Ana içeriğe atla

BEYAZ CAZ SOKAĞI

"Kaç kez söyledim sana/şairler çocuktur anlamazlar" (s: 114, c: 2) dediğine bakılırsa; Halim Yazıcı kendi engin dünyasını, bir kısmı gün ışığına çıkmış bir kısmı da yeni ortaya çıkan 800 sayfayı aşkın toplu şiirler düzleminde, çoğunca birleştirmiş. Tutumlu sözcük dağarcığı ve toplamıyla çoğu kısa dizelerle oluşturduğu, yalın kalma hevesinden hiç vazgeçmediği, kendine özgü anlatımıyla Halim Yazıcı profiline okuru da yaklaştırmış.

Halim Yazıcı; Bergama'dan pek kopamadığı, Çandarlı denizine sık sık bandırıp çıkardığı, babasının Ege efesi direnişinden esin bıraktığı Asklepion'da mitos'larla kaynaştırdığı ve Che edasıyla devrim esintilerine kavuşturduğu; bazen Lorca, bazen limon, zeytin kokulu şiirini; önümüzde birleştirip, Ege sıcaklığıyla sunmasını biliyor.

"İncirin sütü anlattı bana" (s: 112, c: 2) "dört defa demlediğim ve giderek tatsızlaşan çayı döktüğüm" (s: 65, c: 1) diye anlattığı evren onun doğadan koparttığı, sıcak biçimlerde önümüze sunduğu kendine özgü evrendir. Sevdiğinden ayrı yaşamayı beceremeyen deli yüreğini (s: 56, c: 1), akşam akşamsefaları eşliğinde kurduğu eşsiz hülyaları ve ömrünü şehrin orta yerine kurduğu duygularla bitiştirir.

Doğanın bu yeşil örtülü ve bahar kokulu ozanı şimşekleri avucuna takarak Cunda'nın meyhanelerinde gezdirecektir bizi. "sigaraya başladım hayatım" "teneke kutu bira söylüyorum" (s: 172, c: 1)

Onun hep hayatın içinden ürettiği, canlı ve kimsede göremeyeceğiniz taze, buğulu ve turfanda dizeleri…
Halim Yazıcı, hiçbir akımı kendine eklemediği, kendine özgü bir dille seslenmiştir bize. Onu ne imge boğuntusu, ne de imgeden uzak bir şiir evreninde kucaklarız. Yalın koşmayı ilke edinmiştir bu kez. Açık hava sinemalarında çekirdek yenen günlerin şakırtılı sesinden, çingenelerin onu etkileyen renkli gürültüsünden de uzak tutmaz dizeleri. Tüm bunları memleketi Zeytindağı'yla, babasının onu etkileyen gölgesiyle birleştirmeyi bilir:

"sinemaya ayşecik gelirdi
ay çekirdeğinden
kır çiçekleri getirirdi seyhan
sevgilisine yuntdağından" (s: 343, c: 1)

Ege'de yaşayanlar, şiirlerde geçen yöresel adları bir bir tanıyacaklar: Ayvalık'ı, Çandarlı'yı, Bergama'yı, orada yaşayan canlı kahramanları hissedecekler Yazıcı şiirlerinde. "kağıttan film olmamıştı/che henüz", "yurtta üçüncü kattan atılan/harun karadeniz'in arkadaşı kimdir" (s: 344, c: 1) diyerek toplumsal tarihimizin yakın dönemeçlerine kadar inen, bazen Metin Altıok vb. Sivas yakınlarımıza değinen, devrimci bir kahramanın usta dönüşünü, kitabın ikinci cildi "Avluda Kuş Sesleri" kitabında "cebimde yanardağlar" (s: 192, c: 2) diyerek, içindeki yangını ortaya çıkardığı cezaevi günlerinde, tıpkı Nazım'ın "Dört Hapishaneden" kitabındaki ince duyarlıklı yeni biçimiyle ortaya dökecektir: "pencereyi açtım, kumrular girdi, ranzamda yağmur, avluda gölgemle henüz seksek oynamadım" (s: 199, c: 2) vb. ayrı duyarlıkla döşenmiş, özlem ve dünyayı yeniden görme biçimleri içinde eşine, kedisi Tarçın'ın pencere pervazında oturup oturmadığını sorar. Bu da hapishane şiirlerine yeni bir çizgi bırakmıştır Yazıcı dilinde.

Aslında "cebimde gizli kuşlarım var/dilleri dilim, kanatları vapurlarım, onlarla/bir dağlara bir aşka konarım" (s: 135, c: 2) dizeleri Halim Yazıcı'nın son şiirlerinde belki yazmak istediklerinin tam özeti olmuştur bence. Yazıcı gizli ve özel bir duyarlıkla, Ege içtenliğiyle, ve kocaman yüreğiyle belki ipince bir melodi sesi yaratmaktadır.

Tıpkı Orhan Kahyaoğlu'nun onun için "Musikinin Yazıcı'nın şiirlerinde özel bir yeri var. Musiki, şiirlerin daha çok yapısına yedirilmiş, Eski kitaplarında, birçok müzik türü, veya müzisyenlerle kurduğu duygusal bağı, müziğe, özellikle caz'a duyduğu ilgiyi yansıtan örneklerle karşılaşılıyor" dediği yerdeki gibi tenor sax, flüt, akustik gitar, Ella Fitzgerald, Bob Dylan, Joan Baez, Hamamizade İsmail Dede Efendi, Neyzen Tevfik ve birçok müzik arkadaşıyla birleştirdiği "Aşk Cazdır" dilimi, Yazıcı'nın müzik bağının keskin örnekleri. Müzik bağı, şiirinde de ses olarak ve tını biçiminde yer yer deyişine sığdırılmış bir biçime dönüşmüş. Akdeniz şahidimdir diyerek Ege'yi ve Akdeniz iklimini; kendini küçük taşlarla bağlamış olma fikriyle bize aşılıyor. Yılmaz Güney arkadaşımdır diyerek (s: 317, c: 1) bize devrimsel yönsemeler de getiriyor. "Bergama'da aklımızda kırmızı boyalar" diye çağırdığı yer, belki İzmir Pasaport kahvesinde grapon kağıdından devrimler yaptığı yıllara rastlıyor. Kelebek toplayıp papatyaları emzirmesi de onun çocuksu çabası.

"sen gittiğinden bu yana ben yaşlandım
kan damarlarım delice zeytin" (s: 334, c: 1)
Sonuç olarak Halim Yazıcı, içli, hüzünlü ve aşk dolu bir Ege delikanlısının durmadan koşturduğu gençliğinden orta yaşa, belki de yaşlanmaya hiç uğramayacak dopdolu enerjisini bize taşırdığı şiir toplamıyla karşımızda. Hiç de kayıtsız kalınmayacak; hangi zeytin kurudu diye arkamıza baktırmadan seyrine doyulmayacak enfes bir Ege albümü bu!

"sen bana bakma. ben kendime geliyorum" (s: 110, c: 2)

Şairin durup durup bizi limon kokularına, dalga hışırtılarına ve Çandarlı gecelerinde koca Zeytindağlı'nın yanına çağırdığı upuzun bir serüven. Zeytinlerin erken kararmasını, geç kanamasını; dağlara gidip şiiri silahla vurmaya çalışan Ege zeybeğinden dinlemek isteyenlere…


HÜSEYİN PEKER


Varlık Dergisinde (Ekim 2014) yayımlanmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …