Ana içeriğe atla

dallar ve gövdeler ve gölgeler


“Mesela, neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken ya da uyurken seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?”

Franz Kafka (Milena'ya Mektuplar)

Resim: Başak Çetin

Aramızda hep bir şeyler oluyordu: Bazen bir ağacın yaprakları (seni tam göremiyordum, yağmur yağmış oluyordu, yaprakların bazısının beli bükülmüş oluyordu damlalardan, bazısı direniyordu, bazısı koyveriyordu üstündeki damlaları, sonra, o vazgeçen yaprak ve ben ağlıyorduk damlalara, yere düşen damlalara, yaprak soluyordu hemen, benim gözlerim nemleniyordu, iyice göremiyordum seni o zaman), bazen ağacın gövdesi (sanki ormanda mıydık, çok kalabalıktı her yer, aramızda bir gövde kalabalığı oluyordu, ağaçların ölmesini istiyorduk bu yüzden, sonra bu isteğimizden utanıp başımızı öne eğiyorduk, böylece tümden ortadan kalkmış oluyordu birbirimizi görme olanağımız), bazen de ağacın gölgesi (en kötüsü de buydu işte, yazdı, var olan her şeyin gölgesi bize engeldi sanki, yaz içimizi ısıtıyordu ama gölgeler düşmanımız kesiliyordu).

Aramızda hep bir şeyler oluyordu: Bazen adına zaman denilen, kimsenin ne olduğunu tam tartamadığı şey (evet, formüller açıklamalar vardı ama her şey gibi onlar da yetersizdi, hüznümüzü çoğaltmaktan başka bir işe yaramıyorlardı) yatıyordu aramızda, bazen de yollar. Yollara her zaman gidilemiyordu, yollardan her zaman gelinemiyordu. Balıksız ve kuşsuzduk üstelik (bunu neden söyledim bilmiyorum).

Aramızda hep bir şeyler oluyordu: Gökyüzüne bile aracısız bakamıyorduk. En iyi ihtimalle camın ardından bakabiliyorduk. Hadi, camın ardından da olsa, baktık diyelim gökyüzüne, bu sefer de yıldız olmuyordu. Birimizin gördüğü yıldızı diğerimiz görmüyordu. Aynı göğe bakıyorduk, bu var. Ama aynı duraktan bakamıyorduk, bu da var.

Bazen de, aramızda bir şey yok gibiyken, aracısızca birlikteyken biz ikimiz (neredeyse aracısız), o ağacın güldüğünü görüyorduk, üstelik sonbaharda oluyordu bu. Kimseyi inandıramıyorduk buna (çünkü çok ender güler ağaçlar, o kadar ender gülerler ki, ağaçlar gülmüyor desek, daha inandırıcı olurdu). Biz o ağacın güldüğünü görmedik desek, daha çok inanıyorlardı. Hele ki, biz o ağacın gülmediğini gördük desek, daha da çok inanıyorlardı (insanlar böyledir, olmayan şeylere daha çok inanırlar).

Şimdi sormak istiyorum sana (sana başka bir şey diyemiyorum, sana sadece sen diye seslenebiliyorum): O ağacın güldüğünü görmüş müydük biz sahiden?


Ozan Çororo

Yorumlar


  1. Karmaşık, şaşırtıcı, şiir yüklü, müziği tarifsiz, adlandıramadım bir tad...Bilemedim...Ama okurken zihnimden geçen melodiyi paylaşmak isterim.
    Servet

    düşen yaprak
    solan bir yaz bak
    güz defteri
    ömrümden kalan
    buna yazılacak bak
    sanki başkasının
    başından geçmiş bir öykü

    http://www.youtube.com/watch?v=g8UWTwplZdU

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abi eyvallah. Şarkı da çok güzelmiş, metin genişledi böylece, sağ ol. Sözleri de Murathan Mungan'ınmış. Bu arada yazının son paragrafında, "sana" diye başlayan kısma tıklarsan, orda da bir şarkı var, güzel bir şarkı var.

      Sil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …