Ana içeriğe atla

EŞİK

TUĞBA GÜRBÜZ

Nurten

“Oyuncaklarım hangi kolide anne? Evde kalayım. Bulurum belki.”

“Koli açmak, eşya yerleştirmek büyüklerin işi. Söz veriyorum, bugün bulacağım. Sen okuluna git.”

“Ne zaman büyüyeceğim?”

Büyümüş. Okulda önemli bir dersi yokmuş. Evde kalıp bana yardım edebilirmiş. Odasındaki bütün oyuncaklarını yerleşmiş görünce çok sevinecek.

İpe dizdiğim biberler kızarmaya başlamış. Asmak için mutfak kapısının arkasına birkaç çivi çakmalı. Kışın yiyecek bir şey bulamazmışız. Patlıcan, fasulye, biber de kuruttum hangi akla hizmetse. Çok beklerse kurtlanır. Merdivenleri yıkamaya gelen kadına vereyim en iyisi. İpek'in boyu uzamış. Kışlıklarının çoğu olmayacak. Keşke gelmeden alsaydım biraz. Merdivenleri silen kadının üç kızı varmış. Hepsi de İpek'ten küçük.

“Bir şey mi dedin?”

“İpek'in küçülen kıyafetlerini ayırdım. Merdivenleri silen kadına vereyim, diyordum.”

Sesli mi düşündüm?

Karşıdaki evin damında oturan kadınlar var. Çivit mavisi, zümrüt yeşili, gelincik kırmızısı elbiseler süslüyor zayıf bedenlerini. Bu şehirde şişman kimse yok. Bu kadar yokuş tırmanmaya, merdiven inip çıkmaya kilo mu kalır? Semaver mi önlerinde duran? Arkadan biri bakır sini getirdi. İnce belli bardaklar, kıtlama şeker, hurma, lokum, çekirdek... Balkon çok tozlu. Yıkayayım. Kururken sigara böreği kızartırım. İpek aç gelir okuldan. Çay da demlerim.

“Çay demlesene hanım.”

İçimi mi okuyor bu adam?

“Bir kova su getir de balkonu yıkayayım.”

Bir kova, bir kova daha. Kaçıncı kovada arınır bunca pislik? Küçük masayla sandalyeleri çıkarayım. Böreğin yanına patates mi kızartsam? Bir daha akşam yemeği işi çıkmasın. Hâlâ açmadığım koliler var. İyi ki izin almışız bugün. Ne çok iş hallettik.

Çatısız, sıvasız evler. Toprak damın üzerinde koca bir naylon branda yığını duruyor. Kış geliyor. O branda mı engelleyecek çatının akmasını? Aklım almıyor. Dama merdiven dayalı. Biri dönecek. Yarım bıraktığı işi bitirecek sanki, ama burada her şey eksik... Ezan okunmuştu. Yolun karşısındaki bakkalların kepenkleri kapalı. Cumaya mı gittiler acaba? Tek tük yaşlı adam camiden çıktı. İnekler bir köşede çöpleri eşeliyor. Sokaklar hâlâ çok sessiz. Zil çaldı. İpek gelir birazdan. Karşı tepeden duman yükseliyor. Gözlerim yanıyor.

“Vahit, koş. İpek'i almamız lazım okuldan.”

“Evde bekle sen. Gelirse kapıda kalmasın.”
İpek

Okulun bahçesinden çıkmış, eve yürüyordu. Babası telaşla ona doğru koştu. Sıkıca elini tuttu. “İyi misin kızım? Bir şeyin yok ya.”

Sınıftaki oğlanlardan biri teneffüste saçımı çekti. Fena söz söyledi. Onu mu soruyor? İcabına baktım ben. Babam nereden biliyor? Öğretmen mi telefon açtı? Kesin çok kızdı bana. Hiç konuşmuyor. Önce o başlattı. Eğer bacaklarının arasına bir tekme atmasaydım daha devam ederdi.

Eve giden kavaklı yolu tırmandılar. Babasına yetişmekte güçlük çekiyordu. Büyük ve hızlı adımları ancak koşarak yakalayabiliyordu. Giderek dikleşen yol, babasının içmekten bir türlü vazgeçemediği sigara, korku, hızlı tempo nedeniyle nefesleri kesildi. Mola verdiler.

Nefes nefeseyim. Karnım ağrıdı. Bir adım daha atamayacağım.

Yanlarından polis araçları geçiyordu. Bir anda nereden geldiğini göremedikleri taşlar atılmaya başlandı. Ne yapacaklarını bilemez halde donakaldılar.

“İpek koş. Sakın durma.”

Bana kızdığını sanmıştım. Kızdığı için değilmiş. Kimden kaçıyoruz? Babam kötü bir şey mi yaptı? Annem nerede?

“Annem nerede?”

“Evde.”

Yol kenarından aşağıya atlayıp babasının peşinden mahallenin iç tarafına doğru koştu. Ayağı büyükçe bir dala takıldı. Düştü. Dizi yaralandığında bile ağlamadı. Hemen kalktı. Koşmaya devam etti.

“Nereye gidiyoruz baba?”

“Eve.”

Dizim çok acıyor. Neler oluyor? Bir şey anladıysam Arap olayım. Yoruldum.

“Baba, yavaş.”

Yürümeye devam ettiler. Neler olduğunu anlamak için başını kaldırdı. Etrafına bakındı. Dumanlar yükseliyordu. Boğazı, gözleri yanmaya başlamıştı.

''Baba yangın mı var?''

Cevap vermedi. Her zaman cebinde taşıdığı, kimi düştüğünde kimi hastalanıp aksırdığında çıkardığı ütülü mendillerden birini uzattı.

“Ağzını, burnunu kapat.”

Önlerinde kocaman bir araç durdu. Üzerlerine kırmızı boyalı bir su sıktılar. Güneş, bulutların arasından çekingen yüzünü gösterdi. Sıkılan suyun ardından yere doğru bir gökkuşağı uzandı. “Baba bak, gökkuşağı!” diye bağırdı neşeyle.

Bir kâse altın bulmayı umarak ilk kez bu kadar yakından gördüğü gökkuşağının altına baktı. Yüzü kar maskeli bir adam elindeki büyük sopayı kaldırmış yürüyordu. Gözleri daha da yandı. Ağlamak istemiyordu ama yaşlar akıyordu yanaklarından.

Babam nerede? Hiçbir şey göremiyorum. Ne zaman bıraktım elini? Nereye gideceğim şimdi?

Güçlü eller hissetti omzunda. Babasıydı. Bir kapı açıldı. Eşikten geçtiler. Halı kaplı zemin minderlerle doluydu. Boş buldukları yere iliştiler. İçeride kaç kişi vardı, saymadı. Kimseden çıt çıkmıyordu.


Tuğba Gürbüz


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …