Ana içeriğe atla

Üç Şair İki Çocuk

Dünyada, “Şair bilmem kim sen misin?” diye sorulduktan sonra dövülmek istenen kaç kişi vardır acaba? Vardır epey, şairler zıpır olurlar biraz. Ama şair olmadığı halde bu soru kendisine sorulduktan sonra dövülmek istenen kaç kişi vardır? Yok yok, dayak yemedim ama kıyısından döndüydüm. Herkes Kafka’yla Milena değil ki! (Sahabısı olan kadınlara mektup yazmayın Romalılar!)

“Şair” ve “deli” çeken bir tarafım var. Misal: Dört milyonluk bir şehirde ablanın biri beni seçip, yolda durdurup erkeklerle ilgili hiçbir tecrübesi olmadığını, bu konuda onu bilgilendirmemi ister. Benden (evet erenler, benden, şaka gibi) evleneceğim kadında hangi özellikleri aradığımı sorar. Tabi, bu ayrı, upuzun bir konu, geçelim. Misal: Sabahın köründe, Dikili’de sahilde bir sigara içeyim derim, yanıma bir abi gelir. İzin verirsen sana şiirlerimi okuyayım der, inci gibi yazıyla not defterine yazılmış şiirleri okur. Olur böyle şeyler.
Ahmet Arif parkının az aşağısında, Ahmet Haşim Caddesinde oturuyorum. Metin Altıok’un bir dönem yaşadığı ev, benim mahallemde, iki sokak ötemde. İşyerime yakın iki park var: Cemal Süreya ve Pablo Neruda parkları.

Ulen Onur dedim (ben kendime arada ulen derim), madem Bermuda şair üçgeni arasındasın, Yutmi’yle Başak’ı da çağırsan, şu şairleri bir fotoğraflasanız! Çok da güzel oldu. Biz, üç şair ve iki çocuk ve Yutmi güzel bir gün geçirdik. (Yukarıdaki fotoda mesela, tam Metin Altıok parkındayken, bir mesaj gelir uzaktaki bir arkadaşımdan, açarım: Yerleşik Yabancı yazıyordur sadece, şiir tanrısı olsa inanacağım gelir.)
Metin abiden başladık. Mete Apt. No: 18. Her sabah önünden geçerken bir dize mırıldanırım. Sevgiden caydığım yerde darıl bana ya da Üstümde bu ütüsüz gökyüzü. Herkes sabah telaşındadır. Oto-yıkamacı daha sabahın o saatinde başlamıştır işe. Herkese selam veren amca cami avlusundan yeni çıkmıştır (Selamün aleyküm. Şalom diyesim gelir). Bizim muhtarı bekler birkaç kişi. Tam Metin abinin parkının orda. Belki bazısı merak edip bakıyordur kim bu Metin Altıok diye. Belki. Ama genelde şiir yoktur, hiçbir yerde değildir. Kimsenin de şiirle işi yoktur. Devam edelim biz.

On üç yıl olacak, Ankara’dayım. Ey iyi kalpli üvey anam benim. Ne kadar sevsem de Ankara’yı, burada hep bir üvey çocuk muamelesi göreceğim kesindir. Ankara’nın öz evladı var mıdır ki zaten? A. İlhan gelir aklıma: ulan ankara ben senin oğlun değil miyim? Benim aklıma böyle saçma şeyler gelir. Akranlarım, çocukları için sünnet düğünü derdine düşmüşken, benim böyle lüks takıntılarım, dertlerim vardır.

İşte bu üveylik yüzünden. Her sabah Metin abiyi hatırlamak iyi gelir bana. Bergama gelir yanıma. Gel yanıma.
İşe ilk girdiğim zamanlarda, o kadar bunalıyordum ki, o kadar olur. Soluğu ya Cemal Süreya Parkında ya da Pablo Neruda Parkında alırdım, öğle araları. Bazen bu ikisinin kitapları da olurdu yanımda. Oyalanırdım işte.

Can Baba’nın biliyorsunuz fake şiirleri dolanıyor ortalıkta. Geçenlerde bir edebiyat dergisinde bile gördüm. Yuh! onlara. Neyse, onun öz hakiki şiirlerinden bir tanesidir Cemal Süreya Parkında: "Bir Kasım güneşlisinde / Meclis'in o askerî duvarının / Dibinden geçip / Geldim oturdum karşına senin... / Hiç bu kadar mülk sahibi olmamıştın / Darphâne müdürü olduğunda bile... / Epiy bir yüzölçümün var / Bir basket sahan / Çocuk bahçen / Havuzun / İki kutu gibi helan / Sunay’ın dediğince Gülcemaller’in solmuşsa da / Tektük çimen yeşilin var sağa sola serpili... / Çocuklar bu ara okulda / Ama firarîler de var aralarında / Erkek-dişi kışkırtıyorlar. / Arabalar etrafında vızır vızırmış / Olsun! / Sen geceleri çıkarsın zâten ortalığa / Bankların üstünde eski gözağrılarınla / Al takke ver külâh... / Parkın sana mübarek olsun!.."

Can Baba’nın gördüğü halini bilmiyorum ama anlattıklarının eksiği yok, fazlası var şimdi. Heykel yoktu mesela (birkaç senedir yoktu, daha öncesini bilmiyorum), şiirler yoktu. Artık var.
Biz -dedim ya- üç şair, iki çocuk yorulduk. Cemal Süreya parkının hemen karşısında Yolluk vardır. Orada bir öğle rakısı yaptıktan sonra, Pablo abiye koştuk. Çünkü ona soracaklarım vardı. Sorular Kitabı’nı yazmak kolay, kendisi cevaplasın bakalım:

Yağmurun altında duran bir trenden
hüzünlü daha ne var ki hem dünyada?

Neden bu kadar çok gözyaşı döker
ve yine de sevinçlidir bulutlar?

Pablo Neruda adını taşımaktan saçma
başka bir şey olabilir mi bu dünyada?

Ve aralıkla ocak arasındaki
ayın adı nedir sahi?

Sevmek, ah sevmek onu ve herkesi
onlar yok ki artık, ama nereye gittiler?

Doğru mu yasın geniş ve
karasevdanınsa dar kalçalı olduğu? 
Sonra o gece başka dostlarla buluşuldu, dünyanın en güzel meyhanelerinden birinde muhabbet edildi. Sonra ben, gece yarısı eve dönerken mırıldanıyordum kendi kendime:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu / Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.

Oysa, benim artık mektubum yoktu ki!

Bu üç şairin şiirlerinden yapılmış çok güzel besteler var(dır) elbet. Yeni çıkan ANKÂ albümünde de çok başarılı Metin Altıok besteleri var. Ancak benim son zamanlarda dinlediğim, yeni duyduğum bu Kavaklar yorumu, ah!

Yorumlar

  1. Nasıl bir güzelliktir bu arkadaş; yaşarken bile buluşamayan şairleri bir sofraya oturtmuşsunuz. Bir şölen gibi.
    Nöbetçi meyhane aratacaksınız sabah sabah insana.
    Aklınıza, gönlünüze sağlık.
    servet

    YanıtlaSil
  2. :) eyvallah abi. bigün beraber gezelim, daha geniş bi rota belirleyelim, şiir okuyalım parklarda :)

    YanıtlaSil
  3. Şanslıymışsın, işe ilk başladığımda kaçabileceğim tek yer tuvaletti, üstelik akşam bile gidecek evim yoktu.

    Parklar ne güzeldir, ve şiirler,ve elbette mektuplar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her mektup güzel olmasa da katılıyorum :)

      Sil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

Kış Uykusu: Vicdanın Mülkiyet ile İmtihanı

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Kış Uykusu, Türkiye’de son yıllarda tartışılan o denli çok başlığı içinde barındırıyor ki eminim bu film üzerine sayfalarca yazılacak ve tartışılacaktır. Film, ironik bir şekilde Aydın ismiyle sembolize edilen, Türkiye’de aydın kimliğinin kendi halkına olan yabancılığı meselesinden, onun tam karşısında konumlandırılan ve polis olmak isteyen çocukla simgelenen başka bir kimliğin sınıfsal kökenlerine ve kültürel kodlarına kadar pek çok politik imada bulunuyor. Aydın karakteri bir bakıma Onur Ünlü’nün filmi Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde karikatürleştirilen anayasa profesörüne benziyor.
Politik göndermelerinin yanı sıra, ikili ilişkilerde, mevzi kazanmak adına girdiğimiz ego savaşlarında, en yakınlarımızın en iyi bildiğimiz yaralarına ne denli acımasızca bıçak sapladığımıza dair pek çok “insanca” tarafımıza da büyük bir ustalıkla değiniyor.
Ayrıca filmin uzun süresine rağmen, ilgiyi sürekli canlı tutan bir anlatımı, görüntü kalitesi ve üst…