Ana içeriğe atla

Esta parea ke viene

Biliyorsunuz, Türkiye Türklerindir diye bir sloganı vardı Hürriyet Gazetesinin. Hem saçma, hem ırkçı hem de salakça. Biliyoruz ki bugün Türkiye dedikleri coğrafya, birçok millete, dini ve milli topluluğa beşik olmuştur. Ne güzel! Bu beşikte birikenler bizim, hepimizin kültürüdür. İyi ki!

1492’de Yahudiler ve birtakım Müslümanlar Osmanlı’ya göç etmişlerdir. Ettirilmişlerdir. İşte İspanya’dan gelen bu Yahudiler Sefarad Yahudisi olarak anılırlar. Peki, bu adamlar/kadınların da değil mi Türkiye? Neyse. Salakla salak olmayacağım; hele ki “Ne mutlu…” salaklığına hiç dalaşmayacağım şimdi. Çünkü size Janet ve Jak Esim çiftinden bahsedeceğim.

Ne demiştik? Sefarad Yahudileri (ki Türkiye’dekileri de kapsar) Ladino dilini konuşurlar efendim. İspanyolcaya çok benzer. İbranice ve Türkçeden de almıştır biraz. Bir de Aşkenaz Yahudileri vardır. Allahın belası Nazilerin zulmüne uğrayan ve sonra dünyanın çeşitli yerlerine dağılan Yahudilerdir bunlar; onlar Yidiş dilini konuşurlar. Bu kadar bilgi yeter.

Janet Jak Esim, şarkılarını Türkçe ve Ladino dillerinde söyleyen iki güzel insan. Müzikleri üzerine söz söyleyebilecek çapta değilim, bendeki yansımasından söz edebilirim ancak.

O zaman anılar söz alsın. Tarih: 2002 yazı. Yer: Dikili. Amca oğlu kitapçı tezgahı işletiyor. Günümüz şöyle geçiyor (aşağı yukarı): Akşama doğru tezgah açılır. Duruma göre gece bir-ikiye kadar kitap satılır (Kitapta kampanya, korsan değil orjinaaal!). İlginç ve güzel, güzel ve ilginç insanlarla tanışılır. Sonra gece, iş bitimine doğru tezgahın arkasında Dimitri Kopulalar açılır (mantarsızdır, tıpası maket bıçağı marifetiyle kesilir). Teybe (evet teybe) Ezgi’nin Bahçedeki Sandal’ı veee Antik Bir Hüzün–Judeo-Espanyol Ezgiler konulur. Muhabbet muhabbet muhabbet. Eve gidilirken birkaç bira alınır, film izlenir. Uyunur.

Those were the days yani. Bok gibi genciz yani. Ya çok aşığız ya da çok pis düşmüşüz eşekten. Yani. Güzeldi be! İşte o güzel günlerden beri dinlerim Janet ve Jak Esim’i. Şarkıları, sözleri ezbere bilirim. O kadar ki bir ara İspanyolcayı bildiğimi sanıyordum.

Neyse.

Yukarıdaki yorumlarını dinlemişsinizdir. Harikulade! Aşağıdaki parça da yeni gözdelerimden. Sıkıcı ofis ortamını bile şenlendirir cinsten.

İnsan kalınız!


Onur Çalı 



ESTA PAREA KE VIENE

Esta parea ke viene
Es parea de biju
La de medyo es mi kerida
La de kostumiko blu

Vamos vamos kaminando
Para el park de Cubali
Para ver a mi espoziko
Ke sale de la reji

Ayde vamos kaminando
Para el park de Cubali
Para ver a mi espozika
Ke sale de la reji

Esta parea ke viene
Es parea de kulambis
El de medyo es mi kerido
El de godro mustacho

GELEN ARKADAŞ GRUBU

Şu uzaktan gelen arkadaş grubu
Bir mücevherdir,
Ortadaki mavi kostümlü
Benim sevgilimdir.

Hadi yürüyerek
Cibali parkına gidelim
Sigara fabrikasından çıkan,
Nişanlımı görelim.


Hadi yürüyerek
Cibali parkına gidelim
Sigara fabrikasından çıkan,
Nişanlımı görelim.

Şu uzaktan gelen arkadaş grubu
Külhanbeyler grubudur,
Ortadaki kalın bıyıklı
Benim sevgilimdir. 


Yorumlar

  1. 12 eylül sonrası sıkıntıdan geberiyoruz; Her şey donmuş hiç bir şey üretilemiyor, üretilse dağıtılamıyor. sevgili dostum Murat Fransa'dan gelirken bu kayıtların bir kopya getirmişti. Ezgiler, sesler, motifler öyle bildik ki çoook uzak bir güzel akraba ile yüz yıl sonra buluşmuş gibiydik. Öyle çok dinledik ki kaset bozulmaya başladı, hemen çoğalttık yedek olsun diye.
    Benim en sevdiğim, Durme Durme isimli ninniydi. Oğlum o zaman üç yaşında olduğu için miydi acaba.
    Bir de İstanbul'da Yahudi bir müşterim vardı Nahman adında. Ona hediye etmiştim. Öyle çok sevinmişti ki iki ay sonra uğradığımda "Biliyor musun, bizim evde her an onu dinliyoruz."demişti.
    servet
    http://www.youtube.com/watch?v=PqzK6XGeSRg

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abi, ne güzel anılar. Güzel insanlar, güzel anılar... http://www.youtube.com/watch?v=16oDR-7TMa0

      Sil
  2. Karşı komşumuzla şarkıyı dinliyoruz. Çünkü Ladino dilini konuşan ve bilenler hala var. Bu parçayı onlarla dinlemek çok daha güzel çünkü. Hele de şarkıda geçen tütün fabrikasında büyükleri çalışmış ve o günleri bize anlatabiliyorlarsa.. Herşeyimizi paylaştığımız gibi, müziğimizi de şimdi paylaşmak güzel oldu.:-) teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa ne güzel. Bizden sevgiler, selamlar o zaman :)

      Sil
  3. Ladino dilinde çok güzel söyleyen Hadass pal Yarden var bir de.
    Kalan Müzik " Yahudice" adıyla yayınladı albümü. Nani Nani :http://www.youtube.com/watch?v=qcsXH0Uv-vE

    Ankarada 1947 ye kadar Sefarad Yahudileri var. Meraklısı için, Beki Bahar hanımın "Ankara Yahudileri" okunası bir kitap.
    servet

    YanıtlaSil
  4. Abi eyvallah. Ninni de pek güzelmiş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …