakıştınız. Sen tanıyor musun A.'yı, çok iyi birisidir. Allah allah ne zaman tanıştınız. Onunla bakıştığınızda bir şeyler ters gitti. Bir şeyler ters gidiyordu zaten. On on beş dakika dağıtmaya çalıştım meseleyi. Başka şeyler söyledim birilerini masaya çağırdım. Sen masaya gelince her şey daha da ters gitti. Üstünde baskısı solmuş bir tişört vardı altında kot pantolon kirden kararmış beyaz spor ayakkabı. Nasıl da güzeldin. Önce niye ona selam verdin. Niye bu kadar samimisiniz siz. Merhaba. Nasılsın. Ben de iyiyim. Beni görüyor muydun bari. Ordaydım ben de karşı karşıyaydık oturuyorduk. Arkamdan melek sesli beyaz melek elbiseli bir melek yaklaştı. Merhabaa dedi. Niye ona sarıldın. Ben de ordaydım. Yaa ben yarın gidiyorum dedi beyazlı kız. Ben de seni arayacaktım dedi. Beraber bir şeyler içelim mi son bir kez tiyatroda. Olur dedin. Siz de gelsenize dedi kız bize. Olur dedim tabi ki geliriz ne güzel olur. Beni tiyatroda hatırlarsın belki diye olur gelirim dedim. O istemiyordu gelmek ben anlarım. Çünkü benden korkuyordu. Hesabı ödeyip sahile çıktık. Dört kişi yan yana yürüdük sen en uzak uçta. Belediyenin ordan sola döndük. Karşıdan karşıya geçtik sen beyazlı kızı kolundan yakalayıp koştun. Dükkanın birine girdik siz adamla selamlaştınız. Siz ne zaman bu kadar yakınlaştınız hepiniz ben nerdeydim? Ben kırmızısından istedim iki tane ötekiler normal. Her şeyin parasını sen verdin. Teşekkür ederim. Hayır teşekküre LÜZUM var. Tiyatroya gittik. Sen bir yere yöneldin o hain o sahte yakınım olmaz her zamanki yerde oturalım dedi. Sen benimle konuşmamaya dikkat ettin. O hain de dikkat etti. Beyazlı kız konuştu benle. Elbisen çok yakışmış. Sen zaten güzel bir kızsın. İkiniz alay ettiniz benle. Aman ne dokunaklı dedin ben beyazlıyla konuşurken o hain güldü. Bu bir şey mi. Ben ne desem güldünüz. Ne yapsam ofladınız. Beni hatırladın sonunda iyi hatırlamadın ama. Yanınıza bırakır mıydım içtim içtim içtim hızlı hızlı sonra gittim yenisini aldım kırmızıların içtim içtim konuştum bilendim bilendikçe konuştum konuştukça. Ben ne kahır çektim siz nerden bilirsiniz siz dördünüz. Ne kadar dokunaklı bir hayat benimkisi ne bilirsiniz yaa kustum işte öyle ortalık yere ortalık yerinize her zamanki ortalığınıza sıçtım ama siz alışkınsınızdır. Sarıldım o kalleş dostuma sizde kalabilir miyim nolur hiç iyi hissetmiyorum kendimi. Ayaklarım koptu kanlar içinde kaldım ona sarılıp anlatmaya çalıştım hikayeyi sesim çıkmadııı kısaldııı daraldııı benim bir hikayem vardı ve asıl siz birbirinize öyle baktığınızda başladı. Kuşun ayaklarını kopardığın gibi kopardın ayaklarımı.

A.
Bir ses: Benim de var bir sesim. Ağzımdan çıkan değil. Kafamdaki. Herkesin var. Marifet kafanın içindeki sesle konuşmak değil. Marifet onu süzmekte. Sahi ben senin oyununa nasıl geldim? Annem anlatmıştı bunu: Bir adam varmış köylerinde. Dedemle ava çıkmışlar. Bir kuşa doğrultup tüfeği tetiği çekmiş. Ateş almamış silah. Adam gözünü namluya dayamış. Kızarıyor, kızarıyor, kızarıyor demiş. Silah patlamış gözünde. Şimdi silahın oyununa mı gelmiş oluyor adam yoksa kendi oyununa mı? O seni sırtında taşıyordu caddeden aşağı. Geçtik müzik seslerinin arasından, dükkanların önünden geçtik. Kaldırım o kadar doluydu ki bazen taş döşeli yola indik. Ben niye geliyorum ki, dedim. O, yükü tek başına çekmek istemiyordu, senin yükünü. Ben bunu bilmiyor muyum? Biliyorum şimde bile. Sordum yine de. Duydun adım gibi biliyorum. Ta kanala kadar sızlandım. Yalandan yürüyemediğini ben bilmiyor muyum? Sana elimi sürmek istemedim. Tiksindim çünkü çıplak omuzlarından, açık bacaklarından. Yalan acından da tiksindim. Evet, anladık çok üzülüyordun kuşlara. Mazot yüzünden ölen balıklara çok üzüldüğünü hep söylüyordun. Savaşlara dayanamıyor ağlıyordun. Nerde bir kavga işitsen hep dayak yiyenden oluyordun, hep derdin bunları. Bize neydi bunlardan allah aşkına? Gönlüm karışıyordu artık bir yandan seni tutup bir yandan akan pis kanala bakarken. Kanalda koyu yeşil bazı yosunlar kopmuş yüzüyordu. Biz akıntının tam tersine doğru yürüyorduk seni Onun evine götürüp avutmak için. Derdimiz miydin? Dostumuz muydun? Neydin? Hiç. Biz bir kara boşluğu tutmuş bir eve götürüyorduk. Okulun ordan bir sokağa girdik. Ben bu okulda okudum biliyor musun dedim Ona. Belki bir iki şey daha söyledim orayla ilgili. Evet, biz şu ilerde otururduk eskiden dedim. Nerde dedi O. İşte sağ köşedeki ev dedim. Biz de sol köşedekinde oturuyoruz dedi. İyi ki karşılaşmamışız o zamanlar dedim. Ben onun kolunu tutarken üstüme yıktın kendini. Sokağı boydan boya yürüdük. Üç katlı çirkin beyaz apartmana girerken ana babası karşıladı bizi balkonda. Nasıl utandım bilemezsin seni sırtımda taşımaktan. Tam iki omzumun arasında belirmiş ve ihmal yüzünden semirmiş koca kötü niyetli bir ur gibiydin. İki omzumun orta yerinde kafamdan azade başka bir kafa oluvermiştin. İşte bir devin omzuna tünemiş bir cüce: Olmayan ellerinde hayali dizginler olmayan zihninde bilmediği bir yola sürüyor devi. Amacına ulaştın değil mi? Kapıdan girerken bilerek öptün beni kolumdan. İyiydi, ana babasının gözünde öne geçtin Ona karşı. Bir tehdidi yok ettin oracıkta. Belki işime yaradı benim de bu ama gerçekten itibarımı zedeledi. Şahsiyetim örselendi o anda, çamura battım. Eve girdik. En soysuz halimle kurtulup senden en nazik ellerimle ellerini sıktım evdekilerin. Seni çoktan fark etmişlerdi. Her şey tam istediğin gibiydi, fark ediliyordun. Her kadraja her açıdan giriyordun. Işığı en iyi yerden alıyordun. Kusursuz bir heykeldin, bir sarhoş heykeli. Seni bir odaya aldılar, ben balkona gidip en utangaç gözlerimle evdekilerin gözlerine bakıp hal hatır sordum onlara ağzımdan çıkan sesle. Ne utancım sahteydi ne sesim kısık. Ne kadar da rahattım. Açılır kapanır bir iskemleye yerleşmiş ikramları bekliyordum, sen seslendin. Git git dediler, bak, belki bir ihtiyacı vardır. Yemin ederim sırf utancımdan geldim yanına. Benimle aynı odada olmaktan bu kadar korkma dedin. Ne muazzam kibir. Savurdum havada elimi, arkamı döndüm gidiyordum, ne kabasın, dedin. Ömrün boyunca ilk kez yerinde bir şey söyledin. Balkona döndüm sırtımı dikleştirerekten. Böyle ana baba olmaz olsun. Evlerine bulduğu her yere atmıklar saçan bir adam ve sarhoş bir kadınla girdiğinde evlatları, bir rahatsızlığın ihtimalini bile görmedim yüzlerinde. Sahi ben nasıl geldim buraya? Kendi oyunuma nasıl geldim söyleyeyim: En iyi bildiğim şeyi unutarak. Bir günlük neşelerin bedeli haftalar süren kederdir. Bazen bu bedel bir ömür bile olabilir. Ben o an bile neşemden bir şey yitirmedim. Dehşet bir saflıkla oturdum aynı iskemleye, ikram edilenlerden yedim, oradakilerle söyleştim. Mutfağa gidip Ona dokunmaya çalıştım saklı saklı. Sonra sen balkona geldin kendi ayaklarınla. İlahi sarhoşluğun on beş dakika ışıksız bir odada oturarak dindi her nasılsa. Gidiyorum, dedim biraz sonra. Ben de geliyorum, dedin. Nereye? Evime gidiyorum ben. Evine gelirim öyleyse, dedin. Seni gecenin bu saatinde annemin babamın yaşadığı eve alır mıyım sanıyorsun? Kapıda yatarım öyleyse dedin. O ve anası ve babası buz kestiler. Anası uyu burda kızım, dedi sana. Yok gideceğim dedin. Sen bu hikayeyi ta o gün ilk karşılaştığımızda yazmıştın. Birisi bozarsa diye ödün kopmuştu. Bu kez beni orada uyumaya ikna etmekle sınadılar hikayeni. Sağlaması benim aptallığımla yapıldı. Vedalaştım. Çıktım. Peşimden geldin. Bana reva görülen karanlık buydu demek. Teşekkür ederim.

BİR ORTAK ARKADAŞ
Evden çıkıp kubbeli, kat kat bir karanlığa dalıyorlar sonra. Sokak lambaları yanmıyor. Yanmaz orda lambalar kolay kolay. Geldikleri yoldan geriye, okula doğru yürüyorlar. Oğlan önde, kızgın, elleri ceplerinde, sırtına kamburunu yüklenmiş gidiyor. Kız cesur bir yüzsüzlükle onu izliyor ama yan yana gelemiyorlar bir türlü. Okula vardıklarında çocuk telefonunu çıkarıyor, bir numara yazıp arıyor. Daha konuşurlarken fırlıyor okulun bahçesinden aradığı. Komik bir şey yaptığını düşünüyor olmalı oraya gizlenerek. Kızı görüyor, neşesi kaçıyor.

Bu nerden çıktı, diyor.

Takıldı peşime kurtulamıyorum, diyor oğlan. Kız duymasın diye sakınmıyor bile.

Beraber yürümeye başlıyorlar. Önde ondan bundan konuşa konuşa yürüyorlar. Kız yine onlara yetişmeye çalışıyor. Öfkesi şişip kabarcıklanıyor böylece, dişlerini sıkıp homurdanıyor. Kesinlikle sarhoş değil. Kimseye yaslanmadan yürüyebiliyor. Şehir merkezine iniyorlar öyle acele acele.

Sen uza burdan bir yere, ben yanında biterim, diyor oğlan. Diğeri çekip gidiyor bir şey demeden.

Kızı kolundan tutup çekiştiriyor. Kapalı bir kıraathanenin iskemlesine oturtuyor. Dükkanlar eşyalarını saklamaz orda kolay kolay. Geçip karşısına oturuyor. Sorular soruyor peşpeşe. Kız cevap vermiyor. Gidecek yerim yok filan diyor neden sonra. Oğlan, bana ne, deyip kalkmaya çalışıyor. Sarılıp tutmaya çalışıyor oğlanı, oğlan sıyrılıyor. Köşeyi dönüp diğerinin yanına gidiyor.

Saat ikiyi çoktan geçmiş, bir oyun salonunun önünde oturuyorlar öyle birkaç kişi. Zaten bir oyun salonu açık bir de iki dükkan ilerdeki fırın. Oğlan meseleyi anlatıyor diğerine, sonra kızı unutup önemsiz şeyler düşünüyorlar. Birilerini açık tekel aramaya yolluyorlar, birileriyle tanışıyorlar. Yalnız kızın hayalet gibi sokak başlarında dolaştığını görüyorlar arada sırada. Saatler sonra bir mesaj geliyor oğlana. Kızdan. Canım, diyor, uyudun mu? Uyumadıysan size gelebilir miyim, sokakta kaldım da. Oğlan umursamıyor. Hemen arkasından telefonu bir kez daha titriyor. Kızdan bir mesaj daha: Canım, diyor, çok özür dilerim. Hiç çıkmamalıydım bu gece sizin evden. Kahvehanenin birinin sandalyelerinde oturuyorum. Çok korktum. Oğlan bu sefer anlıyor kızın niyetini. Mesajların ona gelmesinin hesaplı bir hata olduğunu anlıyor. Aralarından birini yollayıp aldırıyor kızı kahvehanenin önünden.

Orda gün ışıyana kadar oyalanıyorlar. Dükkan kapanmış o arada. Deniz kıyısına yürüyorlar hep beraber. Oğlan kızı umursamıyor. O nerede oturursa en uzağında oturuyor. O nerede dikilirse hep önünde. Kalabalık yavaş yavaş dağılıyor. Üç kişi kalıyorlar: Oğlan, kız, diğeri. Oğlan diğerine diyor ki sen git şu fırından simit filan al, ben o arada bunu yollarım. Kopil tamam deyip sallana sallana gidiyor. Kıza dönüp otobüsler çalışmaya başlamıştır artık diyor, kaybol, gözüm görmesin seni. Kız kısacık bir boşlukta itip yıkıyor oğlanı. Oğlan ne olduğunu kavramaya çalışırken kızı tepesinde buluyor. Muazzam bir cinnet parlıyor kızın gözlerinde. Oğlan altında debelenirken kulaklarına yapışıp yere çalıyor kafasını. Kızarıyor, kızarıyor, kızarıyor. Sonra patlıyor oğlanın kafasına. Kafa dağılıyor. Oğlan dağılıyor. Kız dağılıyor. Kopil cesedi görüp babasını arıyor.

Ş.
Bu delilik bir uyuşturucu bir ses çok sevdiğim deniz çok sevdiğim oğlan öyle bir ince çizgi gibi değil şu halatlar gibi yanıbaşımda duran seni öldürmeliydim öldürdüm yaşatmalıydım yaşamadın ben arkadaşıma bakamadım o gece sen ona öyle baktın diye o yalancı diye bakamadık biraz da ya senin değil tüm suç beni neden öpmüştün iki sene önce çünkü on beş yaşındaki sana borcundu dedin ya evet bütün suç senin birazı benim belki on beş yaşında nasıl da güzel oynadım acılı rolümü çok iyi oynadım ben çok acılar çektim seni o zamanlar o yüzden sevmedim şimdi seviyorum dedim sen dedin çocukça bir şeydi ben umursamıyorum artık umursamadın da ben bir balık gibi kıvrıla süzüle takip ettim o çocukluk hikayesini sen hep çocukça bir şeydi ben sana kızmıyorum dedin ya tabi kızmayacaktın kızamazsın on beş yaşında ben seni sevmedim sandım on altımda sevdiğimi anladım ya hemen gelecektin o çocukluğunla hemen benim olursun sandım evet evet suç bu yüzden hep senin ben beni ne zaman sevmeni istesem o zaman sevmeliydin on beş yaşında istemedim on altımda hiç itiraz etmemeliydin. En azından gözüm görmesin seni demeseydin. Belki o zaman giderdim. Gözüm görmesin seni demeseydin ya keşke. Ben zaten benim hikayemin gerçekten çocukça olduğuna ikna etmiştim kendimi. Bunu sayıklamıştım iki sesimle birden. Sen öyle deyince bir ses kaldı. Abandım kafana. Kafanı taşlara çaldım. Kanadııı. Sündüüüü. Aktın yerlere. Beni ancak o gözlerle görürsün sandım.

A.
Ölmek isteseydim kendim ölürdüm. Sahi ben seni niye oralara kadar sürükledim? Sen bunu hazırlamıştın ama çoktan. Bunu yapmasaydın öylesine bir hikayeydi. Şimdi seni sapık sayarlar beni zavallı. Ben zavallı gibi ölmek istemedim. Zavallıcık yaşıyordum.

BİR ORTAK ARKADAŞ
Ben bu meseleyi bir öğle namazına müteakip A.'nın yanındaki kopilden öğrendim. Ben oraya vardığımda kafasını yerden toplamışlar, dikmişler, yıkamışlar, koymuşlar kefene, namazına ancak yetiştim. Neymiş, bizimki bu kıza aşıkmış vaktiyle. Aşk filan değil, hepimiz biliyoruz meseleyi. Lisede herkes herkese söyler ben seni seviyorum diye. Kız buna olmaz bu iş demiş. Bu da sırtlanmış kamburunu çekmiş gitmiş. Neymiş, aslında kız da ona aşıkmış da çok zor günler geçiriyormuş. Sonra oğlan istememiş, boşver geride kaldı demiş. Sonra bir kez öpmüş kızı gönlü olsun diye. Kız sonra bunu hep takip etmiş. Herkes yapar o yaşlarda böyle şeyler.  Öylesine bir lise hikayesi işte. Bunun için adam öldürmeye değer mi? Hişşş.

FURKAN ÇOLAK


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …