Ana içeriğe atla

hayde dringa


Yaşar dayı, Bozüyük’ün yerlisidir. “Yörük Yaşar” derseniz pek keyiflenirdi. Çevresindeki herkese bir şekilde iyiliği dokunmuş, sevilen, keyifli, muzip bir adamdı. Bozüyük’e iskân edilen muhacirlerle dost olmuş, onları çok iyi gözlemlemiştir. Eşi de bir muhacir olan yengemize sataşmak istediğinde hemen muhacir taklidi yapardı. Bazen de “Dayı, Hamit Aga ne yapmış?” diye kışkırtır, defalarca dinlediğimiz minik öyküleriyle bir kez daha bizi kırar geçirirdi.

Ondan dinlediğim bu küçük öykülerden aklımda kalanlar… Servet Şengül
Yörük Yaşar


49 AUSTİN

Harun amca (Arnavut muhaciri), Bozüyük’ün sevilen kamyoncusudur. Oğlu Selahattin ile birlikte taşımacılık yapar. Selahaddin, “Harun’un Selahaddin” olarak tanınır.

1950’lerin en bilinen kamyon markası Austin’dir. Harun amcanın Austin’in şanzımanı dağılmış, kamyon yolda kalmıştır. Kamyoncu dilinde o vakitler şanzımanın adı “göt” tür.

Harun amca Şehir Kulübündeki manyetolu telefondan İstanbul’daki yedek parçacıyı arıyor:

-  Aluuu, kimsın?

-  ….

-  Asanım (Hasan), ben Aarunun Selaattinin bubası Aarun! Anadın mı?

-  ….

-  Asanım, bizim Avustinin götü daaldı… Var mıdır bre Avustin götü?

-   …

-  Vardır? Aman acele bi göt yollayasın... Anadın mı?



HAMİT AGA

Hamit Aga ve ailesi, 1952’de Bulgaristan’dan gelip Bozüyük’e iskân edilen muhacirlerden. Çarşıda esnaf. Öğle yemeklerini evde yiyor. Canı kavurma çekmiş ve kasaptan yarım kilo et alıp öğle vakti eve geliyor. Hanımı Fatma teyze komşularla bahçede oturmaktadır.

Muhacir evlerinin tuvaleti, üç duvar bir kapıdan ibaret. Çatısı yok. Hamit Aga sıkışmış, kendini tuvalete atıyor ve eti duvarın üstüne koyup çişini yapmaya başlamışken kendisini izleyen bir kedi duvardaki eti kapıp kaçıyor. Hamit Aga fırlıyor kedinin peşine ama düğmeler açık ve “alet” dışarıda. Eti kaptırmanın siniriyle ne yaptığının farkında değil. Bunu gören Fatma teyze onun peşinde bağırıyor:

- Hamit, a be Hamit!  Naabiyesin be?

- Te et gidiyeri Fatme!

- Sok onu içeri, sok onu içeri!

- A be Fatme, et gidiyeri, et gidiyeri görmezsin. Pişt mendebur!

- A be Hamit görmezsin, kalıpçı anneler burda beyaa.

- Ama et gidiyeri be Fatme, piş desene… pişt de şuna!

Fatma teyze başörtüsüyle yüzünün yarısını kapatmış çığlık atar:

- Auu! Auu! Hay senin etine ba Hamit! Ettin beni rezil!

- Fatmeee, et gidiyeri, Fatme!



“CAMİCİLİK”

Hamit Aga’nın namaz-niyazla pek arası yoktur. Bunu bilen komşu esnaflar ikide bir camiye götürmek için takılırlar.

Bir gün baskılara dayanamaz ve birlikte camiye giderler. Namaz biter, camiden çıkarlar, herkes raftaki ayakkabısını bulup giyer ama Hamit aganın ayakkabıları yok. Orda burda derken çalındığı anlaşılır. Başlar feryada:

- Te bak, gitti! Dediydim ben, yaramaz bana camicilik! Gitti gıcır kunduralar. Yaramaz bu camicilik bana, ep ederim zarar!


Yorumlar

  1. Anlatana da yazana da selam olsun. Pek keyifle okudum. Hele et gidiyeriye, abboov :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yörük Yaşar dayımız aramızdan ayrılmış Ebrucan. Ama ölüleri yaşatan, yaşayanların sözleridir. Çok yaşasın!

      Sil
    2. Tahmin ettim Onno. Selam ona da ulaşır bence :)

      Sil
  2. Ebru hanım, güzel sözlerinize çok teşekkür ederim.
    Güzel insanları hatırlamak yaşama sevinci veriyor insana.
    Sevgilerimle
    servet

    YanıtlaSil
  3. Midilli'nin Yela köyünden Hasan Dayı ile Midilli'nin Ufturunda köyünden Köse Halil, Ayvalık'ın sebze halinde karşılaşıp konuşurlar. Hasan dayı şakacı mı şakacı, Köse Halil ters mi ters bir adam.
    "Bre Halil, nerasın, çuktan beri görmem seni oğlanım?"
    "Na Cundayayım. Tukmak ikerim..."
    "Ne tukmağı bre Halil?"
    "Na, davul tukmağı!... Ah o Giritliler, gelesin bakasın adaya, yıktılar evleri, duvar diplerine kafamız gibi tukmaklar iktiler. Yakındır aç kalalım!..."
    "Amma ham ahlatsın bre Halil! Onlar tukmak değil, inginardır. Midilliyeyken gürmedin?"
    "Yok gürmedim. Adaya da yoğuydu. Öyle şey de hiç gürmedim. Belkim de birkaç zinginin bahçesinde var idi, o dikenleri çiçek niyetine kokunur idi!... Başka ne boka yarar ki..."

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …