Ana içeriğe atla

SANI

“Ne yapıyorsun Çetin?” dedim. Onu öylece halının üzerinde uzanmış tavanı seyrederken gördüğümde. Elinde sigarasıyla. Cevap vermedi. Başında dikildim. Sigaranın dumanından rahatsız oluyordum. Kanepeye oturdum, sorumu yineledim. 

“Çetin, ne yapıyorsun? İyi misin?”

“Gel, otur yanıma. Bir sigara yak ve beraber üzülelim.”

Ne olmuştu? Kimden ne haber gelmişti? Çetin o tavanda neler görüyor, kafasında ne tür ihtimaller cirit atıyordu bilmiyordum. Ailesiyle ilişkisi iyiydi. Öğrenciydik, evde kalıyorduk, maddi sıkıntımız yoktu. Çetin düzenli olarak bir dergide yazıyordu. Genellikle öykü yazardı ama bazı dergilere şiir gönderdiği de olmuştu. Öykülerinin yer aldığı dergiden para bile kazanabiliyordu. Yoksa dergi mi kapanmıştı? Öykülerini yayınlayacak bir dergiyi her zaman bulabilirdi.

“Seni dinliyorum Çetin” dedim ve sağ dirseğinin yanında duran sigara paketinden bir sigara alıp yaktım. Çetin kayıtsızdı. Anlaşılan her şeyi birkaç kere tekrar etmem gerekecekti. “Anlat Çetin, yanındayım. Dinliyorum.”

Sigarasından derince bir nefes aldı. “Biz çok normal adamlar değiliz.” dedi. Bu söz Çetin’e ait değildi ama kime ait olduğunu da hatırlayamamıştım. Devam etti Çetin. Umarım konuşmasının tamamı alıntılardan oluşmazdı. “Üzülüyorum, üzülüyorum çünkü yaşıyorum Tolga. Hastalıklı bir köpek gibi yaşıyorum. Dünyada kimse kalmamış gibi yaşıyorum. Kaç milyon insan var dünyada Tolga, kaç milyar insan var? Hepsinin yerine acı çekmek nedir tahmin edebiliyor musun? Hepsinin hüznünü en ücra hücremde hissediyorum Tolga. Buna katlanamıyorum.”

Bu sözler kimindi? Ne tür bir yazarındı veya bu sözlere sahip bir şair olabilir miydi? En kötüsü, bu sözler Çetin’e ait ve hissettiği şeyler olabilir miydi? Beynim karnaval alanına dönmüştü bir anda. Ne düşüneceğimi hatta ne hissedeceğimi bilemedim. “Çetin...” dedim ve sesim sigara dumanına karışarak kayboldu. Belki Çetin’in kulaklarına ulaşmadı bile. O hala tavanı izliyordu.

“Üzülme” dedim. “İnan herkes hak ettiği kadar üzülecek. Sen sadece biraz fazla duygusal davranıyorsun. Sen iyi bir insansın Çetin. İyi insanların dostudur hüzün.” Söylediklerime ben bile inanmıyordum aslında.

Doğruldu. Gözlerimi gözlerine dikip onu bu hüzün denizinden sıkıcı yaşam kıyısına çıkarmak için ümitlendim. Başınıza bir felaket geldiğinde, daha önceden razı olmadığınız şeyleri mumla arıyorsunuz. Öyle bir şeydi tam olarak. Bir saniye kadar süren bu bakışmadan Çetin gözlerini kaçırarak kurtuldu. Bir sigara daha yakıp yine halıya sırtüstü uzandı. Ben kanepede iyice öne eğilmiş, nasılsa düşmeden oturuyordum. Ayağım uyuşunca halıya çöküp bağdaş kurdum. Sigaramı sigaramla yaktım. Hayat kitapta durduğu gibi durmuyordu. Verecek teselli cümlem yoktu. Moral düzeltecek afili kelimelerim yoktu. Sadece hüznüne olabildiğince ortak olmaya çalışıyordum. Kafamda kendimle kılıç kalkan oynarken Çetin’in suskunluğa kaçtığını fark edemedim. Kendi kendine konuşur gibi dudakları kımıldıyor, gözleri sabit bir yerde durmuyor, belirli aralıklarla tavanda geometrik şekiller çiziyordu. Yorgundum, kelimelerim bitmişti. Sırtüstü yanına uzandım. Biraz önceki teselli sözlerimi söylememiş olmayı diledim. Keşke, dedim. Hiçbir şey söylemeden gelip sadece yanına uzansaydım. Tavanı seyretseydik ve sigara içseydik. Kendi iç dünyamıza 86 metreden dalış yapsaydık. Merak dedim, insanın afyonudur.

Tavanı seyrederken Çetin’in yaşamak üzerine söylediği sözleri düşündüm ve onu anladım. Onu hemen ve ne güzel anladım! Evet mümkündü. Bize ait olmayan acıları çekmek mümkündü. Bize ait olmayan duyguları yaşamak mümkündü. Hatta bize ait olmayan gözyaşlarını dökmek bile mümkündü. Duygusal mı davranıyordum? İnsan hüzne yatkın bir yaratık, diye düşündüm. Vücudumuz, ruhumuz, zihnimiz veya bu kafamızın içinde konuşan her neyse hüznün kodlarını ezbere biliyor. Bazen hiç beklemediğimiz bir anda işleme koyuyor.

Çetin’in acısını şimdi ben de hissediyordum. Hüznün bulaşıcı etkisine kapılmıştım. Savruluyordum. Başım dönmeye başladı. Sallanıyordum. Gözlerimi açtım. Çetin başımda dikiliyordu. Sigara dumanından rahatsız olmuştu.


ABDULKADİR İNCE


Yorumlar

  1. Çok güzel A.Kadir.Tebrikler.(mushi)

    YanıtlaSil
  2. Bizim buyuk caresizligimiz'in cok daha da basite indirgenmis hali gibi geldi. Hani bir kitabi okursun, gun gecmez, etkisinden cikamadan bir seyler yazarsin ya, iste oyle. Yine de tebrikler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …